Kelâmbaz

1891: İzmir’in Kurtuluşu

 

9 asrı aşkın süredir üzerinde yaşadığımız Anadolu toprakları, bizlerden önce nice medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Eski Yunan, Hellenistik Krallıklar ve Roma devrinde inşa edilmiş yüzlerce şehir ve kasaba bugün dahi yaşıyor. Bir kısmı ise tarihin filtresine takılı kaldığı için bugün terkedilmiş durumda. Bir asrı aşkın süredir arkeologlar toprağın altında kalmış bu şehirleri kazıp çıkarmayı iş edindiği için bizler de zamanın antik dünyada donup kaldığı bu şehirleri gezme imkanı buluyoruz.

Bugün dikkatimizi Ege kıyılarına verip, hepimizin orta mektep sıralarında ezberlediği haliyle denize dik olarak uzanan dağların arasından uzanan nehirlerin marifetlerini konuşacağız. Egenin vadilerinde dirsek (yun:menderes) yaparak aktığı için Küçük ve Büyük Menderes ve Gediz nehirlerini biliriz de bu nehirlerin gün gelip nasıl da bu topraklarda serpilmiş görkemli şehirlerin ölümüne yol açtığını bilmeyiz.

 

Latmos Körfezi’nde felaket çanları

 

Anlayabildiğimiz ölçüde keyifle gezdiğimiz Efes, Milet, Bafa gölü kıyısındaki Heraklia şehirleri de tıpkı İzmir gibi deniz kıyısında kurulurlar. Şayet bugüne ulaşabilseler, en az onun kadar işlek birer ticaret şehri olabilecek antik yerleşimlerdir. Ne var ki arkaik devrin sonuna doğru Büyük Menderes’in getirdiği alüvyonlu toprak gittikçe denizi doldurmaya başlar. Geç antik devre (m.s. 6. asır) ulaşıldığında artık Latmos Körfezi tamamiyle kapanır. Denizle olan irtibatı kesilen Miletos, Heraklia ve Priene hızla jeopolitik önemini kaybedip, nüfussuz kalır. Öyle ki dehşete kapılan Arkadialı tarihçi Polybius (m.ö. 2.yy), Tuna ve Dinyeper nehirlerinin getirdiği alüvyonlarla Karadeniz’de seyr-ü sefâinin kesileceğini yazar. Güçler ayrılığına yaptığı vurgu ile Montesquieu’ya ilham vermiş olan Polybius şüphesiz büyük bir tarihçi, bu naif tahmini elindeki haritaların kifayetsizliğine yormalıyız.

 

Küçük Menderes’in taşıdığı alüvyonların Arkaik Devir’den günümüze körfezi doldurması, Miletos, Priene ve Heracleia’nın denizle irtibatının kesilmesi ve Bafa Gölü’nün ortaya çıkması, 

 

 

Latmos’un hayat verdiği şehirlerden sonra, amfi tiyatrosu, kütüphanesi ve etkileyici limanı ile Efes de kaçınılmaz sondan kurtulamaz. Bu sefer Küçük Menderes Efes limanını kıskaca almıştır. Efesliler şehirlerini terk etmemek için 9.ncu asrın sonlarına kadar direnirler. Nihayet alüvyon, ürpertici bir şekilde limanın ağzını tıkar. Bir dönem nüfusu 50 bine yaklaşan Efes şehri terk edilir ve yeniden keşfedileceği 19.ncu asıra kadar toprağın altında derin bir uykuya dalar. Roma ve yunan medeniyetinin Efes’te ortaya koyduğu harikaları http://kelambaz.com/antik-zamana-yolculuk-efes-selcuk/ linkinden daha detaylı inceleyebilirsiniz. Biz burada şehrin o devre ait mütevazı bir tasviriyle yetinip, devam edelim.

 

Efes Limanı, arkada Tiyatro ve Stadyum

 

 

Efes şehir ve limanın günümüze ait uydu görüntüsü

 

Efes düşerken, Ege’nin yeni yıldızı: İzmir

 

10.ncu yüzyıla ulaşıncaya kadar Aziz Yahya(St.John) ve Meryem Ana kültlerini barındırmasıyla Hristiyanların mühim bir hac merkezi olan Efes, yanı başındaki komşusu Smyrna’yı(İzmir) gölgede bırakmaktadır. Açık denizden Çeşme yarımadasının teşkil ettiği bir setle korunan İzmir geniş bir körfezin güneyinde, Kadifekale eteklerinde kurulmuştur. Efes ile giriştiği ümitsiz yarıştan kurtulan şehir hızla büyür, gelişir. 17.nci yüzyılda Avrupalıların Sakız adasını terk edip konsolosluklarını İzmir’e taşımaları ile şehrin ticarin kapasitesi gün geçtikçe artan bir ivme yakalar. 19.ncu asırda Turgutlu’dan Aydın’a kadar olan bölgenin demiryolu ile İzmir’ bağlanması ve Konak – Alsancak arasında uzanan 4 kilometrelik modern rıhtım inşası ile şehir Cenova ve Marsilya ile yarışmaktadır.

