Kelâmbaz

Yaraya Merhem Bir Kitap; Homoseksüelliği Önleme Rehberi

14 yaşındaki oğlu için ağlamaklı bir şekilde bizi arayan baba, “Oğlum daha 14 yaşında, nasıl eşcinsel olabilir?” diye haykırıyordu.
Aile, İstanbul’da bir hekime başvurmuş ve hekim yaptığı 15 dakikalık görüşme sonrasında babaya, “Bu, oğlunuzun cinsel kimliği; onu bu şekilde kabul edeceksiniz, eşcinsellik doğuştan gelen ve en az heteroseksüellik kadar normal bir durumdur” derken çocuğa ise, “Bu durumu kabullenmekten başka çaren yok” demiş. Bunun üzerine baba, “Oğlumun hiçbir erkekle bir ilişkisi olmamış. Bu, ben onu internette gay pornolarını seyrederken yakaladığım için bana açıklamak zorunda kaldığı bir hissi. Ayrıca oğlum bana kadınlardan da hoşlandığını söyledi, sadece kafası karışmış. Ben uzun yol şoförü olduğum için evde çok bulunamadım; oğlum daha çok annesi ve ablası ile vakit geçirdi, onlardan etkilenmiş olabilir mi?” diye sormuş. Hekim, “Yapacak hiçbir şey yok, bu durumu kabulleneceksiniz” diyerek aileyi göndermiş.”  Dr. A. Cem KEÇE Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Genel Başkanı

Çoğu şey suskunluk karşısında büyür. Suskunlar, aslında kötülüklerin büyümesine, güçlenmesine göz yumarlar. Bir zaman sonra suskunlar farkeder ki, kötülük büyümüş ve güçlenmiştir. O zaman mücadeleye başlasalar da vaktiyle sustukları şey, onlardan bir şeyler götürür. Susmalarının bedelini öderler. Ancak kötülüğün büyümemesi ve yok edilmesi için ödenecek her bedel kıymetlidir ve boşa gitmez. Çünkü kötülüğe karşı verilen mücadele insanın kendisi dışındakiler içindir. Faydası ise kendisinden sonraki bütün zamanları kapsar.

Haklıya, hakkından fazla iltimas verilmesi başkalarına yapılan en büyük haksızlık ve kötülüktür. Çünkü o zamanla kendine verilen fazla haklara istinaden daha fazla hak isteyecektir. İşte mazlumlar böyle zalime dönüşürler.

24-30 Haziran 2019 İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası ilan edildi. Yani eşcinsellik 1 hafta boyunca kutlanarak bir festival havasıyla normalleştirilecek. Önceki senelerde Ramazan ayına tesadüf eden bu propaganda haftasında, sokak ortasında pek çok rezillikler yaşanmıştı. Bu sene valilikler tarafından müsaade verilmemesi sebebiyle nümayiş yapacaklarını ilan ettiler.

Senelerdir bu rüzgara karşı nasıl hareket edilmesi gerektiği hakkında kafa yoruyorduk. Netice itibariyle işinin ehli kimselerin, ilmi olarak bu problemin analizini yapmaları gerektiği açıklanmaya bile gerek duyulmayacak kadar meydandadır. LGBT ilk çıkış noktasından fersah fersah uzaklaşmış ve ideolojik bir cebre, dayatmaya dönüşmüştür.

Nihai hedef çocuklar ve gençler!

LGBT hareketi sadece cinsel hakları savunan basit bir sivil hürriyet hareketi değildir. Global şirketler tarafından finanse edilen siyasi, hukuki, sosyolojik ve psikolojik yönleri olan marjinal bir propaganda ve kışkırtma hareketidir. Batı’da 60’lardan itibaren çeşitli argümanlar üreterek meşruiyet kazanmaya çalışan hareket, öyle bir noktaya gelmiştir ki artık çocuklara kadar elini uzatmaktan çekinmemektedir. Hatta bunu kendinde bir hak olarak görmektedir.

Avrupa’da “Drag Kid” adını verdikleri çocukları bu hareket adına figürleştirerek, çocukların da eşcinsel olabileceğinin propagandası yapılıyor. Bu çocukları, gay barlarda dans ettirmekten tutun makyajlayıp nümayişlerde maskotlaştırmaya kadar her cihetle istismar ediyorlar(İstismar:1. İşletme, faydalanma. 2. Birinin iyi niyetini kötüye kullanma, sömürme). İnternette, video sitelerinde bu isimle yapacağınız ufak bir aramada, hadisenin boyutunun Batı’da nereye vardığını görürsünüz. Türkiye’de de varılmak istenen nihai hedef budur. 

Homoseksüellik propagandasının temel perspektifi, bunun normal olduğu, bilakis aksini iddia edenlerin anormal olduğu yönündedir. Yani “eşcinselliği kabul etmemek bir sapkınlıktır” diyerek, homofobi yaftası yapıştırırlar. Nitekim bu noktada cemiyeti öylesine bir baskı altına aldılar ki, mevzu kral çıplak hikayesine dönmüştür. Kralın çıplak olduğunu herkes görüyor, ancak çeşitli baskılardan dolayı kimse hakikati haykırmıyor.

Suskunlar sadece tek bir cümleyle reaksiyon göstermeliler, reçete sunmalılar. Hiç bir şey yapmıyorlarsa da hakikati dile getirenlere destek olmalı, paylaşmalılar. İnsanlardaki bu suskunluğun beraberinde LGBT propagandacılarının arsızlığı sebebiyle ilim dünyasının da bu hususda çaresiz olduğu tasavvuru oluşturuldu.

Peki hakikat böyle midir? Yani ilim adamlarının bu hususta hiç mi çalışması yok? Elbette var. Hem de çok fazla. Her ne kadar Türkiye’de bu hareketi her cihetten bastıracak aktivist dernekler olmasa da, esasında onların yaptığı gibi cebirle, zorlamayla bastırılması da meseleyi çözmez. Neticede bu hastalıklı bir harekettir. Bunun da tedavi edilmesi gerekmektedir.

