Kelâmbaz

PKK – YPG ve Abdullah Öcalan Çerçevesinde Feminizm Gerçeği

Son 30 yılda yükselen feminizm, insanların idrak ve tasavvurlarıyla(algılarıyla) oynamakta, siyasi, hukuki, ictimai pek çok sinir merkezini de tesiri altına almaktadır. Esasında feminizm tam manasıyla anlaşılmış değildir. Feminist hareket kendi içinde pek çok fraksiyona ayrılmaktadır. Feminizm; yorum, metot ve üslup olarak birbirinden farklı gruplar ve ferdi(bireysel) hareket eden aktivistlerin, ortaklaşa, resmi-gayri resmi teşkilatlanmış bir harekettir. Kadın ekseninde “özgürlük-hak arayışı”olarak tarif edilse de karşımızdaki görüntü hiç de bu kadar masum değildir. 

Bütün ideolojiler merkezine insanı alır ve insan-cemiyet(toplum) meselelerine çareler, fikirler üretme hedefi/iddiası taşır. Ancak feminist hareket insanı değil de yalnız kadını merkeze almıştır. Cinsiyet eksenli bir bakışı olduğundan da her ideolojiden feminizme bir kapı aralanır.

Liberalizm, sosyalizm, milliyetçilik, İslamcılık… Hülasa 60’lardan itibaren ideolojik kalıba sokulan her fikri hareketin içinde feminizmle sentezlenen yorumlar oluşmuştur. Son 20-30 yılda da bu ideolojilerden feministler daima beslenmiştir. İdeolojilerin dışında, onlardan beslenmeden de pek çok ideologun yorumu vardır.

Resim

Bu feminist yorumlarla alakalı kendi içlerinde de pek çok görüş ayrılıkları vardır. Ancak Batı kaynaklı, global çapta çeşitli vakıf(Soros, Ford vs gibi Açık Toplum Vakıfları), teşkilatlar(AB, BM), tarafından desteklenmektedirler. Buralardan projeye dayalı fonlar aldıkları için çatışmalarını erteleyerek farklılıkların üstünü örtmüşlerdir.

Esasında birbirlerini dışlayacak derecede sevmeyen feminist yorumlar vardır. Mesela tesettürü asağılayan, bir dine inanmayı gerilik ve feminist felsefeye aykırı gören pek çok grup vardır. Yine cinsiyet konusunda henüz bazı şeyleri oturtabilmiş değillerdir. Mesela aşağıda ekran görüntüsü verilen şu yazı internetten kaldırılmıştır.

Daha umumi yorumları önplanda tutmaya çalışmaktadırlar. Ancak bir gün yeterli fon desteği, hukuki, siyasi destek alamadıklarında herhangi bir müdahale olmaksızın kendi içlerinde çatışacaklardır.

Resim

Feministler tarafından cinsiyet fizyolojik olarak reddedilmekte, “toplumsal cinsiyet” tabiri üzerinde durulmaktadır. Feministlere verilen tavizler neticesinde artık milletler arası platformlar da doğuştan gelen cinsiyet yerine “toplumsal cinsiyet” yani sonradan temayülle oluşturulan cinsiyet kavramları kullanılmaktadır. İngilizce’de biyolojik cinsiyet “sex” kelimesiyle ifade edilir. Ama onlar biyolojik olmayan cinsiyetleri de ifade için “gender” kelimesi kullanılır. Dünya’da ve Türkiye’de yürütülen propaganda da bu temeller üzerine inşa edilmiştir.

Mesela Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan İstanbul Sözleşmesi’nin metninde de “gender” ifadesi kullanılmıştır. Toplumsal cinsiyet vurgusu yapılmıştır. Ancak Türkçe’nin kifayetsizliği sebebiyle sex ve gender tek kelimeyle yani “cinsiyet” şeklinde tercüme edilmiştir. 

