Kelâmbaz

Türkçe Tercüme İşkencesi

Bir süredir, hatta uzunca bir zamandır, derinlemesine okumak istediğim, rasyonel ilimlerin mantığına dair bir saha klasiği olan “Bilimsel Araştırmanın Mantığı” kitabını nihayet inceleyebilme fırsatı buldum. Karl Popper’ın bu eseri bilim felsefesinin mihenk taşı eserlerinden biri olarak kabul edilir. Bu eserin yazılışından az bir zaman sonra (takriben 3 sene) Thomas Kuhn “Bilimsel Devrimlerin Yapısı” isimli eserini telif etti. Bu kitaplara sahanın çalışanları hayli aşinadırlar ve takdir edeceklerdir ki bu çalışmaları okumak ve anlamak dikkatli ve hummalı bir çalışma ister. Biz de alaka duyduğumuz bu sahanın köşe taşı eserlerini anlayalım dedik. Geçen gün üniversitedeki vazifemden izne ayrıldım, ‘nasıl olsa kafam rahat, esaslı bir kitap deviririz şimdi’ düşüncesiyle eve geldim. Popper’ın yukarıda zikrolunan eseri esasen İngilizce’ye “The Logic of Scientific Discovery” ismiyle tercüme olunmuş. “Yahu bu kitap bende olacaktı” diye evde aranırken, babamın kitapları arasında mevzubahis Türkçe tercümeyi gördüm. Merakla kitabımı ve çayımı aldım, balkona geçtim. Ön incelemeye koyuldum.

İstanbul bu sıralar sıcak ve hayli nemli, bereket versin bizim ev bir apartmanın üst katlarından birinde, hem önü açık hem de hava esiyor (yazı Temmuz ayında yazıldı af buyrunuz). Kitabı açtım, birkaç sayfa ilerlememle kaşlarımın çatılması bir oldu. Bahse konu olan kitapla gelişen hukukumuzun detayına girmeden evvel kendimizle alakalı bir iki ufak bilgi vermek faydalı olacaktır. Efendim, bendeniz kötü tercüme düşmanıyım. Hani kimse sevmez de ben iyiden iyiye düşmanım. Kötü tercüme okurunun kafasını karıştırır, vaktini heder eder. Aslına müracaat edildiğinde belki saniyeler mertebesinde anlaşılacak bir nokta tercümede girift bir hâl alır, sabah oturup aynı sayfada akşamı edersiniz.

Kötü hatıralarım var böyle tercümelere dair; şöyle ki, İstanbul’da İngilizce eğitim veren prestijli bir devlet üniversitesinin mühendislik fakültesi talebesiydim. Ders programının ilk senesinin mutat parçası olan Fizik derslerinde, Türk üniversitelerinin ekseriyetinde okutulan bir fiziğe giriş ders kitabının İngilizce aslını talim ediyoruz. İşbu İngilizce aslından anlayamadığım bir kelimenin Türkçesi nedir diye Türkçe tercümeden okumaya kalktım. Sen misin ana lisanında tercüme kitap okuyan, neuzu billah ‘tercüme mükafatı almış’ kitabı neredeyse söverek bıraktım. O gün bugündür kötü tercüme düşmanıyım, nerede karşılaşsam başım ağrır midem ekşir.

İşte bu Popper tercümesi var ya, rahmet okuttu bizim Fizik kitabına. Ne esintili ferah hava, ne güzelim yeşillikler… Hafakanlar bastı, sinirlerim gerildi. “Yok belki o paragraf kötüydü, tamam bir sayfa daha okuyayım” derken biraz ilerledim. Nafile, meğer Popper okumak, daha doğrusu Popper’ı Türkçe okumak yasakmış da haberimiz yokmuş.

İstihzâî bir dille anlatmaya çalıştığıma bakmayın, sinir bozucu bir durumdur bu. Hatırınıza gelebilir ve diyebilirsiniz ki ihtimal bu vaziyet bu mütercime hastır, veyahut bu durum bu kitaba münhasırdır. Nafile bocalamayın kıymetli okurlar, bu sakillik sıkça rastladığımız bir vaziyet; koskoca saha klasikleri Türkçe’ye tercüme edilirken kafası gözü yarılıyor mu? Niye?