LGBT hareketini önlenmesi de bu tedavi yollarının öğrenilmesi, geliştirilmesi, desteklenmesiyle mümkündür. Aksi halde yapacağınız diğer türlü her şey; baskı, inkar veya suskunluk, neme lazımcılık bu hareketi savunan aktivistlerin, propagandacıların işine gelir. Sizin sayenizde reklamlarını yaparlar.

Reçete

Dr. Joseph Nicolosi ve Linda Ames Nicolosi’nin “Homoseksüelliği Önleme Rehberi”(Preventing Homosexuality) kitabı bu mesele hakkında yazılmış en sağlam çalışmalardan biri. 1947’de doğan yazar, 2017 senesinde ölmüştür.

Joseph Nicolosi, ihtisasını California School of Professional Psychology’de tamamlıyor. Klinik psikoloji sahasında derinleşen doktor, açtığı Aquinas Psikoloji Kliniği’nde binlerce hastayı tedavi etmiş ve uzun yıllar “NARTH: Eşcinsellik Üzerine Ulusal Araştırma ve Tedavi Birliği”‘nin başkanlığını yapmıştır.

Linda Ames Nicolosi de aynı şekilde NARTH’da kocasıyla beraber çalışmıştır. Bu merkezin genel yayın koordinatörlüğünde bulunmuş ve 20 seneden fazla kitap projeleri yürütmüştür.

Akademisyeninden öğretmenine, köşe yazarından fabrika işçisine, herkesin istifade edeceği bir kitaptır. Bilhassa çocuklara ve gençlere yönelik bir tehdit olan LGBT lobisi, dünyada ve ülkemizde normal kimseleri de homoseksüel olmaya teşvik etmektedir. Bunu da Netflix gibi platformlarda yayınlanan müstehcen film ve dizilerle, pornoyla, çeşitli roman ve karikatürlerle global bir şekilde yürütmektedir.

İ-Nesli olarak dijital bir dünyada yetişen gençler, internette bu propagandaya maruz kalarak psikolojileri, duyguları sarsılmakta, sonrasında da”sen normalsin” diye istismarcıların tuzaklarına düşmektedirler. Homoseksüel dürtülere “sevgi, aşk” adı verilerek de dışı renkli ve süslü, içi ise tamamen psikolojik bir bataklık olan çukura gençler ve çocuklar çekilmektedir.(Detay için bkz: Ek-1 ve Kaynaklar) Yaptığı tercüme için Fatma Melek Arıkan’a ve buna vesile olduğu için Kaknüs yayınlarına ne kadar teşekkür edilse azdır. Bu yaraya en faydalı merhemlerden birini sürmüşlerdir.

Kitabın içindekiler kısmını, önsözünü, girişteki tavsiyeleri ve içinden seçilen bazı sayfaları incelemek için şu bağlantıdan indirebilirsiniz: Homoseksüelliği Önleme Rehberi . İnternetten sipariş için: http://www.kaknus.com.tr/author-book/dr-joseph-nicolosi/

ve diğer kitap satış siteleri…

Yine Kaknüs Yayınları tarafından yazarın diğer kitabı da tercüme edilmiştir. “Erkek Homoseksüeller İçin Onarım Terapisi” adlı kitaptan bir cümle: “Uzun yıllar gey olduğumu sandım. Sonunda anladım ki gerçekte ben gay değil, homoseksüellik problemi olan heteroseksüel bir erkektim.” Daha fazla detay için buraya tıklayın.

Muhteva

Kitap homoseksüelliği tamamen klinik psikoloji cihetiyle ele alıyor ve ilmi verilerle okuyucuya yol gösteriyor. Sunduğu reçeteler sadece bu problem başına gelen kimseler için değil, aileler başta olmak üzere farklı şekillerde cemiyet içinde bununla karşılaşabilecek herkes için yazılmış. Aslında kitabın ehemmiyeti de burada. Yani verilen pedagoji ve psikoloji bilgileri çocuğa ve ergen gençlere bu hususlarda nasıl yaklaşılması gerektiğini anlatıyor. Problemleri daha başlamadan ve büyümeden çözmüş oluyorsunuz.

Ayrıca LGBT mensuplarının nasıl bir psikolojiyle hareket ettiğini de anlamamıza yarıyor. Böylece okuyucu karşısına çıkacak herhangi bir vak’ada, şuurlu bir şekilde sükunetle meseleyi çözecek, makul bir dille problemlerin üstesinden gelebilecek.

Homoseksüelliğe sebep olan anormal şeylerin ekseriyeti, çocukluk ve gençlik zamanında yaşanan problemli vakalar, travmalar. O dönemde oluşan ciddi bir bozulma, zarar; diğer pek çok psikolojik problemde olduğu gibi, domino taşı tesiriyle hayatının sonuna kadar her şeye aksediyor. Problemin şiddeti arttıkça da homoseksüel temayül artıyor.

10 bölümden oluşan kitap, hedef okuyucu kitle itibariyle anne-babalara hitap ediyor. Her mesele dikkatle seçilmiş ara başlıklandırmalar birbirinden ayrılmış. Böylece aradığınız, sizi ilgilendiren bahsi okumanız sağlanmış. Verilen ibretli vak’alar, aktarılan hadiseler de tedavinin ne derecede işe yaradığını gösteriyor. Böylece okuyucu seçilen bu misallerle sadece teoriyi değil onun uygulamasını, pratiğini de görmüş oluyor.

Sadece cinsi bir sapma mı?

LGBTİ hareketi sadece basit ve cinsiyete dayalı bir problemden ibaret değil. Evvela bu hareketin mensuplarının her birinin kendine mahsus hali, farklı problemleri var. O yüzden üretilen sloganlar “herkes için sevgi”, “hepimiz normaliz” mesajı içeriyor ve gökkuşağı gibi metaforlar, semboller seçiliyor. Meselenin temeline inilmeyip “bunu böyle algılayın” denilerek geçiştiriliyor.

