Kelâmbaz

Gençliği ne kadar tanıyoruz? i-Nesli’nin Kısa Tahlili

Meselenin kaynağı

2019’un Şubat sonlarıydı. Nisanda yapılacak bir sempozyuma için teklif aldım. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından tertip edilen organizasyonda, “Genç Oturumu” başlığıyla gençlere de konuşma hakkı verilmesi kararlaştırılmış. Programın teması “Gençliğe yönelik dini yayıncılık nasıl olmalı?”

Kadıköy Hasan Paşa Camii imamı Levent Uçkan hocanın vasıtasıyla bu oturumda ben de konuşacaktım. Ne anlatmam gerektiğini düşünmeye ve çevremle istişare etmeye başladım. Çok farklı tavsiye ve yorumlar duyuyordum. Bazısı beni aşan, bazısı da sadra şifa olmayan tavsiyeler…

Bir kaç defa Cağaloğlu turu yaptım. Sonra duydum ki dini yayınlar masasından bir akademisyen, Mart ayı münasebetiyle Çanakkale konferansı yapacakmış. Kendisini çıkışta yakalayarak konuşma fırsatı elde ettim.

Açık olarak “Hocam bizden ne konuşmamızı istiyorsunuz? Size ve umumi olarak insanlara hangi cihetten düşüncelerimizi anlatmalıyız?” diye sorunca, o da lafı eğip bükmeden, “Biz yeni nesle dokunmakta sıkıntı çekiyoruz maalesef. Nasıl yaklaşmalı, hangi yayınları nasıl yapmalı, hangi mevzuları işlemeliyiz? Biz de bu hususta, gençler kendi gözlerinden fikirlerini açıklasın, kendilerini ifade etsinler diyerek bu oturumu tertip ettik. Buradaki hocalarının çoğunun sosyal medyada adı bile yok” dedi.

Daha başka meselelere de temas edildi. Bu konuşmamız çok iyi olmuştu. Meselenin kaynağı nesiller arası kopukluktu. Buraya odaklanmalıydım.

Reçeteyi bulmak

Evet, bugün hem devlet ve hem de hususi eğitim/terbiye/tedrisat faaliyetlerinde, gençliğe nasıl yaklaşılacağı çok mühim bir meseledir. Yine aileler için de bu sıkıntı giderek büyüyor. İşte bu istikamette araştırmalar yapmaya başladım.

Sempozyumda gençliğin nasıl tanınacağına dair okumalar yapmam, dinleyicilere bu istikamette tavsiyelerde bulunmam icabediyordu. Ayrıca mevcut yazılı ve dijital Diyanet yayınlarını da inceleyerek bunların gençliğe uygun olup olmadığını tahlil etmeliydim. Neticede çok şükür ki elde ettiğim tespit ve fikirlerimi, sempozyumda hülasa ederek sunabildim.

Bu arayış içinde Jean M. Twenge’in i-Nesli (i-Generation) kitabıyla karşılaştım. Kitabın kapağında şu cümleler yer alıyor: Bugünün “Süper Bağlantılı” gençleri, neden bu kadar duyarsız, hoşgörülü ama daha mutsuz ve erişkin(olgun) olmaya hiç hazır değil?

San Diego State Üniversitesinde psikoloji profesörü olan Jean Twenge, yabancı olmadığım bir yazardı. Daha evvel onun “Ben Nesli (Generation Me)” adlı kitabına kelambazda yer vermiştik: https://www.kelambaz.com/ben-nesli-generation-me/

Aradığımı bulunca hemen kitabı temin ettim. Kaknüs Yayınlarından çıkan i-Nesli benim için ufuk açıcı bir müracaat eseri oldu.

i-Nesli mi Z nesli mi?

Son 1 asırda değişen dünyevi şartlar, nesiller arası farklılaşmayı derinleştirmiştir. 1.Dünya savaşı sonrası kurulan yeni dünya düzeni, 2. Dünya savaşı sonrası nüfus hareketleri, soğuk harp, SSCB’nin yıkılışıyla oluşan yeni düzen, 1980-2000 arası teknolojik ilerlemeler, 2000 sonrası dijitalleşme ve internet… Bütün bunlar nesilleri şekillendiren konuların ana başlıklarıdır.

Neticede psikolog ve sosyologlar tarafından, bugün X, Y ve Z nesli diye üç farklı nesil sınıflandırılması yapılmıştır. Bu üç neslin de kendine mahsus halleri, psikolojileri, hayat tarzları, yorum ve ifade tarzları oluşmuştur.