Maalesef, millet mensuplarının kollektif fikir dünyasını bir arada tutan semantik bağlamdan koparılmış bir dilimiz var artık. Sık yanlış anlaşılmaların ve anlamaların, yeni linguistik normumuz haline gelen galat kullanımların başka bir açıklaması yok. Tabaka (elit) bir eser mi okuyacak veya yazacaksın, ya gidip yabancı lisanda öğrenebildiğin kadarıyla yapacaksın bunu yahut, evvela köküyle-ekiyle aslî dilini bir kenara koyacaksın ve insanların havsalasında mefhum-nesne-hadise irtibatını tesis eden bütün bağları koparıp, makul kelime hazineleri yerine ikame olunmuş çakma ezoteriye teslim olacaksın. Evet, inkar etmiyorum, her sahanın kendi dili, kendi ıstılahı vardır. Bir elitizmi, bir noktaya kadar ezoterisi de vardır. Fakat bu sahaya has ıstılahların avam dilindeki manalarla koparılmayacak kadar kuvvetli alakaları da olması gerekir. Hakiki terminolojiyi bir kenara koyup, son yüzelli senede laboratuvarda imal edilmiş kelimelerden müteşekkil egzantirik felsefe lugatlerine hapsolmak niye?

Bu büyük kopuşun, kafa karışıklığının, kanaatimizce, doğru veya yanlış tartışılabilir, iki ana sebebi vardır: Dilin yaşadığı, hususen son asırdaki, depremler ve ezoterik gösteriş merakı.

Tırpan biçer gibi biçtiğimiz hakiki Türkçemizle beraber 1000 senelik müdrikemizi, fikir sermayemizi de toprağa verdik. Hem mazimize hem de hâlimize dair anlayışımızı kaybettik, kavrayışımız, meselelere intikalimiz mazinin hatırası ile birlikte denizin dibini boyladı. Dil ki insan zekasının en müthiş alamet-i fârikasıdır, sele verildi gitti. Cemiyetimiz üstün zekalar, doktriner beyinler, dehalar yetiştiremedi. Bunları geçtim 60-70 sene öncenin
usta mütercimlerinin sıkletinde mütercim bile yetiştiremedik. Batıyı kasıp kavuran zihin devrimlerini şapkayla, yemeniyle uğraşarak yakalamaya çalıştık. Nazarî veya tecrübî problemleri dert edinip samimiyetle çare bulmaya çalışan hakiki bir ulemâ sınıfı yerine, zümre imtiyazları ile ele geçirdikleri akademinin nimetleri içinde idare-i maslahattan başka elinden birşey gelmeyen ezoteri meraklıları peyda oldu. Okuyup anlamaktan ziyade, okuyor ve anlıyor taklidi yapan bir zümre. Kimden bahsettiğimi biliyorsunuz. Tartıştıklarını, yazdıklarını kimse anlamıyor muymuş? Ziyanı yok böyle ulvî meseleleri öyle herkes anlamasın zaten. Hem anlamaları tehlikeli değil mi (!?), soru sormasınlar da sadece takdir etsinler.
Popper okumak ancak onlara layıktır zaten. Neyse, entelijansiyamızın memleketin geri kalmışlığından beslenme meselesine başka zaman değiniriz.

Yanlış anlaşılmasın, ben Popper mütercimlerini, peşin hükümlülükle, yukarıda tenkit ettiğim gösteriş meraklıları sınıfına dahil etmiyorum. Onlar belki tedricen tebarüz etmiş olan bu resmin aynen bizim gibi birer mağdurudurlar. Bizim eleştirimiz bu resmin meydana gelmesine sebep olanlaradır.

Okurlarımız, benim bu şikayetimden sıkılıp da “amma yaptın kardeşim” diyebilir. Biz de metinden bir iki delil getirip peşinen savunmamızı yapalım. Buyrun kendiniz karar verin.

 

Bildiğim kadarıyla piyasada kitabın sadece bir Türkçe tercümesi var. Ayrıca faydalandığım İngilizce tercümeye dair neşriyat bilgilerini aşağıda referans olarak belirttim.

İngilizce tercüme sf. 281 (Ek 1972) (Taylor – Francis 2005 baskısından):
“(1) The logical and methodological problem of induction is not insoluble, but my book offered a negative solution: (a) We can never rationally justify a theory, that is to say, our belief in the truth of a theory, or in its being probably true. This negative solution is compatible with the following positive solution,
contained in the rule of preferring theories which are better corroborated than others: (b) We can sometimes rationally justify the preference for a theory in the light of its corroboration, that is, of the present state of the critical discussion of the competing theories,which are critically discussed and compared from the
point of view of assessing their nearness to the truth (verisimilitude).”