Aslında detaylara inilip biribirleri hakkında yorum yapmaları istense, farklı cihetlerden birbirlerinin aleyhinde konuşacaklardır. Ya da onların normal insanlara yaptıkları muameleyi, kendi içlerinde sergileseler aynı şekilde çatışma ve birbirlerini sapkınlıkla itham etme durumu gösterirler.

Dr. Joseph Nicolosi

Homoseksüelliği Önleme Rehberi de bütün bu psikolojik hallerin hepsinin çocukluk ve gençlik döneminden itibaren ayrı ayrı ele alıyor. Çıkış noktalarına göre inceleyerek, anne babalara, öğretmenlere hülasa bütün okuyuculara tavsiyelerde bulunuyor. Böylece umumi cümlelerle, peşin hükümlerle değil, nokta atışı şekilde, her hal ve vaziyete göre reçeteler sunuluyor.

Homoseksüelliğin sadece cinsi yolla zarar vermediği de yapılan istatistiklerle ortaya konulmuş. Ruh sağlığı olarak hadisenin haritası çok daha korkunç.

“Birçok çalışma, homoseksüellikle baş etmeye çalışan gençlerin, heteroseksüel gençlere göre daha fazla psikiyatrik ve davranışsal problem yaşadığını gösteriyor. Bu problemlerin içerisinde uyuşturucu ve alkol kullanımı, intihar girişimleri, yasalara karşı çıkma ve evden kaçma vakaları sayılabilir.144 Yakınlarda yapılmış bir çalışma ise gey ve biseksüel gençlerde, genel olarak kaygı bozukluğu, ağır depresyon, intihar düşünceleri, hatta nikotin bağımlılığının daha yüksek oranlarda bulunduğuna dair “ikna edici delillerin” varlığından bahsediyor. Özellikle efemine erkek çocuklar, yoğun bir aşağılık duygusu da dâhil olmak üzere, daha fazla psikiyatrik sorunlarla karşılaşıyorlar.
Yapılmış çalışmaları bir bütün olarak ele alırsak kendini açıkça gey olarak tanımlamış erkek çocuklarda HIV gibi cinsel yollarla bulaşan hastalıklara, intihar düşüncesini de kapsayan psikiyatrik sorunlara, alkol ve uyuşturucu tüketimi ve fuhuş gibi kendine zarar verici davranışlara yüksek oranlarda rastlandığı görülür. ” (Homoseksüelliği Önleme Rehberi, sf.184)

LGBT ‘yi savunanlar, bu kişilerin ictimai/toplumsal bir baskı sebebiyle böyle şeylere yöneldiklerini söylüyorlar. Yani aslında bu kimselerde hiç böyle meyiller yok, fakat cemiyetteki baskı sebebiyle onların psikolojisi bozuluyor ve içkiye, uyuşturucuya, fuhşa, intihara ve daha başka kendilerine zarar verici şeylere yöneliyorlar, deniyor. Bunun doğrulayan vak’alar olabilir. Ancak artık her şeyiyle bu hakların verildiği, ictimai olarak da normalleştirilmiş San Fransisco, Hollanda gibi yerlerde de bu vak’aların azalmadığı tespit edilmiş.

“Güvenli okul programlarını devlet okullarında yaygınlaştırmaya çalışan aktivistler, gey gençlerin üçte birinin intihara teşebbüs ettiğini gösteren istatistikleri ön plana çıkararak destek topluyorlar. Bu projeyi destekleyenler, homoseksüelliği toplumun onaylaması hâlinde geyler arasında intihar girişimi sorunlarının ortadan kalkacağını iddia ediyorlar. Bu aktivistlerin sunduğu şişirilmiş, kesin olmayan istatistikler, bizim de belirttiğimiz gibi, aslında doğruyu yansıtıyor; kendini gey olarak tanımlayan gençler birçok psikiyatrik problem açısından daha fazla risk altındadır. Bu sebeple, bu duruma yol açan faktörleri irdelemek önemlidir.
Gary Remafedi başkanlığındaki bir araştırma grubu, intihar girişiminde bulunan ve bulunmayan gey ve biseksüel gençleri kıyasladı. Vakaların %44’ünde gençler intihar girişimlerini, “aile üyeleriyle çatışma, anne babanın evlilikte yaşadığı uyumsuzluklar, boşanmalar ve alkolizm gibi ‘ailevi sorunlarla” açıkladılar. Aslına bakarsanız uzun zamandan beri homoseksüellik, kişinin geldiği ailenin sorunlu yapısıyla ilintilendirilmiştir.” sf(185)

Bu mesele hakkında daha pek çok bilgi veriliyor. Kitap verdiği bütün bilgileri akademik araştırmalarla destekliyor. Yıllarca yapılmış bir araştırma ve klinik tecrübeler akıcı bir dille sunuluyor. Metin içinde gerekli bilgileri veriyor ve daha fazla bilgi isteyenleri de dipnotlarıyla yönlendiriyor.

Türkiye’deki vaziyet

Ülkemizde bu meselede müslüman psikologların çalışmalar yapması gerektiğiyle alakalı paylaşımlar yapıyor, görüyorduk. Nicolosi, bu problemin sadece dindarlar tarafından değil laik-seküler kimseler tarafından tehdit olarak algılandığını belirtiyor. Yani inanmak işin tek bir tarafı, insanlıksa tarihin her döneminde ve her coğrafya da aynı. Homoseksüellik insanlığın ortak problemidir. Bununla dindar-fasık, müslüman, hıristiyan, deist, ateist olarak değil topluca, ilmi şekilde mücadele edilmelidir. Türkiye’de zannedilenin aksine bu hususta çalışmalar yürüten kimseler, teşkilatlar vardır. Ancak onlar LGBT’nin baskısı, tehditi altındalar.

