Kelâmbaz

İstanbul’un Hüzün Akan Çeşmeleri: Saliha Sultan Sebili ve Çeşmesi

İstanbul’da hayırseverlerin yaptırdığı, ecdadımızdan kalan yüzlerce tarihi çeşme ve sebil bulunmaktadır. Bu çeşme ve sebiller dönemlerinde bulundukları meydanlarda, mahallelerde hem halkın hem de diğer canlıların su ihtiyaçlarını karşılamış, halk için kimi zaman buluşma mekanları olmuş, nice sohbetlere, tarihe tanıklık etmiş aynı zamanda üzerlerindeki harikulede mermer ve taş  işçilikleriyle insanlara görsel şölen sunmuştur. Özellikle abidevî büyüklükteki sebil ve çeşmelerde bu sanat daha fazla görülmektedir. Günümüzde bu çeşmelerin neredeyse tamamının suyu akmamaktadır ve konumundan dolayı şanslı sayılabilecek birkaç tanesi hariç kaderlerine terk edilmiş durumdadır. Örneğin Ayasofya ve Topkapı Sarayı girişinde meydanda bulunan 3. Ahmet Çeşmesi yerli ve yabancı turistler tarafından en bilinen çeşmedir, abidevî büyüklükte olup konumunun getirdiği avantaj ile diğer çeşmelere göre daha göz önünde olduğu için suyu akmasada çevreden gelen zararlardan bir nebze  korunmuştur. Bunun dışındaki bir çok çeşmeye bakımsızlık ve uzun yılların getirdiği yıpranma hariç insanların verdiği tahribat nedeniyle,  bu eserlerin yok olmaları hızlanmıştır.

Çöp tenekesi muamelesi görenler, asfalt veya kaldırım çalışmaları sırasında neredeyse tamamı toprak altında kalanlar, yıkılanlar ve daha başka birçok sebeple zarar görenler… Bu yazıda önünden sık sık geçmem nedeniyle yok oluşuna tanık olduğum ve her geçişimde içimin daha çok acıdığı Saliha Sultan Sebili ve Çeşmesinden bahsedeceğim.

Öncelikle bu çeşmenin tarihine bakalım. Çeşme önünde bulunan açıklamalara göre; Galata Çeşmesi veya Azapkapı Çeşmesi olarak bilinen Saliha Sultan Sebili ve Çeşmesi, Sultan I. Mahmud’un annesi ve Sultan 3. Mustafa’nın eşi olan Saliha Sultan adına 1732-1733 yıllarında yaptırılmıştır. Eserin mimarının Hassa Mimarbaşı Kayserili Mustafa Ağa olduğu düşünülmektedir. Ayrıca buradaki açıklamada çeşmeden şöyle bahsediliyor: Sebil-çeşme kente vakfedilen “zarif bir abide eserdir”. 1957’de yapılan yol çalışmaları ve yakın zamanda yapılan çalışmalar nedeniyle çeşme, yol seviyesinin altında kalmış ve meydan çeşmesi olma özelliğini kaybetmiştir. Tümüyle mermer olan çeşme-sebilin ön cephesi “muhteşem güzellikteki motiflerle bezenmiştir”. Çeşitli dönemlerde tadilat geçirmiş olup son restorasyonuna Kuveyt Türk sponsor olmuş. Ama ne yazık ki bu muhteşem eser restore edildikten sonra koruma altına alınmadığından, vurdumduymazlıktan göz göre göre tahrip edilip yok olmakta. Çeşme, Azapkapı’da ve aynı zamanda Sokullu Mehmet Paşa Camii’ye,  yine yok olmak üzere olan Galata Surları kalıntılarına ve Haliç Metro Köprüsüne komşu. Günümüzde çeşmenin kurnasında evsiz ve madde bağımlıları kalıyor. Havanın soğuk olduğu günlerde ısınmak için veya keyfi nedenlerle çeşme kurnalarında yakılan ateş nedeniyle sebil kapısı yanmış, mermerler islenmiş ve mermerde yer yer patlama-kırılmalar (yüksek sıcaklık nedeniyle olduğunu düşünüyorum) meydana gelmiş (Fotoğraf 1). Son ziyaretimde (26 Nisan 2019 ) gördüğüm üzere bu yanan kapı değiştirilmiş ve bu kısımdaki is lekeleri temizlenmiş ama maalesef kırılan mermerler öylece duruyor; ve bu seferki ziyaretimde gördüklerim üzüntümü bir kat daha arttırdı. Fotoğraf 2 ve 3’te görüldüğü üzere çeşmenin başka bir kısmında, bahsettiğim evsizler kurnada çeşitli şeyleri yakarak esere büyük ölçüde zarar vermişler.

