Kelâmbaz

I. Abdülhamid’e Felç Geçirten Mektup

Bir yandan kitap aşığı, bir yandan da şair, halkına kendi elleriyle yemek dağıtan mütevazi bir Sultan, İslamiyet’e ve İslam alimlerine son derece hürmetkar, hayırsever ve oldukça merhametli bir padişah. Sultan I. Abdülhamid.

Şahsiyeti

20 Mart 1725 tarihinde doğan I. Abdülhamîd ve 5 yaşında iken meşhur Patrona Halil İsyanı ile babasının tahttan indirilişini, 11 yaşında da babasının vefatını görecektir. 7 yaşında da annesini kaybeden sultan öksüz ve yetim olarak büyümüştür. Babası III. Ahmed Han, annesi ise Rabia Şermi Kadınefendi idi. Babası tahttan indirildikten sonraki vakit kardeşleriyle birlikte Şimşir dairesine çekilip burada yaşamıştır.

Şehzade iken pekçok sahada ilim tahsil etti. Çok kültürlü, ileri görüşlü birisiydi. Tam bir kitap sevdalısıydı, kalemi de pek kuvvetliydi. Sultanlığı zamanında kendi adına yaptırdığı kütüphaneye 1.550 adet kitap bağışlamış, döneminde matbaacılık yeniden ehemmiyet kazanmıştır. Kütüphanelerin eksikliklerini gidermiş, Hamidiye Külliyesi’ni inşa ettirmiştir. Sultanın, annesi, eşi ve oğlunun adına inşa ettirdiği camilerde mevcuttur. Sultan I. Abdülhamid, Mescid-i Haram ve Makam-ı İbrahim’in tamirini yaptırmış ve Medine’ye medrese ve kütüphane yaptırmıştır. 1775 yılında açtığı Mühendishane-i Bahri Hümayun okulunda tersaneli yetişmiştir. 1776 yılında da Tershane Mühendishanesi açılmıştır.

İslamiyet’e, Peygamber efendimize ‘aleyhisselam’, ehl-i beytine çok hürmetkar idi. Hatta öyledir ki, yazdığı kaside Hücre-i Saadet’in [Peygamber aleyhisselam’ın kabr-i şerifi] duvarına nakşedilmiştir. Bundan dolayı kasidesine “el-Kasîdetü’l-Hucriyye – Hücre Kasidesi” denilmiştir.

I. Abdülhamid

…Hatalarımdan dolayı benim için şefaatçi ol Rahmân’a

Hayal bile edemeyeceğim bir şekilde ihsanda bulun bana

Dâimâ ve ebediyyen memnûniyet nazarıyla bak

Her zaman kusurlarımı gizle, lütufta bulunarak…

Veli padişah hazretlerinin kendi elleriyle halka yemek dağıttığı Hamidiye Külliyesi’nin bir parçası olan imaret ve sıbyan mektebi 1911 yılında İttihad ve Terakki işbaşında olduğu zamanda, Evkaf Nazırı Hayri Efendi’nin tasdikiyle yıktırılmış, yerine IV. Vakıf Han yaptırılmıştır.

Hamidiye Külliyesi’nin imaret, sıbyan mektebi, sebil ve dükkanlarının bir kısmı günümüze gelememiştir. İmaretlerde giderek artan yolsuzluklar, görevi kötüye kullanmalar, imaretlere ayrılan ödenekten para kaçıranların artması ve kalitesiz yemeklerin çıkmaya başlaması sonucu, medrese öğrencileri Evkaf Nezareti’ne başvurarak imaretlerden yemek yemek istemediklerini, onun yerine bedelini istediklerini bildirmişlerdi. Bunun üzerine 1909 yılında “Tedkik-i Tahsisât-ı Vakfiye ve Islâh-ı Medaris ve İmaret Komisyonu” kurularak mesele tetkik edilmiş; öğrencilere yemek yerine para verilmesi kabul edilmiş ve bu iş için 1910 yılı bütçesine 15.000 liralık ödenek konulmuştur.**