Resim

Türkiye’deki feminist dalgayı ideolojik olarak besleyen en mühim hareketlerden biri de PKK’dır. Bu örgütün kurucu lideri ve ideologu Abdullah Öcalan’dır. Onun talimatlarıyla Türkiye’deki feminist hareket de desteklenmiştir. Öcalan tarafından esasları belirlenen bu feminist yorum, “Jineoloji” olarak ifade edilmektedir. PKK – YPG tarafından uygulamaya sokulmuştur. Kürtçe kadın anlamına gelen “jin” kelimesinden türetilen bu doktrine “Kürt feminizmi” de denilmektedir.
Aşağıdaki yazıda Rojovada yapılan Jineoloji eğitiminden bahsedilmektedir. Yazıda geçen, senelerce bu hareket için uğraştığı vurgulanan “Reper Apo” ifadesiyle “Öncü Apo” manasında Abdullah Öcalan kastedilmektedir. Linkteki yazıda uzun uzun YPG tarafından nasıl feminist eğitimler verildiği anlatılıyor.
Bu eğitimler Türkiye’deki İstanbul Sözleşmesi icaplarından olan, MEB ve YÖK tarafından uygulanan “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi” (ETCEP) ile ne kadar benzemektedir? Araştırılması gereken bir konu… Bir problem olmaması için linki bağlantısız veriyorum. Copy-paste edilirse ulaşılabilir:
http://jineoloji.org/tr/jineoloji-rojavada-devrime-rengini-veriyor/
2016’da Jineoloji adıyla kısa süre yayın yapan  bir dergi kurulmuştur. Yine bu adla yayın yapan örgüte bağlı pek çok platform vardır. Buralarda İstanbul Sözleşmesi’nin Jineoloji esaslarına göre olduğu yazar. Derginin yazar ve danışman kadrosunda pek çok isim vardır. Bu isimlerin çoğu halihazırda feminist kadın derneklerinde faaliyet yürütüyor:

Öcalan’ın kitabı

Peki Abdullah Öcalan ve PKK’nın kadına ve aileye dair görüşleri nelerdir? Bu konuda yaptığım pek çok okumanın neticesinde, meselenin iki kitapla gayet izah edilebileceğini gördüm. Yazılış tarihleri ve günümüzde gelinen aile ve kadın meseleleri birlikte mukayese edilirse, örgütün fikirlerinin ne boyutlarda yayıldığı görülecektir
İlk kitap Abdullah Öcalan’nın “Bir Halkı Savunmak”(2004), diğeri PKK’ya ait “1.Kadın Özgürlük Kurultay Belgeleri”(2005-Azadi Matbaası)
PKK Kadın kolu olan PAJK(Partiya Azadiya Jina Kurdistan. Türkçesi Kürdistan Özgür Kadın Partisi), bu fikirlerle beslenerek terör faaliyetleri yapmıştır. Öcalan PAJK’ın istikameti hakkında değerlendirmelerde bulunmuş ve feminist bir rota çizmiştir.

Aile köleliktir

Şöyle ki, öncelikle Öcalan ve PKK, klasik aile mefhumuna şiddetle karşıdır. Yıkılmalı, değiştirilmelidir. Öcalan sf.52’de aile için şu tarifi yapıyor:

“Toplumsal alandaki kapitalizmin oluşturma, yönetme tarzını birçok olguda, özellikle erkekte, ailede, işte, memuriyette, yine eğitim, sağlık, hukuk ve benzeri birçok alanda gözlemleyebiliriz. Aile için kısa bir tanımlama yaparsak, hiyerarşik ve devletçi toplumun temel kurumu olan bu ocak sistemin hücresi, en küçük molekülüdür. Tepedeki imparatorun ailedeki yansıması ‘küçük imparator’dur. Toplumdaki köleliğin yansıdığı esas tezgahtır. Ailedeki kölelik toplumsal köleliğin temel güvencesidir. Sistem adeta her gün, her saat ailede yeniden üretilmektedir. En ağır yükünü de aile çekmektedir.

Aile hiyerarşik ve devletçi toplumun uysal eşeğidir. Sürekli binilebilir, kendini taşıtabilirsin. Genelde dağılan kapitalist sistemin en çarpıcı izdüşümünü ailede yansıtması aralarındaki bu sıkı bağlantıdan dolayıdır. Kapitalizmin ekonomisi demeye pek gerek yoktur. Kapitalin kendisi ekonominin özüdür. O esasta en istismarcı, vahşi rekabetli, kar için her şeyi göze alabilen sistemdir. Toplumun metalaştırılmayan hiçbir olgusu yoktur. Metalaştırılan toplum, elden çıkarılmak istenen toplumdur. Böylesi bir toplum yaşam ömrünü dolduran, dolayısıyla bitirilmesi gereken bir düzendir.”