“Homoseksüelliği Önleme Rehberi” kitabının mukaddimesini Dr. Cem Keçe yazmıştır. Kendisi bu hususta gayretli doktorlardan. Yine onun başında bulunduğu, “Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED)” bu mücadeleyi klinikleriyle, terapi ve aile eğitimi faaliyetleriyle ideal bir şekilde yürütmenin gayretinde. Tabi sadece homoseksüellik değil cinselliğe dair bütün problemlere karşı faaliyet yürütüyorlar. İnternet siteleri mutlaka ziyaret edilmeli:  https://www.cised.org.tr

Bilgilendirme bölümündeki yazılar tavsiyeye şayandır. Şu linkteki “Eşcinsellik Kader Değildir” yazısı ve  cinsi sapkınlıklar bilgilendirme yazısı okunmalıdır.  Ancak Türkiye’deki her dernek için aynı şeyi söyleyemeyiz.

CİSED dışında. yazının başında anlatılan doktorlara da rastlamanız mümkün. “Türkiye Aile Sağlığı Planlaması Vakfı (TAPV)” LGBT hareketini destekleyen bir vakıf. Yani isminin aile sağlığı palanlaması olaması sizi aldatmasın. Mesela şuanda da sitelerinde yüklü olan, ergenlik konulu bir konferans kitapçığında “LGBT Ergenleri” diye bir başlık oluşturulmuş. Burada “Eşcinselliğini kısmen kabullenmiş ama çözümleyemediği içsel homofobisi nedeniyle çatışmalar yaşayan ergenin en temel savunması dönüşmeye çabalamadır ve ruh sağlığı profesyonellerine de en sık başvuru nedenlerinden biridir. Fakat bu çaba faydasızdır! Çünkü değişmesi ya da tedavi edilmesi gereken kişinin cinsel yönelimi değil, eşcinselliğe karşı yöneltilen olumsuz ve tutum ve davranışlar yani homofobidir.” deniyor.

Halbuki homofobi mefhumu ilk olarak 60’lardan ortaya çıkmış, 70’lerde George Weinberg’in kitabıyla literatüre girmiştir. İlk ortaya çıktığındaki manası; “eşcinsellere yakın çevrelerde bulunma korkusu”dur. Sonra bu mana saptırılarak, daha etraflı ve geniş bir dönüşüm geçirmiştir. Nihai noktada ise “eşcinselliğe dair her türlü akli veya hissi menfi(olumsuz) görüş sahibi” manası yüklenmiştir. Böyle kimseler de sapkın kabul edilerek “eşcinselliğe olumlu bakmamak sapkınlık yani homofobidir” algısı oluşturulmaktadır.(Daha fazla detay için bkz: Kaynaklar, Celaleddin Vatandaş)

Aslında LGBT hareketi kendi içinde bir birleşme ve problem çözme hareketi değil; hedef göstererek, oluşturulmuş suni bir düşmana karşı birleşme propagandası yürütür. Bu yüzden de homofobi-antihomofobi sloganını geliştirmiştir. Pek çok marjinal ideolojide olan bu vaziyet; ötekileştirme ve kendisi gibi olmayanı hastalıklı bir düşman gösterme psikolojisidir. İşte bu ötekileştirme, düşmanlaştırma psikolojisi; LGBT mensuplarında ve bunun tesirinde kalanlarda da yaygın şekilde görülür. Zira bütün marjinal hareketler şiddetten, çatışmadan, abartılı bir düşman figüründen güç alır. (Tafsilat için kaynaklar bölümüne bakınız.)

Hastalık mı değil mi?

1990’da Dünya Sağlık Teşkilatı homoseksüelliği fenni bir hastalık olarak görmediğini açıklamıştır. Yine buna istinaden daha başka pek çok sağlık kuruluşu benzer açıklamaları yaptı. LGBT mensuplarının en çok sırtlarını yasladıkları ve argüman ürettikleri şey budur. Ancak burada bir anlayış problemi ve algı saptırması vardır.

Homoseksüelliğin fenni hastalık olmaması ilmi/bilimsel olarak tespit edilmiş değildir. Esasında bunun fenni bir hastalık olduğunun veya olmadığının ilmi tespiti mümkün değildir. Çünkü eşcinsellik tercihi biyolojik, organik, tabii bir tercih değildir. Bu bir inançta, hayat tarzında, psikolojik yetişmede yaşanan bir bozulma tercihidir. Bu da fen ilimlerinin, biyolojik hastalık mevzusuna girmez. Nitekim “1973’de 

homoseksüellik, psikiyatri tanı kılavuzundan çıkarıldığında birçok kişi, cinsellikle yeni hiçbir şey bulunmadığına dikkat çekmişti. Olan biten sadece, geyliği savunanların sosyal aktivizmlerinde, psikyatrların sempatisini kazanmalarıydı. Psikiyatr Jeffrey Satinover bu durumu şöyle anlatıyor:

“Homoseksüelliğin normalleştirilmesi, Amerikan Psikiyatri Derneği’nin(APA), haksızlığa uğramış bir grubun baskı taktikleri karşısında yelkenleri suya indirmesinin klasik bir örneğidir. Çünkü durumla ilgili bu örnekte, ne homoseksüelliğin hastalık “olduğunu kanıtlayan” ne de hastalık “olmadığını kanıtlayan” doğru düzgün bir veri sunulmuştu.'”(sf.259) 

Dolayısıyla fennin hastalık demediği bir şeye de sosyal ilimlerin anormal demesi bambaşka şeylerdir.  Ayrıca “biyolojik bir hastalık olmayan her şey normaldir” demek psikolojiyle, ruh sağlığı kaideleriyle alakasız bir kıyaslamadır. Çünkü insan psikolojisiyle alakalı problemler tıbbi hastalıklar gibi değildirler ki. Psikolojik bir şeyin değiştirilmesi, düzeltilmesi, tedavi edilmesi herkesi bağlayıcı bir şey değildir.