Abdülhamid Han, ekber ve erşed sisteminden ötürü saraydan dışarıya çıkmamış idi. Onun zamanında yaşı en büyük olan padişah olmaktaydı. Babası ile kendi arasında üç padişah bulunan I. Abdülhamid’in tahta geçme fırsatı yok gibiydi lakin I. Abdülhamid hayattayken sırayla I. Mahmud Han, III. Osman Han, III. Mustafa Han’ın vefat etmesi bunun dışında da ağabeylerinden Şehzade Mehmed, Şehzade Numan, Şehzade Yıldırım’ın da vefat etmesi onu bir anda tahta geçiriverdi.

1774 yılında padişah III. Mustafa Han’ın vefatı, aynı yılda I. Abdülhamid Han’ın tahta geçişi oldu. Böylece yaklaşık 49 yaşında,  29. Osmanlı Padişahı ve 92. İslam Halifesi olarak 1774 yılından itibaren 15 yıllık saltanat müddeti başlamış oldu. Saltanatı boyunca kuzeyde Rus tehlikesi ile uğraşmak zorunda kalacaktı. Kim derdi ki, bu vefatına sebep olacaktı?

I. Abdülhamid Han’ın Türbesi 

Rus Meselesi

Tahta geçtiği yıl Ruslarla harpten dolayı önüne gelen Küçük Kaynarca Antlaşması’nı gönülsüz olarak kabul etti. Bu antlaşma ile birlikte Kırım, Osmanlı’dan ayrıldı ve bağımsız oldu. Ruslar’a pek çok kale verilmiş olup Ruslar ortodoks hristiyanlar için himaye hakkı iddia edebiliyordu. Kırım’ın kaybı üzerine Kafkasya’ya yönelik önemli adımlar atacak ve bu bölgedeki Çerkezlerin İslâmiyet’i seçmelerinde büyük rol oynayacaktır. Aynı zamanda Osmanlı’nın karanlık günlerinde tahta geçen sultan, Osmanlı’ya eski gücünü kazandırmak dileğindeydi. Ruslar, Avusturyalılar ve İranlılar üç taraftan saldırıyordu.

Küçük Kaynarca Antlaşması iki devleti de memnun edememişti. İki taraf da daha çok hak talep etmekteydi. Kırım, bağımsız olduğunda Ruslar kendi adamları olan Şahin Giray’ı Kırım’da han yapmışlardı. Rus taraftarı Şahin Giray’a yönelik Kırım’da isyan çıkınca, Ruslar bölgeye girdiler, pek çok müslüman katlettiler. Kırım’ı Şahin Giray’a yeniden bıraktılar lakin kısa süre sonra tekrar geldiler ve 1784’de Kırım’ı Rusya’ya bağladılar.

Aynı zamanda Rusya ve Avusturya, Osmanlı’nın topraklarını paylaşmaya başlamıştı bile. “Rum projesi” adını verdikleri bir anlaşma yaptılar. Buna göre aldıkları Osmanlı topraklarını aralarında paylaşacaklardı. Eflak, Bulgaristan, Trakya ve İstanbul civarı Ruslara, Küçük Eflak, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Mora, Sırbistan tarafları da Avusturya’ya bırakılacaktı.

Rusya, Osmanlı Devleti’ne önce, Kafkas kabileleri, Gürcistan, Eflak-Boğdan ve Tuna civarındaki Kazakların durumu ile Karadeniz ticaretini yeniden görüşmeyi teklif etti. Görüşmeler devam ederken, İskenderiye’deki Rus konsolosunun Çerkez Kölemen beylerini Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtması neticesinde, 1787’de Rusya’ya harp ilanına karar verildi. 27 Temmuz 1787’de İstanbul’daki Rus elçisi çağrılarak nota verildi. 13 Ağustos 1787’de de tekrar Rusya’ya harp ilan edildi.

