Kelâmbaz

Bilim ve Rüya

Rüyalarla alakalı ilk ilmi çalışmaların yapılmasının üzerinden bir buçuk asır geçmesine rağmen, bilim adamları nasıl ve niye rüya gördüğümüz hususunda henüz tam olarak bir söz birliğine varamamış, tüm zamanların en çok alaka çeken hadiselerinden olan rüyaların üzerindeki sır perdesi henüz kalkmamıştır. Ancak bundan yüzyıllar evvel , İslam alimlerinin rüyalara dair verdikleri detaylı bilgiler oldukça enteresandır.

Diğer insanlar bize rüya gördüğünden bahsettiğinde, kendimiz uyuduğumuzda da görmeseydik, rüya diye bir şeyin olduğuna muhtemelen inanmayacaktık. Düşünsenize, uyurken insanın bedeni hareketsiz, duyu organları ve şuuru harici sinyallere kapalı olduğu halde, bambaşka yerler ve insanlar gördüğünü ve tüm bunları neredeyse gerçekten yaşadığını söyleyebilmektedir. Pek çok modern psikoloğa göre, rüyalar ruh halimiz hakkında bize mühim bilgiler verir. Alfred Adler‘in dediği gibi, rüya bir yerlerde bir ateş yandığını gösteren dumana benzer. Usta bir oduncu dumanı dikkatle izleyebilir ve ne tür bir odunun yandığını söyleyebilir.

Psikolojide Rüya

Rüyalara dair ilmi (bilimsel) temellere dayanan ilk açıklamalar 1800’lü yıllarda Burdach, Delboef ve Robert gibi bilim insanları tarafından rüyaların incelendiği uyku ile bağlantılı nörofizyolojik çalışmalara dayandırılmıştır. Rüyaların izahıyla alakalı yapılan çalışmalar için Bülent AKOT diyor ki: “Freud, rüyaları tümüyle materyalist bakış açısıyla incelemiştir. Başkalarının dediği gibi ilahi kaynaklı olmadığını, sadece arzu tatmininden ibaret bilinç altındaki düşüncelerin serbest olarak yüzeye çıktığı, insanların bu yolla ruhsal ve fiziksel olarak rahatlayıp tatmine ulaştığı bir olay olarak görmektedir. Jung’a göre Freud’un kusuru, her şeyi, oedipus kompleksi etrafında görmesi ve ana unsur olarak, cinsiyet hislerini çok kullanması idi. Jung rüyaların arkasındaki motifin, dini duygular olduğunu iddia ediyordu. Yani bir insan rüyada kendine ait değildir. Fromm’a göre rüyalar, ruhumuzun hem en alt düzeydeki akıl dışı özelliklerini ama aynı anda da en yüce ve değerli yönlerini gösterebilirler. Adler de Freud’un kuramına karşı çıkmaktadır. Bireyin içinde bulunduğu çevresel şartların hem normal yaşamına hem de rüyalarına yön verdiğini düşünmektedir.”1

Esra GÜVEN’in de eserinde işaret ettiği üzere rüyaların şifresi, yüzyıllardır insanlar için çözülmeye değer olarak ele alınmış ve psikoloji de dahil olmak üzere birçok ilim dalının alakasını çekmiştir. Freud’un “şuur altına giden asil yol = via rega” olarak tanımladığı rüya yolculuğu, Jung, Lacan, Boss, Hill başta olmak üzere bir çok psikoloji üstadlarının çalışmalarıyla günümüzde psikoterapilerde kullanılan  bir materyal haline gelmiştir. Rüyalar ile ilgili çalışmalar artmış olsa da izahların hala münakaşalı olduğu, başka bir tabirle rüyaların sırrını hala koruduğu söylenebilir. 2

