Kelâmbaz

Taha Meli Arvas ile iş dünyası ve gençliğin problemlerini konuştuk…

Geçtiğimiz haftalarda Altın Çınar Gençlik Derneği tarafından Taha Meli Arvas ile tanışma toplantısı tertip edildi. Altın Çınar üyeleri ve kelambaz.com yazarlarının iştirakiyle gerçekleşen toplantıda; iş dünyası, finans ve müteşebbislik yani girişimcilik, başarılı liderlik, takım çalışması gibi mevzular konuşuldu. Daily Sabah yazarı, biz gençlerin suallerini; iş hayatındaki tecrübelerini paylaşarak cevapladı.

Başarılı bir iş adamı olan Taha Beyle sohbet havasında geçen toplantımızda, umumiyetle Amerika ve Avrupa’daki ticari ve sosyal hayatın Türkiye’den farkları konuşuldu. Amerika’da tıp fakültesi üçüncü sınıfı okurken birden ikinci üniversite olarak finans okumasının gibi enteresan tecrübelerinden bahsetti.

Toplantı esnasında çok faydalı konuşmalar oldu. Bütün dikkatimi Taha Bey’in anlattıklarına verdim. İstifade edebileceğim anektotların, bilgilerin detaylarını da atlamadan not aldım. Sonra oturup bunlarda gerekli tashihleri yaptım. Neticede ortaya bu kompozisyon çıktı.

İngilizcesi çok iyi derece olan Taha beyin Daily Sabah’da çıkan makalelerinden arkadaşlarım çok faydalandıklarını söylüyorlardı. Ancak birebir görüşmemizde, kendisinin hayata ve gençliğe dair ufuk açıcı düşünceleri olduğunu gördüm. Türkiye’nin gençlere rol model olacak, böyle kaliteli kimselere çok ihtiyacı var. Sözü fazla uzatmadan anlattıklarıyla sizi baş başa bırakıyorum.

Gençlerle beraber olmak

25-30 yaş ile 50 yaş arasında pek bir şey değişmiyor. Anlamıyorsun bile nasıl geçtiğini. 50’den sonra da her şey bitiyor aslında. Ne yapıyorsan bu yaşlar arasında yapıyorsun. 30’dan sonra yaş farkının da bir ehemmiyeti pek kalmıyor. Benden yaşça büyük pek çok kimseyle arkadaş gibiyiz. Hatta beni kendileriyle aynı yaşta gibi görüyorlar.

Bir arkadaşıma “Abi ölüm var. Hayatın bu senelerini iyi değerlendirmek lazım filan” deyince “Taha’cım daha önümüzde yapılacak çok işler çok yıllar var. Kendini bu kadar ümitsiz hissetme, daha biz neler neler yaparız…” dedi. (Gülerek) Bende “Benim için öyle. Ben senin için söylüyorum” diye cevap verdim. Hep kendinden küçüklerle beraber olduğu için yolun sonuna dayanmış haberi yok.

Anı değerlendirin

Tabi kimin eceli nasıl tayin edilmiş bilemeyiz. Ama normal şartlar altında bir yolun başı vardır bir de sonu… O yüzden geçen zamanın kıymeti bilip, anı değerlendirmeyi iyi bilmek lazım. Türkiye’de en iyi ihtimalle 72 yaş ortalaması var. 40’dan sonra game over oluyorsun aslında. Senelerin nasıl geçtiğini anlamıyorsun. Maçta 40. dakikada yarı bitti diyemezsin ama ilk dakikalar gibi de değildir. O yüzden ilk 30 yaşı iyi değerlendirmek lazım. Ben de gençlerle toplanmak, görüşmek istiyorum. Sürekli değişiklik olsun istiyorum.