Türk psikolog Yusuf Karabulut bu hususta şunları şöylüyor:  “Eşcinselliğin kendisini bir hastalık olarak görmüyorum. Eşcinsel olmak sadece bir sonuç. Eşcinsellerin çektiği acılara odaklansanız ve bunu tedavi etseniz ben birçoğunun eşcinsel kaygılarından kurtulacağına inanıyorum. Gerçi tek tip bir eşcinsel yoktur. Kendisini eşcinsel tanımlayan her bireyin hem eğilimleri farklıdır hem de acısının sebepleri. Dolayısı ile genelleştirmek yanlış olacaktır.”(Hürriyet) [Tedavi olmuş bir gençle yapılan mülakat için bkz: Ek-1]

“Aktivizmin tesirinde olmak”

Yani nasıl ki homoseksüel temayülleri olan bir kimse; kendisini normal görmüyor, bunun yanlış olduğunu biliyor ve tedavi olmak istiyorsa tam tersi de mümkündür. Heteroseksüel bir kimse homoseksüel olmak isteyebilir ancak psikolojik olarak bunu yapamayabilir. Bunun için destek almak isteyebilir. LGBT mensuplarının oluşturduğu algılar, baskılar sebebiyle bugün birinci haldeki çabanız faydasız kalıyor.  Homoseksüel terapiye bu faydasız, bunu kabullen ve yoluna devam et deniliyor.

TAPV gibi kuruluşlara mensup olan, ilimle değil de ideolojiyle meşgul olan doktorlar yüzünden tedavi olamıyorsunuz. Ancak aynı doktorlar ikinci halde insanların homoseksüel olması için çocukluktan yetişkinliğe, her türlü faaliyeti destekliyor. LGBT lobisi bu doktorlar ve kliniklerini destekleyerek, propaganda yürütüyor.

Halbuki Amerika’da 70’lerde homoseksüelliğin normalleştirilmesine en büyük destek verenlerden biri olan Dr. Judd Marmor “bunu mümkün olduğunca engellemeye[tedavi etmeye] çalışmak, meşru bir duruştur.” diyor. Fakat kitapta detayları ilgili bölümde verilen bu meselede; Marmor gibi doktorlar homoseksüelliğin psikolojik ve patalojik sebeplerini tek tek sıraladıkları halde, neticede varılan noktaya bozukluk demiyor ve istatistik grafikleri tersten okuyor. Yani esasında sebepleri onlar da kabul ediyor. Fakat varılan noktayı ilmi teşhisle değil ideolojik, şahsi yorumlarla dolduruyorlar. Dr. Joseph Nicolosi de Marmor gibi doktorlara şunu soruyor: “Psikiyatrların görevi, sosyal aktivizmin neferleri gibi davranmak adına klinik anlayışlardan[ilimden] taviz vermek midir?”(sf. 261)

Netice

Tedavi olmak en temel insan hakkıdır. Yine bir ailenin çocuğunu yetiştirmesi de birinci derecede hakkıdır. Bu hareketin açtığı yaraya merhem olacak şeyse Homoseksüelliği Önleme Rehberi gibi kitapların çokça okunması, yenilerinin yazılarak meselenin ilmi olarak halledilmesidir. Sağlıklı aileler oldukça, sevgi, muhabbet merkezinde, pedagoji kaidelerine uygun bir çocuk terbiyesi şuuru yayıldıkça LGBT hareketi gibi ideolojik lobiler kendilerine taraftar bulamayacaktır.

Ayrıca bugün homoseksüellik tedavisi konusunda doktorların üzerindeki baskı kırılmalı, mesleklerini sağlıklı şekilde icra etmeleri sağlanmalıdır. LGBT hareketi sadece kendi haklarını aradıkları görünürde bir slogandır. Onlar insanların en temel hakkı olan tedavi edilme hakkına da doğrudan müdahale etmektedirler. Bunu da bilhassa LGBT müdafii STK’ların ve bazı medya teşkilatlarının desteğini alarak yapıyorlar. Böylece insanlar üzerinde bir medya baskısı, algısı oluşturarak çocukların ve gençlerin dijital mecrada kendi hallerine bırakılmasını, homoseksüelleşmesini teşvik etmektedirler

İşte Dr. Joseph Nicolosi‘nin hazırladığı bu kitap, hepsine birer cevaptır. Bunun gibi Türkiye’deki klinik vak’aları çözen psikologlarca yeni kitaplar yazılarak, yayılarak halkın şuurlanması temin edilmelidir. Aksi halde sadece homoseksüellik değil, intihar, uyuşturucu, alkol bağımlılığı, müstehcenlik ve daha başka pek çok ruhi, ictimai(toplumsal) problem artacaktır. Bunun müsebbipleri de LGBT hareketini yayanlar değil buna suskunluk gösterenler olacaktır. Bu tanıtım yazısından sonra da hem kitabı hem de yayınevini baskı altına alabilirler. Bu da onların gerçek yüzünü gösteren en büyük delil olur.

Meseleyi araştırınca aslında pek çok bilgiyle karşı karşıya kalıyoruz. LGBT hareketi bu hususta zihni yoracak, akılları bulandıracak derece çok argüman üretiyor. Fakat dikkatli baktığınızda hepsi birbirinin tekrarı şeyler. Hepsi birbirinden alıyor ve ortaya orjinal, yapıcı bir şeyler koyamıyorlar. Problemleri çözemiyorlar. Geleceğe dair de bir medeniyet tasavvurları, idealleri yok. Her şey suskun çoğunluğun, meydanda olan hakikati kavraması, şuurlanması ve sessizliğini bozarak, makul bir dille problemleri çözmesiyle halledilecektir.

Hakaret, kavga hiçbir problemi çözmeyecek sevgi ve bilgi çözecektir. Gerçek ve samimi olan sevgi ve bilgi…

Kaynaklar:

Ülkemizde bu hususta daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. LGBT hareketinin farklı siyasi, ideolojik maksatları vardır. Bu hususta filtreli, çapraz okumalar yapılması gerekmektedir.

