Kelâmbaz

Hazineler Üzerinde Yayılan İnekler

Batı hayranlığının başladığı Tanzimat Döneminde genç bir şair, şikayetlerini bildirmek için padişahın huzuruna çıkar. Girişteki görevliler kimliğini belirtmesini isteyince şair, kim olduğunu bilmediğini söyler. Bunun üzerine yetkililer “Kimliği bilinmeyen bir kişi huzura giremez.” diyerek şairi oradan uzaklaştırmak isterler. Bunun üzerine şair hemen cebinden kağıt ve kalemini çıkarır ve padişaha verilmek üzere bir not yazar: “Padişahım, kim olduğumu bilmediğim için söz söylememe izin verilmedi. O halde soruyorum, kimliği kaybolmuş bir milletin sesi nasıl çıkacaktır?”

Dini, tarihi ve edebiyatı mazinin sonraki nesle en büyük mirasıdır. Kökleri derine inmeyen ağaçlar fırtınalara nasıl dayanır?

“Paha biçilmez hazinelerin üzerinde yayılan inekler gibiyiz” diyordu Hayati hocam Can Veren Pervaneler kitabında. Sanırım paha biçilmez kelimesini değersiz olarak manasında tersten algıladık. Zira çağların üstündeyken, çağdaş olmak için tüm hazinelerini çöpe atan başka bir millet tanımıyorum.

Hani küçük çocukların elindeki kağıt parayı çocuğu kandırarak madeni parayla değiştirir ya akıllılar(!). Başımıza aldığımız darbelerden sersemlediğimiz bir devirde bize de bu oldu. (Not: Kağıt paraya sahip olanın kusurlu olması elindekinin kağıt para olduğu gerçeğini değiştirmez.)

İleriye doğru geri dönüş yaşanan bu günlerde, mirasımızı tanımamızın ehemmiyeti daha da arttığından bende; “Bilinmeyen Yönleriyle Çanakkale Zaferi” kitabından etkilendiğim, mesajı güzel bir pasajı sizlerle paylaşmak istedim. Bu kitap bizim paha etmez sandıklarımızın paha biçilemez olduğunu bir cihetiyle anlatması bakımından da hem değerli hem de “Değer”li bir kitaptır. Değerlerimize sahip çıkalım.

Cumhuriyet döneminde eğitim müfredatında, tarih diye bir takım resmi tezlere dayanan konular, belli bir ideolojiye ve statükoya destek olsun diye yazılmıştır. Türk Tarihi denilince sadece Cumhuriyetin kuruluş yılları ve sonrası anlaşılmış önceki devreler neredeyse yok sayılmıştır. Cumhuriyetin kuruluş yılları ve sonrası resmi tarih tezi çerçevesinde işlenmiştir. Selçuklu ve Osmanlı tarihi hakkında ortaokul ve lisede yeterli bilgiler verilememiştir. Bu eksik ve yanlış tarih bilgileri ile geçmiş yargılanmaktadır. Halbuki zengin, şanlı ve şerefli tarihimizden ders alınacak o kadar çok tarihi hadiseler mevcuttur ki, Avrupalı ve Amerikalı tarihçiler özellikle, Osmanlı tarihini ve arşivlerini çok iyi inceleyerek ders çıkartıyorlar.

Arşivlerin ne kadar önemli olduğunu belirtmek için, İkinci Dünya Harbi esnasında Kırım’a giden Türk askeri heyetine, Alman ordu komutanının cevabını hatırlamak yerinde olacaktır;

İkinci Dünya Harbinde 1942’lerde, Almanların en başarılı olduğu dönemde, Alman orduları üç koldan Rusya içerlerine doğru ilerliyor. …İşte Almanlar bu başarılarını bize göstermek ve kendi saflarında bizi de harbe sokmak için bir askeri heyeti KIRIM’a davet ediyorlar. Hükümet, önce tereddüt ediyor, daha sonra kimseye duyurmadan bir askeri heyetini Kırım’a, Alman Ordu karargahına göndermeye karar veriyor. …Alman subayları, bizim heyete askeri harekat hakkında brifing vererek, başarılarını ve planlarını anlatıyor. Brifingin bitiminde bizim heyetin başkanı Ali Fuad Paşa şu soruyu soruyor:

Siz bu kadar büyük birliklerle ta Berlin’den kalkıp üç kol halinde Rusya içlerine kadar Rus birliklerini geri püskürterek geldiniz. Binlerce kilometre genişliğindeki bu arazide birliklerin koordinesini nasıl yapıyorsunuz? Bu kadar kalabalık, zırhlı personel taşıyıcılarının ve en önemlisi tankların LOJİSTİĞİNİ, İKMALİNİ nasıl yapıyorsunuz?

Alman Ordu Komutanı Von Gluk (Paris’i alan en başarılı ordu komutanı) bu sual üzerine hemen yerinden kalkıyor ve brifingi veren subayı kürsüden indirerek “Generalim, bu sualinizi ben cevaplandıracağım” diyor ve devam ediyor:

“ Generalim, biz sizinle Birinci Dünya Harbinde de müttefik idik. O zaman sizin Başbakanlık Arşivlerine indik. Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır seferini inceledik. Orduyu Hümayun’un ta İstanbul’dan kalkıp bütün Anadolu’yu kat edip Suriye’ye ulaşması, orayı fethetmesi, harekata devamla Sina Çölü’nü geçerek Mısır’ı fethetmesi, olağanüstü bir olay. Sizin lojistik sisteminizi inceledik. İşte bizim burada uyguladığımız sistem, sizin sisteminiz. Sizin sisteminizin aynısı. Tek fark, o zaman deve ve hayvanlar kullanılıyordu, ikmal onlarla yapılıyordu. Şimdi ise biz, sizin sisteminizi motorlu araçlarla uyguluyoruz. Aramızdaki yegane fark bu.” (Bilinmeyen Yönleriyle Çanakkale Zaferi sf. 12-15)#

Müsait bir zamanda hem ince hem de fotoğraflarla kaplı bu kitabı temin edip okumanızı acizane tavsiye ederim. Tarih şuuru kazandıran bir kitap. Tabi bakarken görmeyi, ibret almayı bilene…

“Söz dediğin yaş deridir, nereye çekersen oraya gider.”

Bu şiirin son kıtası farklı anlaşılabileceğinden şimdilik benimle kalsın. İlk iki kıtayı mezkur mevzu ile de irtibatlı olduğundan müstakil bir yazıda paylaşmak yerine bu yazıya ilave etmeyi münasip gördüm.

NE OLDU?

Titrerken mazide mücrim gibi,
Baktıkça secdeden istikbale;
Şimdi bir hülyada hakim gibi…
Gülüyoruz ağlanacak hale.

Kul olmaktan hicap edip yare;
Mukaddes gemide, olduk fare.
Emr-i maruf gitti, bilahare;
Kapıldık biçare, izmihlale.

Mücrim: Suç işlemiş olan, suçlu, kabahatli kimse
İstikbal: Gelecek
Hicap: Utanma, sıkılma
Yar: Sevgili (Hakiki sevgili Allah-ü Tealadır)
Emr-i Maruf: Dinin emirlerini yayma
Bilahare: Sonra
İzmihlal: Çöküş

Bozuk göze gözlük, sözcüklere sözlük, bu millete de biraz özlük lazım. Sözcükler sözlüğe, kelimeler kamusa yazılır.

Esen kalınız efendim.

Ahmet Emin Odacıoğlu

Ahmet Emin Odacıoğlu

Lise 4. Sınıf talebesi.
Dertli.

Yorum Yaz

Bizi Takip Et!