Rol model alınacak insan problemi

(Enver Kapan’ın “Hayatını ilk 25-30’a kadar istediği gibi değerlendirmemiş kimselerde hâlâ o istediği standartlarda bir olgunluğa kavuşma ümidi oluyor. Hele bir de muhafazakarlar gençler önlerine Ahmed İbni Kemal Paşa misalini koyuyorlar. Malumunuz 30 yaşından sonra askeriyeden ayrılıp  ilim tahsiline başlıyor ve devrinin en iyi alimlerinden biri oluyor. Ancak bu pek çok kimse için mümkün olmuyor. Hem devrin şartları hem de günümüz insanının yapısı itibariyle…” demesi üzerine)

Silikon vadisinde bir istatistik yapılmış. Ortalama yaş üzerine… Firmanı, ürününü sattığın, para bulma yaş ortalaması ne? Cevabı 38 bulunmuş. Bunun pek çok sebebi var. Zaman alır bazı şeyler. Ancak en mühim sebebini de ben şu olarak görüyorum.

Gelmeden evvel onu düşündüm. Rol model alınabilecek insanların az olması veya yanlış kimselerin rol model alınması müdhiş bir problem. Ailede, ticarette, sanatta, dinde, edebiyatta… Çocukluk ve gençlik çağında, her sahada rol model olacak kimseler insanların hayatını şekillendiriyor.

Komik bir video var. Avusturya’da bir iş fuarında, mikrofonu çocuklara uzatmışlar. Soruyorlar “ Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” diye. Çocuklardan biri gayet normal olarak “aşçı olmak istiyorum” diyor. Diğeri “Amele olmak istiyorum” , öteki hemşirelik diyor. Niye diye soruyorlar.

Normal bir şekilde “kolay çünkü” diye cevap veriyor. Bu ilk başta komik ama aslında trajikomik… Bunları meslekleri küçümsemek için söylemiyorum. Mutlaka her insan meslek sahibi olmalıdır. Sanat sahibi olmak sünnettir çünkü.  Mesela marangoz olmak çok iyi bir meslek… Ama çocuklar demiyor ki “müteahhit olmak istiyorum.” Çünkü muhtemelen o çocukların etraflarında rol model alabilecekleri birileri yok. Kimse onlara dememiş ki “şunu yapabilirsin, bunu yapabilirsin” diye…

Biz şanslıydık

Bu rol model meselesini ben yaşamadığım için ne kadar kötü bir durum olduğunu düşünemiyorum. Şu an Amerika’da Müslümanların sayısı fazlalaştı. Özellikle bizimkilerin olduğu bölgede de şimdilerde çok Müslüman var. Ancak bizim zamanımızda çok azdı. Pek çoğu da bizim etrafımızda değildi. Ailemiz dışında kimsemiz yoktu.

Ancak biz o yokluk ortamında birkaç kişiyi tanıdık. O da bize yetti. Mesela çocuksun. Türkiye’den misafir gelecek diyorlar. Kim diye soruyorduk. “Dedenin bir arkadaşı” diyorlardı. Gelen kimseler kaliteli insanlardı. Ama biz dedemin arkadaşı, Türkiye’den gelen Müslüman bir ağabey diye görüyorduk onu.

Bütün Türkiye’dekilerin de onun gibi olduğunu, ona benzediğini düşünüyorduk. Çünkü başka biri yoktu. Önümüzde kendimize rol model alabileceğimiz bir tek o vardı. Ama Türkiye’ye gelince bunun böyle olmadığını gördüm. Biz o açıdan şanslıydık.