Türkçe tercüme (Kazım Taşkent Dizisi – YKY 2003):

“Tümevarımın mantıksal açıdan yöntemsel problemi çözülemez değildir; kitabımda bu (olumsuz yönde) çözülmüştür: (a) Olumsuz sonuç. Kuramların geçerliliklerini, ne doğru ne de olasılı olarak, savunamayız. Bu ve aşağıdaki sonuç birbirlerini tamamlamaktadır: (b) Olumlu sonuç. Bazı kuramları neden yeğlediğimizi, onların sağlanmışlıkları ışığında savunabiliriz; başka bir deyişle rakip kuramlardan hangisinin doğruya yakın olup olmadığını o anki eleştirel tartışmaların ışığında savunabiliriz.”

Bu tercüme bana neredeyse ‘Aynı kitabı mı okuyoruz?’ dedirtti. Evvela ilk cümlede, İngilizce tercümeden de açıkça anlaşıldığı gibi mesele “Tümevarımın mantıksal açıdan yöntemsel problemi” değil, “Tümevarımın mantıki ve üsûlî (veya mantıkî ve metodolojik) problemi”dir. Burası belki mühim değil. Fakat, ikinci olarak, Popper (a) şıkkında, teorilerin savunulamayacağından ziyade rasyonel olarak savunulup kesin bir şekilde doğrulanamayacağını öne sürüyor ki, esasen bütün mesele bu noktanın etrafında dönüyor. Üçüncü olarak da, Popper (b) şıkkında (a) şıkkına paralel olarak, rakip teorilerden birisini diğerine tercih meselesinde, mevcut kritiklerin ve tartışmaların ışığında, teorilerden birinin “doğruya yakınlık” (sağlanmışlık) cihetinden diğerlerine nisbetle daha “tercih edilebilir” olması akılcı olarak temellendirilebilir diyor. Yani doğruya yakınlık tartışmasından ziyade tercih edilebilirlik prensibi son cümlede tartışılan. Benzeri hatalarla kimi yerde nüans hatalara, kimi yerde ise büsbütün mana kopmalarına sebep oluyor kötü tercüme. Yukarıda verdiğim misal tercümenin belki de en düzgün tercüme edilmiş kısımlarından biri. Buna rağmen kısmî mana kayması ortada. Bütün bunlardan başka, tercüme sırasında tercih edilen zorlama kelimeler hem akışı bozuyor, hem de anlayışı yaralıyor.

Neresinden bakarsak bakalım, önümüzdeki manzara, epidemik bir problemimizin sadece bir numunesi, bir yansımasıdır. Sığ ikame ıstılahlar ile milli fikriyatımızın gideceği bir yer yoktur. Okumamızın, anlamamızın, ilerlememizin önündeki en büyük mâni bu sunî dil bariyeridir. Okumak istiyen birinin önüne daha ilk basamaktan bu dil bariyerini dikmek cinayetten başka birşey değildir.

Eğer bir milli davamız varsa, bunun ilk meselesi dilin esaslı, şuurlu bir tamiridir. Entellektüellerimizin durumu ne olursa olsun, lisanımızın vaziyeti, kendi fikir dünyamızın  hâli ne olursa olsun bu meselenin bir çözüme kavuşması gerekiyor. Neşriyatımıza agresif bir şekilde hakim olduğu görülen bu sakilliğe bir nihayet verilmesi gerekiyor. Bunun için nasıl bir planlama, nasıl bir usul izlenecekse izlensin. Eli kolu bağlı oturmak, şu haliyle gidişatı akışına bırakmak çözüm değil. Aksi takdirde iki üniversite talebesinin en basit mevzuda bile anlaşamadığı günler uzak değil. Saha klasiklerini tercüme meselesine gelesiye…

FAYDALANILAN ESERLER
1. Popper, Karl R., The Logic of Scientific Discovery, İng. Terc., Taylor and Francis, 2005.
2. Popper, Karl. R., Bilimsel Araştırmanın mantığı, Türk. Terc., YKY, 2003.

Enver Halil Canbek

Enver Halil Canbek

Yorum Yaz