“Kadın bizimle rolünü oynamalıdır”

Feminist hareketin 2000’lerdeki yükselişini gören/bilen Öcalan, bu konuda örgütün de pay sahibi olması ve bu hareket destekleyerek yön vermesi gerektiğini söyler. sf.226 ve 312’de şu değerlendirmeleri yapar:

“PKK kitlesi tüm Kürdistan’da başat durumdadır. Ayrıca ülke dışında ve komşu metropollerde milyonlarca sempatizan halk kitlesi mevcuttur. Kadında muazzam bir uyanış ve örgütlenme vardır. Kadın etrafında adeta yeni bir dünya doğmaktadır. Yeni teorik ve paradigmatik yaklaşımların asal öğeleri kadın özgürlüğünden geçmektedir.” sf. 226

“Hareketimin içinde kadın özgürlüğü en temel değerlerin başında gelmektedir. Kaldı ki, kadın hareketi dünya çapında yeni gelişmeler yaşayan sosyal devrimlerin en temel yanlarından biridir. Kadın devrimi devrimde devrimdir. Özgürleşen kadını anlamak, tarihi, toplumu, yaşamı yeniden anlamaktır. Kadını dinsel feodal gericiliğin ve kapitalizmin aşırı metalaştıran nesnesi olmaktan çıkarmak temel görevlerdendir. Yine feodalizm ve kapitalizmin hakim değer yargıları ile yüklü egemen erkek ahlakından, evliliğinden kurtulmak temel görevdir. Fazla açma gereği duymuyorum. Kadın PAJK gerçeği ile rolünü oynamak durumundadır.” sf.312

Öcalan kendince bir aşk felsefesi yapar, kadına dair özgürlük, eşitlik adına düşüncelerini açıklar. Ancak feminizmin bugün geldiği haline aslında karşıdır. Bilhassa magazin-Tv dünyasındaki teşhirciliğe, müstehcen yayınlara “Bırakın yapsınlar, kadınlara karışmayın” dediği, Global sermayenin Netflix gibi platformlarla destekleyip işlediği kadın tipini de sert şekilde tenkid etmektedir:

“Kapitalizmde ise kasap misali gövde parçalara ayrılarak her kısmına fiyat biçme gibi unsurlar eklenmiştir. Saçından topuklarına, göğsünden kalçalarına, göbeğinden cinsel organına, omuzundan dizlerine, belinden baldırına, gözünden dudaklarına, yanağından boynuna parçalanıp değer biçilmeyen hiçbir yeri kalmamış gibidir. Ne yazık ki ruhu var mı yok mu, varsa ne eder sorusu akla getirilmez. Beyince de o ezeli ‘eksik akıllı’dır. Özel ve genelevlerin zevk veren metasıdır. Çocuk makinesidir. En zor işlev olan çocuk doğurma emekten sayılmaz. Çok zor bir iş olan çocuk büyütmenin hiçbir ücreti yoktur. Tüm önemli ekonomik, sosyal, siyasal, askeri kurumlarda yeri numunelik değerindedir. Reklamların vazgeçilmez malzemesidir. Cinsiyeti en çok metalaştırılıp piyasaya sunulan yegane varlıktır. En çok sövgü ve dövgü konusu yapılandır. Aşk yalanına en çok alet edilendir. Her şeyine karışılandır. Kadınca konuşması için özgün bir dil deyim, ses düzeni biçimlendirilen kimliktir. İnsanca arkadaşlık yapılamayan insandır. En değme erkeğin bile yanında saldırı duygusundan vazgeçemediği insandır. Her erkeğin üzerinde kendini imparator sandığı nesnedir kadın artık. Tanım daha da zenginleştirilebilir.” sf. 50

2004’de feminizmin Hollywood, Netflix argümanlarıyla şekil almasını tahmin edemediği görülüyor.

Kadın meselesine dair yanlış bulduğu her türlü menfi/olumsuz hali Kapitalist düzene yorar ve her şeyi ondan sorumlu tutar. Ona göre din, bilim, kültür, gelenek… Hepsi kapitalist esaslara göre şekillenmiştir ve topyekün değiştirilmeli, yeniden dizayn edilmelidir.