Rusların Büyük Katliamı

Harp ilanından sonra Osmanlı donanması, Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa komutasında Karadeniz’e açıldı. Paşa, bugün Ukrayna sınırları içinde olan Özi Kalesi’ndeki vahşete şahit olacak idi. Avusturya’da bu sırada boş durmadı, Sırbistan ve Belgrad’a saldırdı. Böylece Osmanlı, iki ateş arasında kalmış oldu. Harp, iki devlete karşı iki farklı cephede olacaktı.

Serdar-ı Ekrem Koca Yusuf Paşa, önce Avusturya meselesini halletmeyi diledi. Komutanlarıyla beraber, Avusturya ordusunun üzerine yürüdü. Avusturya, Osmanlı mücahidleri tarafından perişan edildi. Muhadiye Boğazı’ndan kaçıp Şebeş Boğazı’na gelen Avusturya Kralı II. Josef, yenilmekten kurtulamadı. Elli bin esir ve pek çok mühimmatı Osmanlı ordusuna kaptırdı. Bu zafer üzerine zamanın padişahı I. Abdülhamid Han’a “Gazi” ünvanı verildi.

Bu sırada Ruslar, Özi Kalesi‘ne yükleniyordu. Kalede, binlerce kişi bulunuyordu. Ruslara karşı canla başla mücadele içindeydiler. Kaptan-ı Derya Hasan Paşa’nın donanması, Özi Kalesi’nin coğrafi konumu sebebiyle, karaya saplandı. Karaya saplanan gemilere yardıma gelen leventler, büyük bir saldırıya uğradı. Çok sayıda asker şehid oldu. 15 gemi harap oldu. Kaledeki müdafiler, zor durumdaydılar. Donarak vefat edenler var idi, yiyecek sıkıntısı söz konusuydu. İstanbul’dan gelecek yardımı beklemekte idiler. Bu sırada Özi’de bir Rus hayranı, kalenin ‘su kapısı’ tarafındaki birliklerin az sayıda olduğunu, şiddetli bir taarruz ile kaleye girilebileceğini bildirdi. Haberi olan Rus komutan Potemkin, askerlerini buradan hücuma geçirdi. Bu taarruzla kaleye girildi, canla başla son ana kadar savaşan Osmanlı mücahidleri şehid düştüler. Osmanlı kalesinin içinde büyük bir katliam yaşandı. Rus komutan Potemkin, kalede yerleşik halktan kime rastlanırsa öldürülmesini emretti. Ne yaşlı, ne çocuk, ne de kadın! Feci bir şekilde kalenin içindeki yirmi beş bin kişi soykırıma uğradı. Kalede üç gün yağma serbest ilan edildi.

Vefat Hadisesi

Padişah hazretlerine, kaledeki olan biteni bildiren mektup ulaştı. Koca Yusuf Paşa’dan gelen bir mektuptu bu. Lalası, I. Abdülhamid Han’dan izin aldıktan sonra mektubu okumaya başladı:

Bütün müslümanların merhametli halîfesi, yeryüzündeki bütün Türklerin en büyük Sultânı! Es-Sultân İbn-üs-Sultân Gâzi Abdülhamîd Han hazretlerine! Üzülerek arza cür’et eyleriz ki, Karadeniz’in kuzey ucundaki Özi kalemiz sükût etmiş, düşmüştür… Potemkin nâm moskof prensi, kalede mevcûd yirmi beş bin müslümânı bilâ istisna, katleylemiş, çocuk, yaşlı, hâmile, emzikli demeden cümlesini şehîd eylemiştir!..” cümlesine gelindiğinde, vatanperver pâdişâhın merhametli ve nâzik kalbi acıyla burkuldu. Sanki yerinden sökülüp alınmıştı. “Bre nâmerdler!.. Bre mel’unlar!..” diyerek moskofa olan kinini belirtti. Lala, okumaya devam ediyordu; “Katerina’dan emir alan bu kâfir insan kasabı, karşı koymaya çalışan delikanlı ve oğlancıklarımızı diri diri ateşe atmış, can havliyle kaçışanları dahi kızgın demirle şişletmiştir!..” cümleleri okunurken Pâdişâh, bu acıya dayanamadı ve; “Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resulün” diyerek Kelime-i şehâdet getirdiği esnada olduğu yere yığılıp kaldı. Felç olmuştu.