İnsanların etrafında da “şunun gibi olmak istiyorum, şuna danışayım”  diyebileceği birileri olmayınca düşünemiyor. Gençlerin etraflarında farklı farklı mizaclara uygun kaliteli rol modeller olsa hayatlarında çok az pişmanlık olur. Böyle insanların olmaması çok kötü bir şey…

(“Şu an daha kötüsü rol model karmaşası var. Şu dönemde çok hızlı bir iletişim var. Popüler kültürde veya modern eğitim anlayışında 2 üniversite bitirmek, master yapmak, birkaç dil bilmek gibi bir kariyer düşüncesi var.İş dünyasında ve ticarette nasıl bir profil sahibi olmalı?” Suali üzerine)

Yaz aylarını boş geçirmeyin

Benim eğitime bakış açım biraz farklı. Hatta çok çok farklı… Üniversite bitirmek ve insanların istediklerine uygun bir profil sahibi olmak son derece yanlış bir bakış açısı. Gerçek hayatta hiç biri işe yaramıyor. Ne yapabildiğin her şeyden çok önemli… Tamam, diploma veya bir sahada mütehassıs olmak önemli . Ama ticaret ve iş dünyası bunlarla işlemiyor. Başka sahalarda belki…

Çünkü iş dünyası senin ne üretebildiğinle ve bunu satma becerinin olup olmamasıyla ilgilenir. O yüzden bu kadar çok üniversitede vakit kaybetmek çok yanlış. Amerika’da çok üniversite demek ucuz iş gücü demektir. Üniversiteleri fonlayan pek çok şirketin temelinde de bu vardır. Çünkü Amerika’da üniversite okuyan biri mutlaka ve mutlaka çalışır. Tatillerde de staj yapar. Şirketler, firmalar da bunu bilir. Bu öğrencileri asgari ücretle hatta daha düşük maaşlarla çalıştırır.

Size de tavsiyem her ne okuyorsanız okuyun. Yaz aylarını hiç boş geçirmeyin. Bölümünüzle alakalı bir yerde staj yapın, çalışın.

“Kuralları iyi bilen hedefine en kısa yoldan ulaşır”

İki üniversite okuduktan, iki master yaptıktan sonra şunu gördüm.

Finans ve biyo-medikal mühendisliği bitirdim. Ağabey olarak gördüğümüz bir iş adamı Amerika’ya gelmişti. Bana “ne yapıyorsun” diye sordu. “Tıp 3.sınıftayım” dedim. Bu arada Amerika’da tıp ve hukuk okumak için önce bir üniversite bitirmen gerekli. Sonra tıp fakültesine başvuruyorsun. Toplamda 10 sene sürüyor. Dediler ki “Sen tıp okuma, doktor olma. Finans oku!” Ben de dedim, “okul bitmek üzere nasıl yapayım?” “İkisini de oku” dediler.

Liseyi iki yıl erken bitirmiştim. Kredili sistem var Newyork Eyaletinde. Finansa da kaydoldum. İkisini bir arada sene kaybı olmadan okudum.

“Kuralları iyi biliyorsanız hedefe ulaşmanın en kısa yolunu da bulursunuz.”

Şöyle bir şeye şahit olmuştum. Amerika’da kağıttan uçak yapma yarışması yapılıyor. Her sene düzenli olarak bu tarz yarışmalar yapılır. Devlet ülkeye ne lazımsa, -mühendis, çiftçi- onu elde edebilmek için insanlara olabildiğince yatırım yapar. İsraf vardır muhakkak ama devlet parasının en az israf edildiği sektör eğitim sektörüdür. Bu yarışmada çocukların mühendislik becerilerini ortaya çıkarmak için yapılıyor.

Ağabeyim de bu yarışma neymiş diye bir baktı ve katılmaya karar verdi. Yarışmada sana üç tane kağıt veriyorlar. Uçağın havada kalma saniyesi, kanatlar arası mesafeyle çarpılıyor. En çok değeri elde eden kazanıyor. En çok havada kalmayı becerebilen en mükemmel uçağı yapmaya çalışıyorsun. Bir sürü, çeşit çeşit uçak yapanlar var. Dünya rekoru kırılıyor filan.

