Kelâmbaz

‘Soluk’ Yansımalar

Alexander Pope’un dediği gibi; kötü eleştirmek, kötü yazmak kadar büyük bir suçtur ve cemiyet için çok daha tehlikelidir. Burada ‘kötü’den kasıt eseri, övgü hak ettiği yerde tenkit etmek veya hak etmediği övgüye layık görmektir. ‘Görevimiz Tehlike’ serisinin son eseri ‘Yansımalar’ böyle kötü eleştirilerle yüceltilmiş bir filmdir.

‘Yansımalar’ı incelemeden önce, aksiyon filmlerinin yakın geçmişten şu anda bulundukları noktaya nasıl geldiklerine bir göz atmakta fayda var. Yönetmen Paul Greengrass, 2004 ve 2007’de çektiği ‘Bourne’ serisi ile aksiyon filmlerini zehirli bir teknikle tanıştırdı; titrek-kamera. Greengrass ustalıklığını göstererek, bu tekniği mükemmel bir şekilde uyguladı ve bu teknik sayesinde ‘Bourne’ filmlerine başka yerde karşılaşılması nadir bir gerilim ve gerçekçilik kattı. ‘Bourne’ serisini müteakip aksiyon filmi jenerasyonu ise bu tekniği aktörün yakın dövüş beceriksizliğini saklamak ve sahte heyecan oluşturmak için kullandı.  Son beş senede, seyircilerin de bıkkınlığı ile, aksiyon kategorisindeki filmlere yeni standartlar tayin etmeyi başaran, realizm ve başarılı yakın dövüş koreografisi taraftarı ve titrek-kamera karşıtı yeni bir akım cereyan etti. Mihenk taşlarından birisinin ‘John Wick’ serisi olduğu bu akım, titrek-kamera tekniğini, nihayet, ait olduğu mezara koydu. İşte, ‘Hayalet Protokol’ ile nabzı yeniden atmaya başlayan ‘Görevimiz Tehlike’ serisinin son filmi, bu yeni aksiyon filmi kavramını bütün içtenliğiyle kucaklamaktadır. Peki, ‘Yansımalar’, bu akıma orijinal, yeni veya farklı olarak ne sunuyor?

Evet, son yıllarda piyasaya çıkan aksiyon filmlerinin oluşturduğu yeni standartları başarılı bir şekilde tatbik ediyor ve sahipleniyor fakat bu standartları yükseltmek için bir çaba harcamıyor. Bu açıdan, ‘John Wick’ gibi bir film hakkında lutfedebileceğim iltifata layık değil. Keanu Reeves ve ekibi, uzun süredir unutulmuş olan ve iyi bir aksiyon sahnesinin nasıl çekilmesi gerektiğini gösteren standartları aksiyon türüne yeniden takdim etti. Tom Cruise ve ekibi ise, bu standartlara göre başarılı aksiyon sahneleri ortaya koyuyor fakat başarılı bir ‘film’ tarafında sınıfta kalıyor. ‘Yansımalar’, dövüş sahnelerinde inanılmaz koreografilere sahip. Filmin yönetmenliği, editörlüğü, sinematografisi ve kamera işçiliği başarılı. Aktörler işlerini kafi bir şekilde yerine getiriyor ve Tom Cruise, Tom Cruise’dan beklenileceği üzere, çok koşuyor ve son zamanların bazı en harikulade dublörlük eserlerine imzasını atıyor. Teknik perspektiften bakıldığında bütün övgüleri hak eden bir film. Filmin diğer cihetleri ise en azami vasat vasıflı. Teknik mükemmeliyeti elde etmenin bu filme sağladığı potansiyel düşünüldüğünde bu vaziyet büyük bir hayal kırıklığına sebebiyet veriyor. ‘Yansımalar’, sabit ve köklü klişelerin bir adım ötesine gidemiyor.

Baş karakter Ethan Hunt, aksiyon filmlerinin en statik kahramanlarından birisi. Sadece Hunt değil filmdeki bütün karaktarler, belki Erika Sloane hariç, statik. Film boyunca karakteristiklerinde menfi ya da müspet herhangi bir değişim müşahede etmek mümkün değil. Hunt, filme başladığı haliyle filmi bitiriyor. Bu önemli bir eksiklik çünkü karakterin dinamik olmaması karakterin karşılaştığı problemlerin, şahsiyetlerin ve ideolojilerin ehemmiyetinin inandırıcılığını zedeliyor. Biraz daha derine indiğimizde Ethan Hunt karakterinin başarılı bir film kahramanında bulunması gereken hususiyetlerden mahrum olduğu aşikâr bir hale geliyor. Hunt, sathi, tek yönlü ve zayıflık olarak nitelendirilebilecek meziyetlerden ve menfi bütün sıfatlardan temizlenmiş, hulasa kusursuz bir karakter olarak resmediliyor. Böyle bir karakterin dinamik olması zaten mümkün değil. Dinamiklik gelişim ve değişim gerektirir, bunun için de gelişmesi lazım olan zayıflıkların ve değişmesi gereken menfi sıfatların bulunması elzemdir. Mükemmel bir karakterle seyircinin kendini makul bir ilişkilendirebilmesi muhaldir. Kurgu eserlerdeki akılda kalıcı, enteresan ve başarılı karakterler hiçbir zaman mükemmel değildir. Filmleri vasatın üstüne çıkaran ve başarılı filmleri başarısız filmlerden ayıran en mühim hususlardan birisi karakterdir. Ne yazık ki bu film, başarılı bir karakter resmedememektedir ve Hunt mükemmeliyetine zarar verebilecek, ahlaki değerlerini zedeleyebilecek veya vicdanının rahatını bozabilecek herhangi bir fiili işlemek cesaretine sahip değildir.