Yine de bir realite olarak cinsellik ve evlilik mefhumlarını kabul ediyorsa da bunların hudutlarını çizecektir. Örgüt içinde aile kurmaya kesinlikle karşıdır. Sempatizanların evliliğine izin verir. Aşka örgüt içinde ve dışında, eylemlere engel olmayacak derecede müsaade verir:

“Fiziksel varlığını sürdürme ise cinsel içgüdüye dayanır. Cinsel içgüdüyü tanıyorum. Halkımıza kendini sürdürmesi için bırakılan tek alandır. O da başa büyük bela olmuş durumdadır. Mühim olan ideal soy sürdürmedir. O da büyük toplumsal, felsefi savaşlardan geçmektedir. Sonuç olarak devrimsel aşkı geliştiremeyen, Türkiye’de de çok tartışılan türbanlı kadın tarzını deneyebilir. Siyasi, askeri alana taşırılmadan, kendi evinde kalabilecek bir kadınla görevlerine ihanet etmeme temelinde kul evliliklerine izin verilebilir. Ama tekrarlıyorum. Bu evlilikler düzen evliliği olup, siyasi ve askeri alana bulaştırılamaz. Aksi halde feodal ve kapitalist yaşamın köleleştirici etkisine ortam ardına kadar açılmış olur. Düzen ordularında bile bu yaşanmaz.” sf. 312

“Tekrar söylüyorum: Siyasi mesele yapmadan köylü, kentli, küçük burjuva evlilik sahibi olanlar ve yeni kurmak isteyenler görevlerine hakkıyla bağlı olmak kaydıyla sınırlı olarak örgüt tarafından izinle bu ilişki içine girebilir. Keyfi bireysel kararla olamaz. Dönem sadece fiziki soy sürme değil, öncelikle zihni, siyasi, yurtsever ideallerimizin zafere koşması dönemidir. Bunun asgari koşulları sağlanmadan, karı koca, çocuklar, aşk sadece başa beladır. Sonuna kadar aşka saygılıyım. Ama ona götüren felsefe ve eylem olamadan da sonuna kadar kendini kandırmaya hayır. Bu kavramlar çerçevesinde pratik gelişmelerin daha da özgürleştirip özlediğimiz gerçek sevgi ve aşkın yolunu açacağına inanıyorum.” sf. 313

Ana hatlarıyla aile ve kadına dair görüşleri bu minvalde olan Öcalan iki noktada mevcut feminist hareket uymayan tespiti de vardır.

İlki LGBT’yi anormal görmesidir. Sebebi ise onun tabiriyle “evrimsel biyoloji”ye ters olmasındandır. Herkes LGBT olsa insanların soyu kurur. Ancak LGBT hakkında tam ne düşünmektedir, bilemiyoruz. Daha doğrusu HDP’nin LGBT desteği sebebiyle çok menfi bir kanaati olmadığı söylenebilir. Fakat kendisi bizzat ne diyor, ayrı bir araştırma konusu. Bu kitabında tek bir yerde, kısa bir misalin içinde ifade eder:

“Hayvansal gelişme bitkisel gelişmenin bir sonucudur. Diyalektik ilişki böyledir. Çünkü ilk hayvanın yiyecek bir hayvanı yoktur. O bitkiyle beslenecektir. Etle beslenmeye bir sapma gözüyle bakmak gerekir. Eğer tüm hayvanlar birbirini yeseydi, canlı hayvan türü hiç oluşmazdı. Bu evrim kuralına da aykırı bir gelişmedir. Doğanın esaslı eğilimlerinden her zaman sapmalar çıkar. Ama sapmaları esas haline sokarsak, hangi türe ilişkinse o türün soyu kurur. Bu olgunun en çarpıcı ifadesi toplumsal olmamak kaydıyla çift cinsellik yaşayanlardaki durumdur. Herkes çift cinsel, dolayısıyla homoseks ilişkisinde olursa, insan soyu kendiliğinden kurur. Bu kısa izah bile avcı ve savaşçılığa dayalı toplumsal gelişmenin çarpıklığını gayet iyi dile getirmektedir.” sf. 20