Ek -1 

Eski Bir Gey Aktivist İle Mülakat

Joseph Nicolosi’nin yaptığı bir mülakat. Homoseksüelliği Önleme Rehberinde böyle pek çok mülakat var. Web’de yüklü olması sebebiyle paylaşmak istedim. Şöyle başlıyor: “Michael Glatze ile ilk kez 2007 yılında, NARTH (www.narth.com) internet sitesinde yayınlanacak olan bir makale için görüşmüştüm. Gey eylemcilik hareketinin liderlerinden olan Michael, o yaşam tarzını terk ederek, gey hareketini reddetmesiyle tanındı. Eşcinsellik hayat değildir, “ben hayatı seçtim” diyordu.”

Micheal bir LGBT aktivistidir. Her şeyiyle bu hareketin içinde yer alır. Ancak daha sonra bu hareketin zararlarını farketmeye başlar. Kullanıldığını anlar ve bu girdaptan kurtulmanın çarelerini arar. En tesirli çarenin de hakikati açıkça kendine itiraf etmek olduğunu keşfeder. “Ben normal değilim. Bu yaşadığım hayat, savunduğum fikirler, yaratılışıma, biyolojik yapıma ters ve zararlı. Bunda kurtulmalı, normal bir insan olmalıyım.” diye düşünür.

Neticede bu yanlıştan sıyrılır ve bedenen, aklen, ruhen normalleştikçe rahatlar. İşte Joseph Nicolosi ile yaptığı bir mülakat. Eminim ki, Türkiye’de de pek çok kandırılmış, kurtulmuş/kurtulmayı bekleyen kimse var. Mevzunun mahremiyeti sebebiyle onu açıkça ifade etmek herkesin yapabileceği bir şey değil. Ayrıca hiç kimse yaşadığı bir kabusu hatırlamak istemez. İnsan her yerde aynı…

İşte Michael ile yapılan mülakattan bazı diyaloglar:

JN: Peki şimdi cinselliğine dair anlayışın nasıl?

MG: Önceden söylediğim her şey, şu an nasıl düşünüp hissetiğimi de olduğu gibi yansıtıyor. Hala, insanın temel bir cinselliği olduğuna ve bunun da heteroseksüellik olduğuna inanıyorum. Çünkü bu yaratılışımızı veya tasarlanmış halimizi yansıtıyor; fiziksel ya da cinsel düzeydeki hemcins ilişkileri son derece sorunlu.

JN: Biraz önce söylediğin bir noktaya dönmek istiyorum; doğal cinsellik ya da seks, heteroseksüel olandır; bunu inkâr etmek, gerçeği inkâr etmektir…

MG: Doğru. Heteroseksüellik doğal olanıdır; insanî, normal ve gerçek. Hemcins aktivitesi, onun içinde olan her iki taraf için de iyi değildir.  Gey eylemciler, hatta bütünüyle gey kültürü, ellerinde “sihirli bir değnekle” gözbağcılık/gerçeği karartma işi yapıyorlar; yani, insanların, gey seksinde aslında ne olup bittiğini görmelerini engelleyecek şekilde bin bir türlü, süslü püslü sözcük kullanıyorlar.

JN: Ne tür süslü püslü sözcükler kullanılıyor o kültürde?

MG: Aslına bakarsanız, son aylarda dikkatimi daha çok sağlıklı konulara vermeye çalıştığım için bununla pek ilgilenmedim. Birisinden duymuştum; “ dikkat nereye giderse enerji de oraya akar” diye. Dikkatimi bütün bu olumsuzluklara verdiğim sürece gerçekten hayal kırıklığı yaşıyorum.

JN: Bizler gibi bu kültür savaşının içinde olan herkese olan budur. Gerçekten de zehirleyici.

MG: Evet. Çok zehirleyici. Bazen Feysbuk’da bir tartışmaya katılacak oluyorum, fakat hemen urup bir adım geri çekiliyorum. Çünkü tekrardan onların oyun sahası içine düşüp onların sahte gerçeğine girmekte olduğumu görüyorum.

JN: Michael, evlenmeyi düşünecek misin?

MG: Evet, evlenmek istiyorum. Bunun sanki önümüzdeki birkaç yıl içinde olabileceğini hissediyorum. Cinselliğin gücüne dair birinci elden öğrendiğim her şey ve gey yaşam tarzında yaşadığım zamanlardaki hayatım nedeniyle, oldukça fazla muhafazakârlaştım. Bir hiristiyanım ve kesinlikle evlenmeyi, durulmayı ve bir aile kurmayı istiyorum.

JN: Geri dönüp sana değişimi getirenin ne olduğuna bakarsak. Bu değişimin nasıl başladığını belirleyebilir misin?

MG: Dört beş yıl kadar önce bir noktada, bilinçli bir değişim yaptım. Bilgisayar ekranına şu kelimeleri yazdım: “Eşcinsellik ölümdür. Ben yaşamı seçiyorum.” Kelimenin tam anlamıyla, adeta dünyaya ilk defa gelmişim gibi hissettim. Doğmak, yumurtanın kabuğunu kırıp dışarı çıkmak gibi. Halâ arzu dürtüleri vardı. Sonradan olan çeşitli şeyler. Fakat değişim, yeni bir zeminin oluşmadığı bir noktaya kadar, çoktan gerçekleşmişti.

Mülakatın tamamını şu linkten okuyabilirsiniz: https://www.josephnicolosi.com/eski-bir-gey-aktivisteylemci

Ek-2

İktibas

Yazıya kitabın mukaddimesinden, Dr. Cem Keçe’ye ait bir parça iktibasla bitirmek istiyorum.

**

….