Fen bilimleri ve Rüya

Psikoloji biliminin yanı sıra teknolojinin ilerlemesiyle biyoloji ve nöroloji bilim dallarında  insanların ve diğer canlıların nasıl rüya gördüğü ile alakalı çalışmalar da yapılmış ve halen yenileri yapılmaktadır. Son kullanılan ilmi tekniklerde uyku sırasında beynimizde olan biteni inceleyebilmek için, elektroansefalograf adı verilen aletlerden yararlanılıyor. Beyindeki biyoelektrik aktivitenin bu aletle kaydedilmesine ise elektroensefalogram (EEG) deniyor. Bu usül bugün tıpta bazı nörolojik rahatsızlıkların teşhisinde kullanılmaktadır. Bu cihazlarla yapılan tecrübelerden anlaşıldığına göre uykunun dört temel safhası vardır:

1-Uyku ile uyanıklık arası (hipnagojik)  safhası,
2-Hafif uyku safhası,
3-Delta uykusu: Derin uyku safhası da denilir. Bedenin dinlenmesi bu safhada gerçekleşir ve beden sağlığı ile yakından alakalıdır. Bu ilk üçüne NonREM(NREM) uykusu da deniyor.
4-REM uykusu: Adını hızlı göz hareketinden(RapidEyeMovement)alır. Gözlerin, kapalıyken sağa sola hareket ettiği safhadır. Bilim insanlarına göre rüyaların çoğu bu kısımda görülür. Ruhi dinlenme bu evrede gerçekleşir ve ruh sağlığı ile yakından ilişkilidir.

Neden ve nasıl rüya gördüğümüz hususunda yapılan bilimsel araştırmaların neticeleri de birbirini destekler gibi görünmüyor. Burada bilim teknik dergisinde neşredilmiş izahlara bakacak olursak, neden uyuduğumuz sorusu gibi, neden rüya gördüğümüz sualinin de henüz kat’i bir cevabının bulunmadığını, ancak bu hususta çeşitli araştırmaların devam ettiği ve çeşitli tahminlerin yapıldığını söyleyebiliriz.

Bazı bilim adamlarına göre rüyalar, REM uykusunda beyinde görülen kimi tesirlerin bir mahsulü ve rüyaların herhangi bir fonksiyonu bulunmuyor. Beyin sapındaki sinir hücrelerinin bombardımanı neticesinde meydana gelen rastgele sinyaller, beynin üst merkezinde birtakım tesirlere yol açıyor. Bu sinyaller de, bazı resimler haline dönerek  rüyalar meydana geliyor.

Başka bir faraziyeye(hipotez) göre ise, beyinde devamlı suretle meydana gelen aktivite ve nörolojik irtibat, uyku esnasında yavaşlıyor ya da irtibat seyrekleşiyor. Bunun da, hissi olarak uyanıklık seviyemizi düşürerek günlük hayatta karşılaşacağımız stresli ve zor hadiselerle başa çıkmamızı kolaylaştırdığı söyleniyor.

Bir diğerine göre, REM uykusu sırasında beyinde birçok yeni nöron irtibatı meydana geliyor. Bu da, gün boyunca öğrenilen birtakım yeni bilgilerin tekidini sağlıyor. Hipokampusta tekrarlanan bilgiler uzun zamanlı hafızada  depolanmak üzere üst merkezlere gönderiliyor.

Bunun tam tersi bir hipoteze göre ise, rüyalar sırasında beyindeki lüzümsuz bağlanmalar koparılıyor ve uzun zamanlı hafızada depolanmayacak olan şeyler beyinden atılıyor. Bir başka tabirle, beynimiz çöpü boşaltıyor.3