“Aile dağılıyor, zina ve ahlaksızlık artıyor”

İkincisi; kapitalizmin şekillendirdiği feminist hareketler desteklediği global sistem, dünyada bir kaos ortamı oluşturmakta her şeyin dengesini bozmaktadır:

“Diğer yandan müthiş üretim teknikleriyle arz fazlası emilememektedir. Sorun kıtlık değil tersidir. Bir yandan kıtlıktan beter açlık yaşayan muazzam bir nüfus, diğer yandan dağ gibi yığılmış arz fazlası her şey. Bundan daha çarpıcı kaos niteliği oluşamaz. Yine kanser gibi büyüyen şehirleşmeler söz konusudur. Sosyolojik anlamda şehirle alakası olmayan toplumsal kanserleşmenin en açık örneklerinden biri şehir büyümeleridir. Şehirler hem köyleşerek hem de anlamı dışında büyüyerek şehir olmaktan çıkıyor. Kaos şehirde daha yoğun yaşanmaktadır. Toplum toptan metalaşmaktadır. Alım satım konusu olmayan hiçbir değer kalmamıştır. Kutsallık, tarih, kültür, doğa, her şey metalaşıyor. Bu gerçeklik de toplumsal kanserleşmedir ve kaosa götürür…

…Kapitalizmin nüfus politikası, ‘insan ne kadar değersizleşirse o kadar çoğalır’ ilkesine dayanmaktadır. Kapitalizm varoldukça nüfus sorunu ağırlaşarak devam edecektir. Nüfus patlaması kaosu büyüten özelliklerin başında gelmektedir. Sistemin zıt kutbunda yer alan toplum yapılanmaları da benzer bir dökülmeyi, karmaşayı yaşamaktadır.” sf.97

Kapitalizmin yaptığı her şey ailenin dağılmasına, kadınlarla alakalı problemlere, “toplumsal ahlak”ın bozulmasına sebep olmaktadır. Şu aşağıdaki satırları yazan Öcalan’ın ifadeleri, bugün İstanbul Sözleşmesi’nin neticeleri(şiddetin, boşanmaların daha da artması, evliliklerin azalması vs.)  ile birlikte düşünülünce, aslında bu sözleşmenin Kapitalist bir proje olduğu da ifade edilmiş olmuyor mu?

“En başta aile, tarihinde en yoğun dağılma sürecindedir. Evliliklerin yarıya yakını bozulmakta, ahlaki olmayan kontrolsüz cinsel ilişkiyi çığ gibi büyütmektedir. ‘Kutsal evlilik’ bitmiş sayılmaktadır. Çocuk, yaşlılar, ana baba ilişkileri, aileyle bağlantılı dağılmanın acı kurbanları olarak, toplumsal açıdan en anlamsız, bozuk duruma düşmüş bulunmaktadır. Kadın üzerindeki en eski baskı ve istismarlar açığa çıktıkça, kadın sorunu da tam bir krize dönüşmektedir. Kadın kendini tanıdıkça, düşürülmüşlüğüne duyduğu öfkeyle tam bir kaos ilişkisinin en etkili nesnesine de dönüşmektedir. Kadın çözülmesi toplum çözülmesine, toplum çözülmesi de sistem çözülmesine yol açmaktadır.

Toplumsal ahlakın çok kıt durumu da genel ahlaksızlığa gösterge olmaktadır. Tüketilen ahlak kurumu adeta zincirinden boşalmış bir bireyciliğe ve toplumsal değerlerin tahribine yol açmaktadır. Ahlaklılık kapitalizm açısından ‘enayilikle’ eş tutulmaktadır. Ahlaki temelini, yani vicdanını yitiren bir toplum ancak kaos halini ifade eder. Başka türlü tanımlanamaz. Devletin sosyal politikalarla önlemeye çalıştığı toplumsal sorunlar kaynak kıtlığı ve kapitalizmin genel yapısı nedeniyle çözüm bulamamakta, sorunlar daha da büyümektedir. Sf. 97

KJB Kurultayı

Netice olarak Öcalan’nın görüşleri istikametinde PKK-YPG ve bunları besleyen kaynaklar(stk’lar, partiler, yayınlar) feminist harekete destek vermişler ve çeşitli yorumlar geliştirmişlerdir. 1.Kadın Özgürlük Kurultayı Raporu bu minvalde alınan kararları ihtiva eder:Resim

