Kelâmbaz

Osmanlı’nın Atlı Komandoları “Akıncılar”

Akıncı, öncüdür. Gönüllüdür, fedaidir, dalkılıç ve kelle koltuktadır. Yolu o açar ve o gösterir. Ardından ordu yürür. 14, 15 ve 16. asırlarda Balkanlar’ın fethi ve Rumeli’nde yeni bir Türk anayurdu kurulması, birinci derecede akıncıların eseridir.

Osmanlı’nın kuruluş ve yükselme dönemine damgasını vuran akıncılar, tımarlı sipahilerden sonra savaşlarda Osmanlı ordusunun bel kemiği vazifesini gördüler. Akıncılardan düzenli bir birlik olarak bahsedemeyiz ve bu nedenle bir ocak teşkilatı olduğunu da söyleyemeyiz. Ancak Osmanlı’nın Bitinya bölgesinde akın harekatlarına başladığı dönemde düzenli bir organizasyon halini aldığını söyleyebiliriz ki bu da 14.yy başlarına denk gelmektedir.

Bilmemiş var mı geniş yeryüzünün serhaddi,
Yıkmış ufkunda durup karşı koyan her seddi. 
Yeni bir ülkede yem vermek için atlarına 
Nice bin atlı kapılmıştı fetih rüzgârına.

İlk zamanlar Anadoluda çok etkili olmuşlar, Türk ve Müslüman kültürünü Anadolu’ya en iyi şekilde yaymayı başarmışlardır. 1071 Malazgirt savaşı sonrası ve Osmanlı kuruluş dönemi arasında geçen dönemdeki akınları çok tesirli ve başarılı olmuştur. Zira aşağıda detaylı şekilde ele alacağız. Yine Balkanlarda Osmanlı’nın bu derece tesirli olması ve Viyana kapılarına kadar gelmelerinde akıncılar’ın ne kadar tesirli olduklarını gözler önüne getirmektedir. Öncü birlikler olarak düşman topraklarına ilk onlar girer, canları pahasına “gaza” ederlerdi. Öyle ki hayatları daima savaş alanında geçmiş ve aralarında nadiren evlenenler olmuştur. Hayatları daima at üstünde geçer geçimlerini de gaza sırasında elde ettikleri ganimetlerle sürdürürlerdi.

                                15.Yy Bir Türk Akıncısı

 

Atlastan cepkenli yiğit akıncı, 
Dönmedin geriye bunca yıl oldu.
Gözlerim yollarda, ruhumda sancı
Elimde güllerim buruşup soldu. 

Düzenli bir birlik olmasalar da akıncılardan başı bozuk düzensiz birlikler olarak bahsetmek tam olarak doğru olmaz. Zira ilk zamanlar ikibin, beşbin akıncı önemli bir akıncı beyinin emri altında toplanır ve akınlar için organize olurlardı. Osmanlı’nın güç kazandığı ve büyüdüğü dönemde sayıları 50 60 bine kadar çıkmıştı. Yine bunlar akıncı uç beylerinin liderliği altında toplanır, İslamiyet’e uygun bir şekilde gaza ederler, saygı ve hoşgörü sınırlarını aşmazlardı. Kendilerine aman dileyenlerle asla savaşmazlardı. Akıncıların görevi başlarındaki beylerin muhafazası altında sınır boylarını korumak, gerektiği zaman düşman yani darü’l- harp topraklarına akın etmekti. Silah ve teçhizatları uygun olmadığından kale kuşatmalarına katılmazlardı. Ancak akıncılar arasındaki tecrübeliler yani serdengeçtiler kuşatma esnasında kara savaşlarına katılırlardı.

Koştur atını akıncım

Çatlarsa çatlasın kısrak

Yaratana tamdır inancım

Cihat fikri asıl mihrak

 

Deliler

Akıncılar kendi içlerinde gruplara ayrılmaktaydı, bu gruplar arasında en dikkat çekeni yıllardır toplumumuzun dilinde olan ama aslı bilinmeyen, tek hatırlanır noktası mermerleri tokatlayıp elleriyle düşmana saldıran “deli” adı ile anılan gruptu. Düşmanı görünce adeta deliye dönen bu grubun mensuplarını kimse durduramazdı. Ordu ile sefere iştirak ettiklerinde, savaşın en ön safında yer alır ve düşmana ilk onlar saldırırdı. Bu gruptan olanlar bazen hiçbir silah kullanmaz, sadece kendilerini savunmak için yanlarında bulundurdukları kalkanlarla düşmanın içerisine dalar, kendilerine yapılan kılıç hamlelerini kalkanlarıyla savuşturup, mermere vurarak sertleştirdikleri o koca elleriyle düşmanın yüzünde şimşekler çaktırırlardı. Topu topu bir avuç deliyle baş edemeyen düşman, geride kendi sayısına yakın Türk ordusunu görünce paniğe kapılır ve birer ikişer kaçışırdı. Bu delilerin bir kısmı eğersiz ata biner, bir kısmı da akşama kadar ellerini mermer gibi sert cisimlere vurarak nasır bağlatırdı. Kat kat nasır bağlamış bu eller, düşman için kılıçtan daha tesirli bir silâh olurdu. Deli adıyla anılan bu süvariler, 15. yüzyıl sonlarından itibaren istihdam edilmişlerdir. Önceleri sadece Avrupa’daki sınır boylarında kullanılan deliler, ‘bayrak’ adı altında 60’ar kişilik ocaklara ayrılırdı. Başlarındaki kumandanlarına Delibaşı denirdi. Delibaşın altında gönüllü ağası ve bölük ağası gibi zabitler vardı. Deli süvarisi olmak isteyen, cesaretiyle kendini ispatlamak zorundaydı. 16. yüzyılda kurt, sırtlan, pars gibi vahşi hayvan derilerinden yapılmış elbiseler giyen delilerin, atları da akıncılarınki gibi çevik ve dayanıklıydı. Delilerin silâhları ise, akıncılarınki gibi kılıç, kalkan, mızrak, balta ve bozdoğandı.