Yukarıda anlatılanlara bakıldığında gerek psikolojide, gerek fen bilimlerinde mütehassıs olan bilim insanlarının, neden ve nasıl rüya gördüğümüzün izahını yaparken, bir söz birliğine varamadıklarını, rüyaların bilimini tam olarak ortaya koyamadıklarını görüyoruz. Gelişen teknoloji ve modern tekniklere rağmen, mesele hala tam anlaşılamamıştır. Bazı bilim adına konuşanlar peşin hükümlerle rüyaların ruhla alakasını inkar etmekte  RUH diye bir şeyin var olmadığını söylemektedirler. Bu fikirdekiler rüyaların sadece günlük hayatta yaşadığımız şeylere bağlı olarak, şuur altımızın beynimize rastgele gösterdiği sinyallerden meydana geldiğini iddia etmektedirler. Bunlara göre rüyalar, beyinde meydana gelen rastgele sinyallerin biyokimyasal neticeleri olup, bunlar için fevkalade bir sebep aramak yersizdir. Ancak bu fikirleri yetersiz bulan karşı cihete göre şurası atlanmamalı ki; rüyalar  yakın veya uzak gelecekte olacak şeylerle alakalı olup bunlar bazen aynen gerçekleşmekte, hiç bilinmedik yerler, daha evvel hiç karşılaşılmayan insanlar ve eşyalar rüyalara dahil olabilmektedir. Ayrıca bazı rüyalar beyinde oluşacak rastgele sinyallerle açıklanamayacak kadar sistematik ve tutarlıdır.  Psikolojideki pek çok vaka ve tecrübeler böyle olduğunu göstermektedir.

İslam alimlerine göre rüya

Bilim insanlarının rüya üzerine yaptığı çalışmalardan çok evvel, rüyaların nasıl meydana geldiğini etraflı bir şekilde izah eden islam alimlerinin, bu hususta verdikleri bilgiler oldukça dikkat celbedicidir . Pek çok alimin rüya üzerine müstakil eserleri ve izahları bulunmasına rağmen, biz iki tanesinin yazdıklarından bahsedeceğiz. Bunlardan İmam-ı Gazali hazretleri meşhur Kimya-i  Seadet 4  kitabında şunları söylemektedir:

“Rüyâ üç çeşittir:

1) İnsanın günlük işlerinin bilhassa arzu edip de kavuşamadığı bâzı isteklerinin uykuda ortaya çıkması ile gördüğü rüyâlar. (Psikoloji ilminde mevzu edilen rüyâlar bu çeşittir)

2) Şeytanın insanı korkutmak, üzmek veya onunla oynamak için hayâline getirdiği şeyler, gösterdiği rüyâlar. Bu çeşit rüyâlar kötü ve karışık olup, guslü îcâb ettiren ihtilâm hâli, şeytanın insanla oynaması ve aldatması neticesinde meydana gelir.

3) Allahü teâlânın, ihsân olarak, sevdiği kullarına gâibden (gizli olan şeylerden) gösterdiği mânevî zevk veren rüyâlardır. Bu çeşit rüyâlara rüyâ-ı sâliha (iyi rüyâ) veya rüyâ-i sâdıka (doğru rüyâ) denir. Peygamberlerin ve Peygamber efendimizin ve evliyânın, sâlihlerin rüyâları böyledir.”

Bu husustaki iki hadis-i şerifi de buraya yazmakta fayda var:

En doğru rüya seher vakti görülendir(Beyheki)

 Salih rüya Allah’tan, karışık olan da şeytandandır(Buhari)

Başka bir büyük alim İmam-ı Rabbani hazretleri ise Mektubat 5 kitabının 3. cilt 31. Mektubunda meseleyi daha geniş izah ederek şunları yazıyor:

“Mümkinler âlemini, ya’nî mahlûkları, üç kısma ayırmışlardır:(Âlem-i ervâh), (Âlem-i misâl) ve (Âlem-i ecsâd).  Âlem-i misâle (Âlem-i berzah) da demişlerdir. Çünki bu âlem, (Âlem-i ervâh) ile (Âlem-i ecsâd) arasındadır.Bu âlem, ayna gibidir. Diğer iki âlemdeki hakîkî varlıklar ve ma’nâlar, bu âlemde latîf şekllerde görünürler. Çünki, iki âlemdeki her hakîkate ve her ma’nâya uygun birer şekil, heyet, bu âlemde bulunur. Bu âlemde, kendiliğinden hiçbir hakîkat, hiçbir madde ve ma’nâ yokdur. Buradaki şekiller, heyetler, öteki âlemlerden aks eden görüntülerdir. Aynada hiçbir şekl ve sûret yokdur. Aynada bir şekil görünürse, baska yerden gelen bir görünüştür. Âlem-i misâl de böyledir. Bu iyi anlaşılınca, deriz ki, rûh bu bedene te’alluk etmeden önce, kendi âleminde idi. Rûh âlemi, âlem-i misâlden dahâ üstündür. Rûh, bedene te’alluk edince, bedene âşık olarak, bu madde âlemine iner. Âlem-i misâl ile bir ilgisi yokdur. Rûh bu bedene te’alluk etmeden, ilgilenmeden önce, âlem-i misâl ile ilgisi olmadığı gibi, bedene olan ilgisi bitdikden sonra da, bu âlem ile ilgisi olmaz. Şu kadar var ki, Allahü teâlânın dilediği zamanlarda, ruhun ba’zı hâlleri, bu âlemin aynasında görünür. Rûhun hâllerinin iyiliği, kötülüğü buradan anlaşılır. Keşf ve rü’yâlar, böyle hâsıl olmakdadır.

Süâl: Zümer sûresinin kırkikinci âyetinin meâli, (Allahü teâlâ, insan ölürken rûhunu bedeninden ayırır. Ölmediği zamân, uykuda da, rûhunu ayırır)dir. Bu âyet-i kerimeden anlaşılıyor ki, insan ölürken ruhu ayrıldığı gibi, uyurken de ayrılmakdadır. Böyle olunca, rü’yâdaki azâbı, dünyâ azâblarından saymak, kabr azâbını ise, âhıret azâblarındandır demek nasıl doğru olur?

Cevâb: Uykuda iken, rûhun bedenden ayrılması, bir kimsenin, geziye, eğlenmek için, kendi vatanından, gülerek, sevinerek ayrılmasına benzer ki, gezdikden sonra,sevinç içinde yine vatanına döner. Rûhun gezinti yeri, âlem-i misâldir. Bu âlemde görecek meraklı ve tatlı şeyler vardır. Ölürken rûhun ayrılması böyle değildir. Bu ayrılık, vatanı yıkılan, evleri, binâları yok olan kimsenin vatanından ayrılması gibidir. Bunun içindir ki, uykudaki ayrılmasında, sıkıntı ve acı yokdur. Tersine,sevinç ve râhatlık vardır. Ölürken ayrılmasında ise, çok acılar ve güçlükler hâsıl olur. Uyuyan insanın vatanı dünyâdır. Ona, dünyâdaki işler gibi iş yaparlar. Ölen kimsenin ise, vatanı yıkılır. Âhırete göç eder. Ona âhıret işleri yaparlar. Bunun içindir ki, [Deylemînin “rahmetullahi aleyh” bildirdigi hadîs-i şerifte], (İnsan ölünce, kıyâmeti kopmuş olur) buyuruldu.”

Yine İmam-ı Rabbani Ahmed Faruk Serhendi İsbât-ün- Nübüvve kitabında şunları yazıyor:

“İnsan, yaratılışında herşeyden habersizdir. Hâlbuki, insanın dışındaki mahlûklar o kadar çokdur ki, Allahdan başka kimse bilmez. Böyle olduğunu, (Müddessir) sûresinin otuzbirinci âyeti bildirmekdedir. Çocuk, (İdrâk) âletleri ile âlemleri anlamağa başlar. Mahlûkların her cinsine bir (Âlem) diyoruz. İnsanda ilk yaratılan idrâk âleti (Lems), dokunma hâssasıdır. İnsan, bu hâssası ile, soğuğu, sıcağı, yaşı, kuruyu, yumuşağı, katıyı ve benzerlerini idrâk eder, anlar. Lems hâssası renkleri, sesleri anlıyamaz. Bunları yok sanır. Sonra görme hâssası yaratılır. Bununla, renkler, şekller anlaşılır. Bu âlem, ya’nî görmekle anlaşılan şeyler, lems âleminden, dahâ geniş, dahâ çokdur. Sonra, işitme hâssası açılır. Bu his organı ile sesler, nağmeler anlaşılır. Sonra (Zevk), ya’nî tat duyma hâssası yaratılır. Sonra, koku alma hâssası yaratılır. Böylece (His âlemi)ni tanıtan beş duygu kuvveti temâmlanır. Yedi yaşına doğru (Temyîz) kuvveti yaratılır. Bununla, his kuvvetleri ile anlaşılamıyan şeyler anlaşılır. Bu kuvvet, his kuvvetleri ile idrâk olunan, anlaşılan şeyleri birbirlerinden ayırır. Dahâ sonra akl yaratılır. Akl, temyîz kuvveti ile ayrılmış, başka başka oldukları, fâideli, zararlı, iyi, fenâ oldukları anlaşılan şeylerden, lâzım, câiz, mümkin, muhal ya’nî imkânsız olanları ayırır. Akl, temyîz ve his kuvvetlerinin anlıyamadığı şeyleri anlar. Allahü teâlâ, ba’zı seçdiği kullarında, akldan sonra başka bir kuvvet dahâ yaratır. Bununla, aklın bilemediği, bulamadığı şeyler ve ilerde olacak şeyler anlaşılır. Buna (Nübüvvet) ya’nî peygamberlik kuvveti denir. Temyîz kuvveti, akl ile anlaşılan şeyleri anlıyamadığı için, bunlara inanmıyor. Akl da, peygamberlik kuvveti ile anlaşılan şeyleri anlıyamadığı için, bunların var olduklarına inanmıyor, inkâr ediyor. Anlamadığını inkâr etmek, anlamamanın, bilmemenin ifâdesi oluyor. Bunun gibi, kör olarak dünyâya gelen kimse, renkleri, şekilleri hiç işitmese, bunları bilmez. Varlıklarına inanmaz. Allahü teâlâ, Nübüvvet kuvvetinin de bulunduğunu kullarına bildirmek için, bu kuvvetin benzeri olarak, insanlarda rü’yâyı yaratdı. İnsan ilerde olacak şeyi, açıkça veyâ (Âlem-i misâl)deki şekli ile ba’zı rü’yâda görmekdedir.”

Netice olarak bakalım bilim insanları tarihin en çok alâka çeken mevzularından biri olan rüyaların üzerindeki sır perdesini tamamen  kaldırabilecekler mi? İslam âlimlerinin asırlar evvel rüyalarla ilgili izahatları noktasına varabilecekler mi? Bu suallerin cevabını elbet zaman gösterecektir.

 

 

İSTİFADE EDİLEN KAYNAKLAR:

1-RÜYA TECRÜBESİNİN  PSİKOLOJİK VE DİNİ TEMELLERİ,YÜKSEK LİSANS TEZİ,BÜLENT AKOT,ANKARA 2005

2-Türk Psikoloji Yazıları, Aralık 2015, 18 (36), 15-25 Rüyaların Dili: Psikolojide Rüya Çalışmaları ,Esra Güven

3-http://www.bilimteknik.tubitak.gov.tr/sites/default/files/bilgipaket/bilgi_paketleri/uykuveruyalar/bil_tek.html

4- Kimya-i Seadet, İmâm-ı Gazâlî

5-Mektubat-ı Şerife, İmâm-ı Rabbâni


 

Okumanızı tavsiye ettiğimiz yazılar:

Nedir Bu Kuantum Fiziği?

Atomların İllüzyonu

Mehmet Çelebioğlu

Fen Bilimleri Öğretmeni / ÇARPANGA adlı zeka oyununun kâşiflerinden /

Yorum Yaz