Tabi o zamanlar Youtube da yok. Herkes uçağını en uzun süre havada tutabilmenin mücadelesini veriyor. Ağabeyim de dünya rekoru kıran uçağın kanat açıklığına baktı. Bu çok basit bir matematik deyip kağıtları aldı. Uzunlamasına ikiye bölüp altı kağıt parçası elde etti. Sonra hepsini rulo haline getirip birbirine geçirdi. Upuzun 2 metrelik bir rulo oldu.

Yarışmada bu ruloyu alıp atıyor. Tabi birkaç saniye havada durup hemen düşüyor. Herkes şaşırıp bu ne ya diyor. Kanatlar arası mesafeyle çarpıldığında tabi rekor kırıyor. Açık ara birincilikle altın madalyayı kazanıyor. Bende orada hayretle gördüm “vay be” dedim.  Sonra kurallar şöyle, böyle diyerek değiştirdiler daha da netleştirdiler.

Velhasıl hedefini belliyse kuralları iyi bilmek, aralarındaki boşlukları fark edebilmek insanın hedefine kısa yoldan ulaşmasını sağlar.

Diploma şart mı?

Dolayısıyla Türkiye’de herkes eğitime çok önem veriyor. Ama eğitim şart diye bir saçmalık var. Neden eğitim şart? Eğitimle ne yapacaksın, nereye varacaksın asıl önemli olan bu!

Geçenlerde birisi aradı. Kaliteli bir üniversitede İngilizce okumuş. Ama finans da kariyer yapmak istiyormuş. “Ne yapmam lazım. Aynı üniversitenin finans bölümünde master okuyayım mı?” dedi. Dedim “Senin maksadın ne? Para kazanmak, ticaretle meşgul olmaksa hiçbir kıymeti yok.”

Nerede ne kadar okumuş olursan ol. Diplomanın hiçbir kıymeti yok bunları yapmak için. Her yerde diploma var artık. Ortaokul gibi üniversiteler var. Artık mühim olan bir şeyleri öğrenebilmek. “Şu birkaç kitabı oku şu videoları ciddi şekilde seyret mastera bedel. Harcayacağın para ve vakit de cebinde kalmış olur” dedim.

Çünkü maalesef Türkiye’de de dünyada da özel sektör böyle kuruluyor. İş becerisi ve insanlarla muamele her şeyden daha önemli. Bilgiye ulaşmak çok kolay. Hangi bilgiyi nerede değerlendirebileceğini bilen kişi kazanır. Bu da çalışmayla, iş pratiğiyle öğrenilebilecek bir şey.

Hedefler…

Aslında bizim temel hedeflerimiz belli zaten. Yapmamız çok fazla detaylı düşünmeye gerek yok. Öncelikle kendimize faydalı olmalıyız. Kendisine faydası olmayan kimseye faydalı olamaz. İkinci olarak ailemize faydalı olacak şekilde hareket etmek. Sadaka verirken bile ilk önce ailemizden başlamalıyız. Ardından çevremizdeki insanlara gücümüz, imkanımız, kabiliyetimiz kadar faydalı olabiliriz. Yapabildiğin kadar yani… Herkesin elinden her şey gelecek diye bir şey yok zaten. Fakat ilk seviyeyi geçmezsen ikinci üçüncü seviyeleri geçemezsin. Bunlar zaten olacak şeyler.

Bazı şeyler de vardır ki herkes onu isteyerek yapmaz. Dünyadaki en kıymetli şey insanlarla çalışabilmek, onları yönetebilmektir. Her ticari başarı hikayesinin başında ve sonunda bu vardır. Bir şeyler bilmek değil. Ama ben bunu insanların göremediğini görünce üzülüyorum.