Fotoğraf 1: Çeşmeye yapılan tahribat
Fotoğraf 2: 26 Nisan 2019 itibariyle çeşmenin hali
Fotoğraf 3: 26 Nisan 2019 itibariyle çeşmenin hali

Görüldüğü üzere çeşme koruma altına alınmadığı sürece verilen zarar önlenemeyecek. Nitekim Fotoğraf 1’de belirttiğim gibi çeşmenin bu kısmında sebil kapısı değiştirildikten ve ateşin bıraktığı is temizlendikten sonra çeşmenin başka bir kısmında ateş yakmışlar.. Bu hâl bu şekilde devam etmemeli, aksi halde birgün çok geç olacak, verilen zararların telafisi olmayacak.

Bu durumu defalarca CİMER’e bildirdim, çeşmenin fotoğraflarını da gönderdim. Belediyeler veya çeşitli kurumlar bu durumu birbirlerine yönlendirdi, sonuç olarak bir önlem alınmadı.

Bu çeşme bir sanat eseridir; üzerinde muhteşem motifler, hat yazıları vardır ve çeşme-sebil adeta bir biblo gibidir. En önemlisi ecdadımızdan bize mirastır!

Bu eseri yaşatalım, böylelikle bu eserde emeği geçen, eseri yaptıranların amel defterlerine sevap yazılmaya devam edecektir. Hadisi Şerifte şöyle buyrulmaktadır: “İnsan ölünce, üç şey hariç ameli kesilir: Sadaka-i cariye, faydalı ilmi eser bırakmak veya ona dua ve istigfar edecek salih evlat” [Müslim].

Yerli yabancı turistlerde farkındalık oluşturalım, en önemlisi bir şekilde koruma altına alalım. (Sebil aktif olarak kullanılabilir, örneğin belirli günlerde sebilden çeşitli içecekler dağıtılarak sebil geleneği yaşatılabilir. Bu turistler içinde güzel bir uygulama olur. Nitekim Üsküdar meydanında bulunan Yeni Valide Camii’nde sebil aktif olarak kullanılmaya başlandı.

Gerekirse bir camekan ile korunmalı, hatta bir başka yere taşınmalı!  veya farklı bir çözüm bulunmalı; ayrıca burada barınan madde bağımlıları veya evsizler uzaklaştırılmalı, bu insanlara barınabilecekleri yerler bulunmalı, rehabilitasyon vs sağlanmalı.)

Fotoğraf 4: Saliha Sultan Çeşmesi ve Sebili

 

 

Fotoğraf 5: Saliha Sultan Sebili ve Çeşmesi

 

Ömer Faruk Gezen

Ömer Faruk Gezen

Endüstri Mühendisiyim, Doktora eğitimim devam ediyor. Hobi olarak özellikle tarihi camiilerin, çeşme ve diğer eserlerin fotoğraflarını çekmekte ve bu eserlerle ilgili araştırma yapmaktayım.

1 comment

  • Konuyu dile getirdiğiniz için teşekkürler. Bu yapıların yaşatılması lazım. Bu kültür devam etmelidir. Hepsi birbirinden kıymetli bu tarihi eserlerimize bizden başka kim sahip çıkacak? Ama bakıyoruz çoğu yok olmak üzere. Artık buna dur denmeli. Bu eserlerin hepsi korunmalıdır.