 

Tuna nehrinden geçerken çeriler,

Avrupalı korkusundan geriler,

Osmanlı Bahadırı Gök Börüler,

Küffara karşı dalarak savaşır.

 

Akıncılar Nasıl Savaşırdı

Akıncıların en yiğitleri ‘dalkılıç’ ve ‘serdengeçti’ adı ile anılırdı. Bunlar akıncıların fedai kısımlarıydı. Bu fedailerin düşman içine dalmak ve mahzur bulunan bir kaleye girmek gibi çok zor görevleri vardı. Bu yiğitlerin çoğunun böyle bir vazifeden geri dönme ihtimalleri azdı. İhtiyar Cezzar Ahmet Paşa karşısında ilk yenilgisini tadan Napolyon’un şu sözleri, Osmanlı askerini anlamak açısından manidardır: “Osmanlı askerini dalkılıç olmaya mecbur edecek kadar sıkıştırmak el vermez, bir kere dalkılıç olmayı göze almış birkaç yüz adam meydana çıkarsa, mağlup olmamak mümkün değildir.” Akıncılar, ordunun genellikle beş günlük mesafe ilerisinde yol alırlardı. Bir düşman ordusuna dalmak gerektiği zaman, bu vazifeyi yapacaklar ordudan ayrılır, düşmanı vurmak için icap eden yere kadar giderler, ani ve şiddetli şekilde düşman saflarına dalarlardı. Bunun neticesinde düşman şaşırır ve bozguna uğrardı. Düşmanın iktisadî ve manevi yapısını alt üst ederek savaşın kazanılmasında önemli rol oynayan akıncıların akın taktiği şöyleydi: Akıncı ordusu belirli bölümlere ayrılır, ayrılanlar da daha küçük birliklere bölünerek yollarına devam ederdi. Sefer yapılacak ülkede her birliğin ele geçireceği şehir ve kasabalar önceden kararlaştırılır, dönüşte birlikler gene belirli yerlerde, fakat daha önce ayrıldıkları mevkilerde olmamak üzere birleşerek, vatan topraklarına dönerdi. Bu durum düşman ülkesini korku içerisinde bırakırdı. Kasırgalar gibi esip geçen akıncıların, ne zaman, nerede ortaya çıkacakları hakkında yüzlerce söylenti çıkardı.

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

            Bir Osmanlı akıncısı Haçlı şövalyesini mağlup ederken

Akıncıların parolası, “Yazılan gelir başaydı. Yazılan mademki başa gelecekti, ölümden korkmak niyeydi? Bu yiğitler gözlerini budaktan sakınmaz, her yerde şahadeti ararlardı. Gece abid olan bu Hak fedaileri, gündüz birer arslan kesilirlerdi. Akıncılardaki ruh hâlini anlamak, Kur’an-ı Kerim’in çeşitli yerlerinde geçen, “Malınızla ve canınızla cihat edin.” ayetini kavramaya bağlıdır. Çiftçilerin ellerindeki tohumları toprağın altında çürümeyeceğine inandıkları ve ellerindeki tohumları tereddüt etmeden toprağın bağrına saçıp beklemeye durdukları gibi, akıncılar da yapmış oldukları güzel işlerin karşılığını mutlaka göreceklerine inandıklarından, hayatlarını Hakk’ı korumaya ve ülkelerini savunmaya adamışlardır. Bazı tarihçilerimizin ne yazık ki bu şanlı yiğitleri ganimet uğruna bir araya gelmiş bir topluluk gibi göstermeye çalışması üzüntü ve şaşkınlık vericidir.

Gafil ne bilir neş’ve-i pür-şevk-i vegayı
Meydân-ı celâdetteki envar-ı sefayı
Merdan-ı gaza aşk ile tekbir tekbirler alınca
Titretti yine, rû-yı zemin arş-ı semayı.
Allah yolunda cenk edelim şan alalım şan
Kur’an’da zafer vaadediyor Hazret’i Yezdan.

Uzun mesafeleri, kısa sürede koşabilecek şekilde yetiştirilen ve birçok meziyeti olan akın atlarının eskisi kadar yetiştirilememesi, bu teşkilâtın zayıflamasının sebeplerindendir. 1595 yılında Koca Sinan Paşanın Eflak’ta Prens Mihal’e yenilmesi üzerine Tuna’nın öte yakasında kalan akıncıların ve akın atlarının pek çoğu telef olmuştur. 16. yüzyıldan itibaren sayıları iyice azalan akıncılar, geri hizmetlerde kullanılmaya başlanmıştır. Akıncıların yerini bu dönemden sonra Kırım Hanlarının emri altındaki Tatar askerleri almıştır. Akıncı adı 1826 yılında resmen ortadan kalkmıştır.

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna

Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hala çarpar mı tekbir?

Bulur mu deli rüzgar o sedayı: Allah bir!

 

Yorum Yaz

Bizi Takip Et!