Mesela işte “Ya Billgates microsoftun sahibi filan…” Bir kere o hiçbir zaman microsoftun sahibi olmadı. Yüzde 15-20 ortağı. İkinci adam bir tane kod yazmış değil. Hiçbir zaman. Adamın başarı hikayesi başından sonuna tamamen bir yerlerden iş bağlamak var. İlk çıkışında Ms-dos yazılımını birinden alıp İbm’e satıyor.  Apple da keza öyle. Malum Steve Jobs’ı her yerde anlatıyorlar. Adamın teknik başarısı hiç yok. Adam tasarımcı ve iyi bir idareci… O kadar. Steve Wozniak sürünüyor. Sürünüyor derken 100-200 milyon dolar var ama ne var ne yok o yazmış, uğraşmış. 🙂

“Yapabileceğin derece büyük hedef sahibi olmalısınız”

Hedef o yüzden çok mühim. Dersen ki “Ya ben insanlarla uğraşmak istemiyorum. Mühendis olup bir köşede işimi yapmak istiyorum. Kimseyle fazla muhatap olmak istemiyorum.” Buna saygım sonsuz. Veya tarihçi, edebiyatçı olmak, kitap okumak istiyorum diyorsundur. Ancak sadece söylemekle, istemekle de olmuyor maalesef. Tarihçilik para etmiyor. Tarihçi olduğunda, kitaplar okuduğunda kıymetin bilinmiyor.

Hedefin o yüzden küçük olmamalı, daha büyük olmalı. Mesela enstitü kurmak olmalı. Yine gençken bir tanıdığım bana demişti. “Doktor olursan çevrendekilere kendin kadar faydan olur. Ama hastane sahibi, müdürü olursan emrin altında 100 tane doktor olur. Çok daha fazla insana faydalı olabilirsin.” Bir arkadaş da “pilot olmak istiyorum” dedi. “Niye pilot olacaksın ki. Hedefin hava yolu şirketi kurmak olsun. Sana bağlı onlarca pilotun olur.” Pilotluk kötü mü? Hayır tabii ki. Çok iyi bir meslek. Ancak hedeflerini yapabileceğin, becerebileceğin derecede ileride tutmalısın.

E tabi şu da var eğitim hakkında söylediklerim hiçbir şey bilmemek olarak anlaşılmasın. Varmak istediğin yere göre sana ne lazımsa onları çok iyi bilmelisin. “ben hiçbir şey bilmiyorum. Yönetici olacağım” öyle bir dünya zaten yok. Eğer sen bir şeyi seviyorsan ve onu hedeflemişsen onun için lazım olan şeyleri de seve seve öğrenirsin zaten. Ancak hedefin yoksa her şeyi yapmak zor gelir.

Dünyadaki her şey, ama her şey bizim gibi insanlar için sebeplere bağlı. Hiçbirimiz harikulade şeyler yapacak insanlar değiliz. Dolayısıyla yapacağımız işin sebeplerini en iyi şekilde öğrenip yapmalıyız. Başka çaremiz yok çünkü.

Aranan adam olmalısın

Dolayısıyla ufak bir şeyde çok iyi bir bilgi sahibi olman lazım. Bu zamanda; bir sahada, bir işte mütehassıs olmak gerekiyor. Sanat sahibi olmak büyük bir avantaj. O işte aranan adam siz olmalısınız. Hakkınızda “Bunu bilse bilse o bilir” diyebilmeli insanlar. Ve sizi aramalılar. Çevrenizde de başka sahalardan böyle insanlar olmalı.

Sizin yaşlarınızda en mühim şeylerden biri de şu: Ne bildiğini iyi ölçmek ve ne bilmediğinin farkında olabilmek.

Belki insan hayatında en önemli şey budur.

***

Konuşma faslı burada bitti. Bir çay molası verildi. Ardından kendimizi tanıttık. 2 saatlik bu tanışma toplantısında daha pek çok şey konuşuldu. Taha Meli Arvas ‘ın Daily Sabah ‘da çıkan yazılarını İngilizce bilen arkadaşlara tavsiye ederiz. Böyle bir değerden her müteşebbis istifade etmeli. Vesselam…

 

Kelambaz

Kelambaz

Tarih • Kültür • Edebiyat • Fikir • Aktüalite

1 comment