Acele hekimbaşı Gevrekzâde Hasan Efendi’yi çağırdılar. Hekimbaşı, muayene etti. Üzüntüye sebebiyet vermemek için nüzulü, nezle ile te’vil etmek suretiyle; “Şevketlü Sultânım! Allahü teâlâya hamd olsun ki, fazla bir şeyiniz yok. Bir parça nezle olmuşsunuz!..” diyerek teselli vermek istedi. Fakat çok zekî, hassas ruhlu pâdişâh durumu anlamıştı. Derin bir yeis içinde hekimbaşının yüzüne baktı ve tane tane; “Hasan Efendi! Bir hoşça bak!.. Bu, bana son hizmetindir!.. Efendini elinden aldırdın!..” deyince, Hasan Efendi ağlamaya başladı.

Çocuklarını istedi. Onlarla vedalaştı. On yaşlarında olan şehzade Mustafa ve henüz dört yaşlarında olan şehzade Mahmud’un gözlerinden öptükten sonra; “Yavrularım! Sizi, cenâb-ı Hakk’a emânet ettim, iki cihânda yüzünüz ak ola!..” diyerek duâ eyledi. Sanki bu ikisinin ilerde kendisi gibi sultan olacağına işaret etmişti!

Diğer Osmanlı sultanları gibi kalbi merhamet ve şefkatle dolu olan I. Abdülhamid Han, din kardeşlerine yapılan zulme dayanamadığından o gece sabaha karşı vefat etti. Tüm hayatını, Allah için yaşamış, her yaptığını Allah için yapmış ve Allah’a kavuşmak için sevinç içinde vefat etmişti. Hakikaten, İslam’a pek kuvvetli bağlı bulunuyordu. Peygamberi ‘aleyhisselam’ ve ehl-i beytini çok severdi.

Cenaze namazı için bütün İstanbul halkı toplandı. Büyük bir merasimle, Hamidiye Külliyesi’ndeki türbesine defnedildi. Türbesini, ölmeden önce yaptırmıştı. Türbesinde, sandukanın kuzey tarafındaki duvar içindeki bir mermerde Peygamber efendimizin ‘aleyhisselam’ kadem-i şerifleri (peygamberin ayak izi) bulunmaktadır.

Türbenin kapısının iç kısmının üzerinde Mümin Suresi’nin 16. ayeti yazılıdır: Bugün mülk (hükümranlık) kimindir? Tek olan, her şeyi kudret ve hakimiyeti altında tutan Allah’ındır.

Eski İstanbul’dan Sultan I. Abdülhamid Türbesi

İstifade edilen kaynaklar:

  1. Kayı VIII – Islahat, Darbe ve Devlet, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
  2. Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları.
  3. Osmanlıların Haremeyn’e Hizmetleri, Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, 16.09.2017.
  4. Yedikıta Dergisi, sayı 89, Ocak 2016.
  5. Beyaz Tarih, I. Abdülhamid.
  6. **Vakıf Restorasyon Yıllığı, 2012, sayı 4, IV. Vakıf Han’ın Yerindeki Önemli Eser; Hamidiye İmareti, Ahmed Hamdi Bülbül.
Halil Furkan Özkan

Halil Furkan Özkan

Lise 3 talebesi.
Tarih okuru ve meraklısı.

Yorum Yaz