Kelâmbaz

Gözyaşı…

Gözyaşı, gözlerden akan damlalar…
İlk bakışta, insana ait duygusal, olması gereken bir durum gibi gözükebilir. Göründüğü gibi midir?

Pek değerlidir, inci tanesi gibi. İnsan olmanın, merhamete çıkan bir anahtardır aslında. Onun değeri kalp tenceresinin göz kapaklarını nemlendirmesidir. Bir inci tanesi nasıl istiridyede saklıysa, o da kalbin içinde saklıdır. Ne zaman  göz kapağından akmaya başladımı, inci taneleri dökülmeye başlar. İçinde iyiliği, güzelliği, sabrı, masumiyeti, teslim oluşu ve samimiyeti barındırır. Hiçbir zaman yalnız değildir aslında.

Maharet kalpteki tencereyi kıpırdatmaktır. Hüznü çağırmaktır. Dertli olmaktır. O zaman sadece göz kapağı nemlenmez, tencere güzel kokular da vermeye başlar.

Öğretmeliyiz ‘Erkek adam ağlar’ diye anne babalara. O bir zayıflık alameti değil bilakis medeniyetin ta kendisidir. O olmazsa merhametin kapısı nasıl açılır. Merhamet olmazsa, sevgi öksüz kalır. Sevgi olmazsa, kalp ne işe yarar. Kalp olmadımı insan ne işe yarar. Gözyaşı, insanı insan eder, kıymetlendirir…

Hazret-i Mevlânâ (Kuddise sirruhû) “İçteki kiri su değil, gözyaşı yıkar” buyurur bir reçete gibi. İçi temizlemenin ilacını sunar bize. Sanki, “Her daim temiz kalmasını istiyorsanız aman sakın ihmal etmeyin kurutmayın” diye tembihler gözyaşlarını.

Gözyaşı deyip geçmemek gerekiyor. Yağmur, toprağı nasıl yeşertiyorsa, çiçekler, ağaçlar açıyorsa, onlardan yemişler bitiyorsa, gözyaşı da kalbi öyle diri ve canlı tutuyor. Ondan iyilikler, güzellikler bitiyor. Hayata, cana ve canlıya anlam katıyor. İnsanı yarım bırakmıyor, tamamlıyor…

Yorum Yaz

Bizi Takip Et!