2005 yılında, bu kurultay raporuyla KJB adlı bir teşkilatı kurduklarını da ilan etmişlerdir. Şu linkte diğer pek çok kadın teşkilatı arasında da ismi geçmektedir: PKK’ya bağlı gruplar listesi

Resim

Öcalan’ın yukarıda verdiğim bütün fikirlerini KJB harekete geçirmek üzere kurulmuştur. Bunu raporda da açıkça ifade ediyorlar: Resim

Bu rapor Öcalan’ın birebir aynısı ve bazı noktalarda geliştirilmiş halidir.  KJB 2005’de şurada ifade ettikleri görevlerini yerine getirmiş gibidir. “Erkeği dönüştürme projesinin uygulanmasından kendini sorumlu görmek” de bunlardan biridir:

Resim

Resim

Kimlerle, nasıl yapıldı bu ittifaklar?

En dikkat çeken kısım ve bu yazının düğüm noktası da “İTTİFAKLAR” başlığı altında yazılanlardır. 2005 senesinden bugüne, bu mesele hakkında yani PKK-KJB-YPG ve Feminist STK’ların resmi-gayri resmi bağlantıları daha sistematik, derinlemesine araştırılmalıdır. İdeolojik tesir haritaları çıkarılmalıdır.Resim

Bugün İstanbul Sözleşmesi’ne en çok HDP’nin sahip çıktığını görüyoruz. Acaba neden?

KJB’nin ve diğer örgüt mensubu feministlerin, bu ve benzer rapor, kitap makalelerinde sundukları pek çok argüman ve tezi bugünki çoğu feminist derneklerin yayınında, sitesinde okuyor, görüyoruz.

Resim

YPG’nin bugün kadın birlikleri de vardır ki YPJ ismiyle ayrı bir komuta zincirinden oluşuyor. Kadın hakları, özgürlük, mücadele vs. gibi feminist argümanlarla pek çok kadın cepheye sürülmüştür. Bilhassa 90’lı yıllarda dağda nasıl şartlarda, hangi muamelelerle karşılaştıklarıysa tam bir muammadır. Hangi feminist dernek dağa çıkarılan kadınlar hakkında çalışma yapmıştır?
Her ne kadar Şemdin Sakık gibi PKK içindeki isimler, kadınlara dair pek çok skandalı anlatmış olsalar da, PKK’lı feministler ve sempatizanları tarafından şiddetle reddedilmektedir.
Bugün dünyaya YPJ, DEAŞ gibi dinci, gerici, yobaz bir terör grubuna karşı mücadele veren kadın kahramanlar olarak servis ediliyor. Feminist hareket üzerinden dünya genelinde bu minvalde yürüttükleri bir propaganda vardır. Soeurs d’Armes adlı Fransız yapımı filmde de bu işlenmektedir. Aynı şekilde Hollywood tarafından çeşitli filmlerin hazırlandığı da basına yansımıştır. (Fransız yönetmenin film hakkında röportajı)

Son söz olarak bugün Türkiye’de yürütülen feminist hareket içinde hem ideolojik hem de STK cihetiyle PKK tesiri hiç hafife alınmayacak derecededir. Demokratik haklar yönüyle fikirlerin ifade edilmesinde bir problem yok. Ancak bazıları tarafından isyana teşvik, savaş, kavga vs. özendirilmekte, şiddete sevkeden bir dil kullandıkları görülmektedir. Âdeta ülkede bir kaos olması için mücadele vermektedirler.
İstanbul Sözleşmesi sonrasında daha da artan feminist STK’lardan hangileri PKK istikametinde ideolojik faaliyet yürütüyor? Feminizmin içinde hangi fraksiyonlar bu hareketi destekliyor?
Konu bu cihetten araştırılmalı ve acil bir haritası çıkarılmalıdır.

1 comment

  • “Bütün izm’ler feminizmde mutabık.”

    Konu tam anlamıyla işlenmiş. Yazarının eline gönlüne sağlık.
    Bu işin devrimcisi, muhafazakârı yok, hepsi aynı kaptan yeyip, aynı kaba şey ediyorlar.

Bizi Takip Et!