İnsana dair her durum tartışılabilir, eşcinsellik de tartışılmaz bir tabu veya dogma değildir. Bir grup ruh sağlığı profesyoneli, eşcinselliği değişemez, tek bir yapı olarak ele alma eğilimindey- ken; bir grup ruh sağlığı profesyoneli de eşcinselliği hastalık olarak görmektedir. Türkiye’de ruh sağlığı profesyonelleri -Amerika ve Avrupa’daki örneklerine benzer şekilde- eşcinsellik konusunda bilimsel bir zeminde kendilerine ait bir görüş geliştirmeye çalışmalıdırlar. Bu görüş, “Eşcinsellik hastalıktır ya da değildir” gibi keskin saptamalarla tanımlanmamalıdır. Bu tür kutuplaşmış bir değerlendirme yapmak, bütün diğer ruhsal bozukluklarda olduğu gibi “normal” ile “psikopatoloji” ve “eşcinsel fantezi” ile “eşcinsel eylem” arasında geniş bir yelpazede bulunan insanlara büyük bir haksızlık olacaktır.

Eşcinsellik tek ve sabit bir durum değildir, birçok alt tipi vardır ve tek bir yapı olarak ele alınmaması gerekir. Bazı alt tiplere giren eşcinseller, tedavi arayışındadırlar ve isterlerse tedavi edilebilirler. Koruyucu ruh sağlığı sınırlarında sosyal bir problem olarak değerlendirilmesi gereken eşcinsellik, bir tercih değildir ama eşcinsel ilişki yaşamak bir tercihtir. Çünkü eşcinsellik, insanda doğal olarak var olan bir yönelim değildir. Çocukluk çağında yaşanan travmalara, işgallere ve ihmallere bağlı olarak sosyal öğrenme veya yanlış eğitimle gelişmiş bir durumdur. Eşcinsellerin ortak noktası, hatalı anne baba tutumları, ihmaller, işgaller, duygusal ve bedensel travmalar içeren erken çocukluk yaşantılarıdır. Yani eşcinsellik, çoğunlukla zor ve acı dolu bir sürecin sonunda oluşan bir durumdur. Bu nedenle eşcinselliğin nedenlerini anlamak ve yaygınlaşmasını önlenmek çok önemlidir.

Yapılan çalışmalarda ve literatür bilgilerinde, sağlıklı ve mutlu bir aile ortamında yetişmiş ve herhangi bir travmaya maruz kalmamış ama eşcinsel bir yaşantı süren bir kişiye hiç rastlanmamıştır. Ancak travmalar, işgaller ve ihmaller içeren erken çocukluk yaşantılarına sahip olan herkes eşcinsel olmaz. Çünkü mesele, travmaya maruz kalmak değil, o travmanın nasıl içselleştirildiğidir. Öte yandan, her eşcinselin travmalar, işgaller ve ihmaller içeren erken çocukluk yaşantısına sahip olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bu nedenle sağlıklı ve mutlu bir aile kuruntuna, anne baba ve eş eğitimlerine, evlilik öncesi cinsel danışmanlık ve rehberlik hizmetlerine ve Anne Babalar İçin Gençlerde Homoseksüelliği Önleme Rehberi (Â Parent’s Guide to Preventing Homosexuality) gibi kitaplara her geçen gün daha fazla ihtiyaç duymaktayız.

Eşcinsel eğilimlerinin üstesinden gelmeye çalışan kişiler dünyada hızla yayılan eşcinsel haklan hareketleri tarafından görmezden gelinmektedir. Tedavi olmak isteyen ve sayıları hiç de azımsanamayacak rakamlara ulaşan eşcinseller, destek alma veya terapi görme imkânlarından mahrum bırakılmaktadırlar. Hatta bazı hekimler ve cinsel terapistler, önsözümüzün başında değindiğimiz vakada olduğu gibi, yaşadıklanndan rahatsızlık duyan ve tedavi arayışına giren eşcinsel hastaları, “Bu sizin cinsel tercihiniz, değiştirenleyiz veya eşcinselliğin tedavisi yok” diyerek geri çevirmektedir. Böylelikle, en temel insan hakları meselelerinden biri olan sağlık hizmetine ulaşma ve yararlanma hakkı da çiğnenmektedir. Ancak bunlara rağmen, eşcinsel eğilim, dürtü, duygu ve davranışlarından acı çeken, bunaltı duyan ve tedavi olmak isteyen kişilerin, her geçen gün daha fazla artan bir oranla, tedavi olma arayışına girdiğini görüyoruz. Ruhen ve bedenen sağlıklı olmak doğal bir insan hakkıdır. Herkes, bilerek ya da bilmeyerek yaptığı bazı davranışlar da dâhil, birçok etken yüzünden ruh sağlığını ve sağlıklılık hâlini yitirebilir, hastalanabilir ve tedavi olmak isteyebilir.

“Tedavi olma hakkı”, evrensel bir insan haklan meselesidir. Bu hak, tedaviye gönüllü olan kişilere, “yepyeni bir hayata başlayın” anlayışıyla sunulabilir. Eşcinselliğin nedenlerini anlama, ailenin desteğini alma, aynı cinsle cinsel olmayan, sağlıklı ilişkiler kurma ihtiyacının karşılanması ve eşcinselliğe yol açan çocukluk yaralarını iyileştirme, değişime giden yolda atılması gereken en uygun adımlar gibi görünmektedir.

ABD’de yapılan araştırmalar, erkeklerin %20’sinde, kadınların ise %18’inde eşcinsel eğilim olduğunu göstermektedir. Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (ClSED)’in yaptığı Eşcinsellik An- keti’ne göre; ülkemizde eşcinsellik oranı %12 civarlarında gözükmektedir. Ancak konunun hassasiyeti ve gizli eşcinsellerin sayısı göz önüne alındığında bu oranın daha fazla olması muhtemeldir. Bu yaygınlaşma, özgürlüklerin artmasının bir göstergesi olarak değerlendirilebileceği gibi, Türk aile yapısının bozulmasının bir işareti olarak da görülebilir. Bu bir uyarı işaretidir, göz ardı edilmemelidir.