 

19.ncu yüzyılın sonunda İzmir Rıhtımı. 4 kilometre boyunca uzanan Rıhtım’a yoğunluk sebebiyle gemiler ancak kıçtan kara yanaşırlardı.

 

Ne var ki Efes’i ve Miletos’u yutan alüvyon İzmir’in de başına bela olmuştur. Daha önce Foça üzerinden denize kavuşan Gediz nehri, muhtemelen deprem sonucu yatağını kaybeder ve Çiğli’den denize dökülmeye başlar. Gediz’in körfeze yığdığı alüvyonal kum setleri denize gittikçe nüfuz etmekte ve deniz trafiği endişe verici bir hal almaktadır.

 

Bayraklı istikametinden İzmir Körfezi. Resmin merkezinde Gediz’in geçmişte oluşturduğu kumullar görülüyor.

 

18.nci yüzyıl sonlarında şehri ziyaret eden Charles Texier şöyle not eder: “Gediz nehri körfeze etkisi yönünden şimdiden büyük değişimlere sebep olmuştur ve zamanla üzerinde durulması gereken çok daha ciddi değişimler meydana getirecektir. İki yandaki sığ alanlar giderek birbirine yaklaşmak suretiyle, önce çok dar bir geçit yeri bırakacak, daha sonra tamamen kapanacak ve İzmir göl kenarında bir kasaba haline dönüşecektir. Meles Çayı’nın besleyeceği körfez, zamanla bir tatlı su gölü olacak ve haşarat akınına uğrayacak, kaçınılmaz olarak Gediz’in alüvyonları ile körfez Çeşme’ye kadar dolacaktır. Nihayet Gediz’in suladığı bir düzlük haline gelecek araziden, ticaret çekilecek, şehir ya daha uygun bir yere taşınacak veya tamamen boşalıp ıssız bir yerleşime dönüşecektir.”

 

Gerçekten de Texier’in öngördüğü senaryo 19.ncu yüzyılın ortalarında denizde müthiş bir sığlaşma ile kendini gösterir. Ağır tonajlı gemiler limanın girişinde ani çıkan rüzgar ile kumlara saplanmaktadır. Avusturya Lloyd vapur kumpanyası gemilerin daracık bir hal alan bu sığ sularda yaptığı kazalardan dolayı, derin kısmın şamandıralarla işaretlenmesini ister.

 

Tarihi proje ile İzmir’in kurtarılması

 

İzmir vilayet başmühendisi Margosyan Efendi’nin mufassal bir rapor hazırlamasıyla Osmanlı Hükumeti harekete geçer. Margosyan raporunda Gediz sularının körfezin ağzını tıkamasının kaçınılmaz olduğunu, bu halin 50 yıla kalmaz körfezi tıkayıp, İzmir’i bir göl kenti haline getireceğini, Gediz’in ivedi bir projeyle Menemen vadisi üzerinden Foça’ya doğru yatağının değiştirilmesi gerektiğini yazar. Projeyi değerlendiren Sultan Abdülhamid, İzmir’in kurtarılması için derhal inşaat faaliyetlerinin başlatılması talimatını verir. Margosyan’ın fikir babalığını ettiği projeyi kendisinden sonra Mr. Rivet ve Arslan Bey yürüteceklerdir.

 

İzmir Körfezi’nde derinliği gösteren harita. Nehir yatağının değiştirilmesiyle açık tutulan körfezde seyr-ü sefain bugün dahi  Yenikale geçişi ile mümkündür.

 

1884 senesinde ilk kazmanın vurulmasıyla başlanan proje tam 6 yıl sürer. Önce nehrin eski yatağı tekrar oluşturulur, bu esnada nehrin sularını tutmak üzere büyük bir baraj inşa edilir. Nihayet Osmanlı Hükumeti’nin yerinde müdahalesi ile 1891 yılında İzmir yok olmaktan kurtarılır. 1922 senesinde baştan başa yansa da şehir, küllerinden doğup, yeşil ve mavinin en güzel tonlarıyla tekrar Ege’nin incisi olmayı başarır. Fakat talihin cilvesi, İzmir’i İzmir yapan körfezin kurtarılmasına vesile olan Sultan Abdülhamid, Margosyan efendi ve Arslan Bey bir gün olsun anılmaz.

Yorum Yaz