Filmin kurgusuna baktığımızda ise en büyük hüsranlardan birisi bizi bekliyor. Bir klişe ziyafeti ile karşı karşıyayız. Bu filmin kurgusunda, aksiyon ve gizli ajan filmlerinin on yıllardan beri kullandığı ve artık türün çekirdeğinde betonlaşmış bir hale gelen kurgusal elementler ve aletlerden farklı bir şey aramayın, çünkü bulamazsınız. Kurgunun maksadı bir aksiyon merasimini diğer bir aksiyon merasimine bağlamaktan öteye gidemiyor. Seyirciyi şaşırtmak, farklı ve yeni bir şey yapmak için hiçbir çaba göstermiyor. Klasik çalıntı nükleer/atom bombası senaryosu seyirciyi bekliyor. Filmin kurgusunun bu kadar vasat ve klişe ile dolu olması seyircinin herhangi bir şekilde baş karakterler için endişe etmesini, korkmasını ve gerilmesini de imkânsız kılıyor. Seyirci biliyor ki ne olursa olsun Ethan Hunt günü kurtaracak. Tehlikeler ve riskler gittikçe artarken seyircinin gerilim ve endişe hissinin bunlarla ve olması gerekenle ters orantılı bir şekilde azalması, bu tehlike ve risklerin ne kadar yüzeysel ve vasat olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Böyle kurgudan iyi bir film çıkması beklenilemez, kötü bir film çıksa şaşırılmaz. Bu kurgunun, herkesi şaşırtan ve farklı ve orijinal bir eser olan ‘Olağan Şüpheliler’in yazarı Christopher McQuarrie’nin kaleminden çıkması da ayrı bir hayal kırıklığı.

‘Yansımalar’ nasıl bir film sorusunun en kısa cevabı, bir başka ‘Görevimiz Tehlike’ filmi. Pazarı istila eden düşük kalite aksiyon filmleriyle karşılaştırıldığında çok başarılı bir ‘aksiyon filmi’. Fakat aynı zamanda başarılı bir ‘film’ gibi değerlendirmelere layık görülen ‘Yansımalar’, film sektörünün standartlarının oldukça düştüğü günümüzde, vasat bir filmin nasıl hak etmediği iltifatlara erişebileceğini gösteriyor. Yanlış anlaşılmasın, bu filmi teknik açıdan ben de en üst takdirlere layık buluyorum ve endüstrinin teknik standartlarını yükselttiğini düşünüyorum. Ama eğer hakikaten standartları yükseltmek istiyorsak aksiyon filmlerini de dramatik filmleri muhakeme ettiğimiz gibi, tekniğiyle, aktörleriyle, koreografisiyle, hikayesiyle, kurgusuyla, karakterleriyle, temalarıyla bir bütün olarak, ‘aksiyon’ şeklinde alt-kategorileştirmeden, bir ‘film’ olarak yargılamamız gerekir. Böylece ve ancak böylece, monotoniden, vasatlıktan kurtulunabilir ve cidden başarılı filmlere, ‘klasik’ diye vasıflandırılabilecek filmlere ulaşılabilir. Şu anki haliyle bu film, iyi bir filmin ancak soluk bir yansıması olabilir.

GPR*: 89
FR**: 60
*: Guilty Pleasure Rating (Sırf Eğlence Puanı)
**: Film Rating (Film Puanı)

Cemaleddin Koçak

'Tis hard to say, if greater want of skill
Appear in writing or in judging ill;
But, of the two, less dang'rous is th' offence
To tire our patience, than mislead our sense.

Alexander Pope

1 comment

  • Filmi izledikten sonra beğenmek istemiş açıklayamadığım bir çok sebepten o kanaati oluşturamamıştım. İncelemeniz bunların hepsine tercüman oldu. Bu kadar zengin bir dille film incelemesi okumak da ayrı bi keyif. Elinize sağlık.