Başta üniversitelerimiz, Diyanet işleri Başkanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı olmak üzere, medya ve sivil toplum kuruluşları eşcinsellik gerçeğini kabul etmelidirler. Çünkü eşcinsellik, sadece zekilerin görebildiği iddia edilen bir elbise diktirip giyen çıplak kral hikâyesine benzetildi ve âdeta tabulaştırıldı. Joseph Nicolosi’nin Erkek Homoseksüeller için Onarım Terapisi (Reparative Therapy ofMale Homosexuality) adlı kitabı, “Kral çıplak” diye haykıran çocuğun sesi gibiydi. Son yıllarda başta ruh sağlığı profesyonelleri, entelektüeller ve medya olmak üzere herkes, söz birliği etmişçesine, eşcinselliğe görünmez kumaştan, alımlı bir elbise dikmeye çalıştı.

Aslında medya mensupları, din adamları, ruh sağlığı profesyonelleri ve halk da eşcinselliğin üzerinde öyle büyülü bir elbise bulunmadığının farkındaydı. Yani kralın çıplak olduğunu herkes görüyor, kulaktan kulağa söylüyordu; ancak tarif edilen elbise dikilebilse kralın üzerinde öyle güzel duracaktı ki herkes bu ortak yalana inanmış gibi yapmayı seçti: “Eşcinsellik üçüncü bir cinsiyettir”, “Eşcinsellik bir tercihtir”, “Eşcinsellik doğuştan gelen, genetik bir yapıdır”, “Eşcinsellik hastalık değildir” gibi farklı türden hayranlık cümleleri ağızlardan döküldü. Böylesi işine gelenler, yani bilimsel bir meseleye ideolojik yaklaşanlar, kralın, yani eşcinselliğin gerçek fotoğrafını çekmeye hiç yanaşmadılar. Kralın üstünde elbise filan olmadığını görenler de “yobaz, aptal, çağ dışı, homofo- bik”, hatta “gizli eşcinsel” yerine konmamak için susmayı tercih ettiler. Ancak gerçekte “kral çıplak”tı… Bu nedenle kimsenin tartışmaya cesaret bile edemediği ve fikirlerini kapalı kapılar ardında sessizce paylaşabildiği eşcinsellik hakkında kitap yazmak cesaret ister, yürek ister.

İşte Joseph Nicolosi ve Linda Ames Nicolosi, birlikte yazdıkları Anne Babalar İçin Gençlerde Homoseksüelliği Önleme Rehberi (A Parent’s Guide to Preventing Homosexuality) adlı kitapla bu yürekliliği ortaya koymuşlardır. Kaknüs Yayınları da bu eseri Türk halkına sunarak aynı yürekliliği göstermiştir.
Onların sergilediği bu yüreklilik, sorunun getirdiği sıkıntıları yakından yaşayan anne babaların yüreklerine su serpecektir.
Peki, ülkemizde yaklaşık her on kişiden birinde eşcinsellik sorunu varsa bu insanlar isteyerek mi eşcinsel oldu? Şimdi bu soruyu kendimize sorup vicdanlarımızla hesaplaşma zamanıdır.

1 comment

  • Merhabalar. Yazınızı çok faydalı buldum ve beğendim. Fakat verdiğiniz bir kaynakta aklıma takılanlar oldu. Bunları cevaplandırırsanız çok memnun olacağım. Çünkü belki başkalarında da böyle düşünceler hasıl olmuş olabilir. Verdiğiniz linkten CİSED’in “Eşcinsellik Kader Değildir” başlıklı yazısını okudum. Baştaki kısımlar söylediklerinizle örtüşmekte. Ancak bazı kısımlarda biraz yuvarlak ifadeler mi kullanılmış? Buralar LGBT’nin ve onları savunan dünya kuruluşlarının ifadelerini mi ihtiva etmekte? Mesela:

    “Bireyin eşcinsel bir yaşamı seçmesi, kendi başına kişiyi sıkıntıya sokmayan, kişisel, sosyal ve mesleki işlevselliğini bozmayan bir durumdur, bir insan hakkıdır. Ancak toplumun eşcinselliği yadırgayan, ötekileştiren, hor gören, dışlayan tutumlarının eşcinsel bireyler üzerindeki etkileri, onların ruhsal ve ilişkisel sorunlar yaşamalarına ve psikoterapiste başvurmalarına neden olmaktadır.”

    ve

    “CİNSEL HAKLAR DEKLARASYONU…
    Bir çok toplumda ve ülkemizde eşcinsellik ile ilgili olumsuz yargılara ve yanlış cinsel inanışlara (cinsel mitler, hurafeler) rastlanmaktadır. Cinsel mitler toplumda var olan baskı ve şiddet eylemlerine ve ötekileştirmeye hizmet etmekte ve eşcinsel bireyler cinsel yönelimleri ve eşcinsel bir yaşamı tercih etmeleri nedeniyle ayrımcılığa uğramaktadırlar. WAS (Dünya Cinsel Sağlık Birliği)’nin çalışmaları, demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesi ile eşcinsel bireyler de çeşitli haklara kavuşmuşlardır. Ancak halen bir çok ülkede eşcinsellik gayri ahlaki kabul edilmekte, eşcinsel bireyler çok ağır toplumsal ve hukuki baskılara maruz kalmaktadırlar. Bu açıdan eşcinsellerin yaşadığı ayrımcılıkla mücadele, insan haklarının gelişimi açısından ayrı bir öneme sahiptir. Bilindiği üzere, Dünya Cinsel Sağlık Birliği genel kurulu 26 Ağustos 1999 tarihinde Hong Kong’da yapılan 14. Dünya Seksoloji Kongresi’nde evrensel cinsel haklar deklarasyonunu kabul ve ilan etmişti. “Cinsel Haklar” Deklarasyonuna göre cinsellik, her insanın kişiliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.”

    Bu yazılarda eşcinsellik normalleştirilip, savunulmamış mı? Anlayamadığım veya yanlış anladığım yerleri anlatırsanız çok memnun olurum.

Bizi Takip Et!