2.Dünya savaşı sonrası doğanların(Bebek patlamasının) çocukları, X nesli olarak adlandırılır. 80-90’lı yıllarda doğan hem teknolojik gelişmeleri takip eden hem de kendinden önceki X neslini görenler Y neslidir. Milenyum nesli de deniyor. 2000 sonrası doğan dijital dünyanın çocukları ise Z neslidir. İşte günümüzde bu iki nesil arasında uyum problemleri; çatışma ve kopukluklar görülmektedir.

12 kısımdan oluşan kitapta Jean Twenge, ilk kısımda hem bu nesilleri, şartlarını kısaca anlatıyor hem de isimlendirme meselesini izah ediyor. Ama öncesinde psikolog Prof. Dr. Mustafa Merter’in şümullü bir takdim yazısı var. Bu yazı da mutlaka okunması gereken bir ön değerlendirme olup emek harcanmış bir makaledir.

i-Nesli tabirinin daha uygun düştüğünü çünkü bu neslin “internet çağı nesli” olduğu vurguluyor. Bu gençliğe dair bütün problemler ve önceki nesillerle olan farklılıkları da internet kaynaklı. Bunun için kitabına ve literatüre bu ismi tercih ederek koyuyor. İsimlendirmeye çok takılmamak gerektiğin altını çiziyor.

i-Neslini tanımak

Giriş bölümünde; bu neslin hususiyetleri tarif edilirken, yapılan araştırmanın metodu, kaynakları anlatılıyor. Okuyucu, kitaptaki çeşitli mevzular için ikaz ediliyor, ihtilaflı mevzulara ve yanlışa düşülebilecek bazı noktalara açıklık getiriliyor.

Sonra ana hatlar belirlenip “Bizi bekleyen ne? suali soruluyor. Böylece 10 bölümlük kitabın anahtarı çevriliyor.

Kitabın gerçekten anahtarı mahiyetinde olan bu “Giriş” kısmından sonra ayrı ayrı numaralandırılıp başlık atılan bu 10 bölüm, i-Nesli’ni bize her yönüyle anlatıyor. Bu başlıklar; Yavaş yavaş büyümek(geç olgunlaşmak), İnternette geçen zaman, yan yana değil sanal(asosyallik), güvensiz; yeni akıl sağlığı bunalımı, dinsiz; dini inancı kaybetmek, daha güvenli ve daha yalnız, gelir güvensizliği; alışveriş için değil para için çalışmak, cinsellik-evlilik ve çocuk, Yeni çağda; Lgbt ve cinsiyetsizlik problemleri, siyaset…

Bütün bu başlıklar yazarın yaptığı bütün araştırmalar neticesinde çıkardığı haritanın bölümleri… Kısaca i-Nesli kitabında şu neticeleri çıkardım:

  • Ortalama 6 saatlik ekran zamanları var. Bunun 2 saati mesajlaşma, 2 saat internet, 1 saat 30 dk oyun ve 30 dk görüntülü konuşmadan oluşuyor.
  • Buna alıştıkları için kitap, dergi okumayı sevmiyorlar.
  • Dolayısıyla psikolojik problemler istisnasız hepsinde var. Odaklanamamak, sinir-öfke, depresyon, yalnızlaşma, mutsuzluk, melankoli, intihar düşüncesi…
  • Yalnızlaşma o dereceye varıyor ki, her ne kadar hepsi sosyal medyada çok faal görünseler de gerçek hayatta bir o kadar kimsesizler. Kendilerini küçük hücrelere kapatmış, o hücrelerin içinden fısıldaşan insancıklar gibiler. Fısıltıları arttıkça yalnızlıklarını daha fazla hissediyorlar ve bu biriktikçe kaygıya, depresyona dönüşüyor. Bilhassa kız çocuklarında bu depresyon hali ani patlamalar halinde ciddi bir kötüleşmeye gidiyor ve tedavisi zor hastalıklara sebep oluyor. Bunun için ilgi onların dünyasında zannedilenin üstünde kıymetli.
  • 7-8 saat uyuması gereken ergenlerin ekrana bağımlılığı fazla olduğundan ortalama uyku süreleri de azalma gösteriyor. Böyle uyku rahatsızlıkları yaşayanların depresyonları, bunalımları bir kat daha artıyor.
  • Bu tabloda din ve maneviyat temayülünde bütün dünyada bir düşüş var. Neticede hem internetteki menfi-kara propaganda, müstehcenlik vs. hem de bağımlılık, depresyon gibi psikolojik problemler sebebiyle 2000 yılından itibaren maneviyata karşı bir ilgisizlik yaşanıyor. Dine meyli olan gençlerde ise hem sosyalleşme artıyor hem de psikolojik problemlerinde bariz şekilde azalma görülüyor.
  • Ekran karşısında yaşadıkları tükenmişlik sebebiyle benlikleri de törpüleniyor. Y neslinde görülen narsizm/enaniyet/egoizm, kendine güven i-neslinde düşüşe geçmiş vaziyette. Sosyal medyanın da sebep olduğu tükenmişlik, enerjisizlik onlarda daha çok aşağılık kompleksi ve eziklik psikolojisi olarak kendini gösteriyor. Ancak tabi narsizm-egoizm de bitmiş değil. Bazısında da aşırı egoizm-narsisizm hâli görülebiliyor.
  • Müstehcen propagandaya maruz kalıyorlar. Dolayısıyla bu gerçek hayatta sağlıklı insani münasebetler kurmalarına engel oluyor. Evlilik düşüncesi, meşru yollardan aile kurmak ve ahlaki değerlere bağlılık gibi normal ihtiyaç istekleri fevkalade zayıflıyor. Bu yönleri ya ölçüsüz ve terbiye sınırlarının dışında bir kişiliğe ya da dijital dünyaya hapsolmuş bir bağımlılığa dönüşüyor.
  • AB ve ABD’de yıllar boyu yapılan propagandalar sebebiyle eşcinsellik büyük nisbette kabul ediliyor. 90’lara nazaran 3-4 kat artmış vaziyette ve bunu normal görüyorlar. Normal olanları da bu meseleyi ciddiye almıyorlar.
  • Politika’dan hoşlanmıyorlar. Faydalı-faydasız gibi değerlendirmelerden ziyade onların dünyasına girebilen, dijital dünyanın modasına göre idolleşmiş siyasetçileri kabulleniyorlar. Esasında siyaset ve siyasetçiler onlar için dizi-film yıldızları kadar mühim değil.

Son söz: Reçete

Anlatılan problemler, i-Nesli’nin önceki jenerasyonlardan farklı olduğu noktaları barındırıyor. Daha pek çok tespit sıralanabilir. Kitapta her bir bölüm; istatistikler, mülakatlar, tahliller mukayeseli şekilde, grafiklerle zenginleştirilerek anlatılıyor. i-Neslini tehdit eden; ailesizlik, intihar, ağır depresyon, ideolojik-siyasi kutuplaşmalar, deizm, lgbt, gayri meşru münasebet ve  ve daha pek çok meseleye kapı açılıyor.

İnsanlar vücudu bu dünyada, zihni ise dijital kapıdan başka alemlere gimiş olan bu yeni nesli anlamakta, ona yaklaşmakta sıkıntı çekiyor. Dahası aileler “Çocuğuma dokunamıyorum, bizden koptu, nereye gitti bilmiyorum” diyor. İşte i-Nesli’nde bize bu mevzularda reçete de sunuluyor.

“Sonuç” başlığı verilen netice kısmında, 10 bölüm boyunca anlatılan mevzular, hülasa halinde yine tek tek ele alınıyor. Problemlerin çözülmesi ve daha başka neler yapılabileceğine dair yollar, izahlar yapılarak anlatılıyor. Gençliğe nasıl yaklaşılması gerektiği okuyucunun zihninde bu kısım okunduğunda derli toplu şekilde oturuyor.

İçindeki 10 bölümlük kısımda verilen detaylar sıkıcı olabilir. Bilhassa aileler için…

Bu noktada bu kitap ve daha başka çalışmalarla hazırlanmış olan başka kitaplar çıktı. Salih Uyan tarafından “Dijital Dünyada E-beveyn Olmak” kitabı Twenge’in kitabından önce okunacak bir eserdir. Salih Uyan, aileler başta olmak üzere yeni nesille meşgul olan herkes için samimi bir dille, kendi tecrübeleri ve tespitlerini burada toplamıştır. Timaş tarafından 2.baskısı yapılan kitabı, müstakil bir yazı mevzuudur.

i-Nesli’ni kimler nasıl okumalı?

i-Nesli kitabını umumi olarak herkese tavsiye edemeyiz. Etsek bile herkesin tam manasıyla başından sonuna okuma ihtimali zayıf. Zira kitap belli bir alt yapı ve dikkat isteyen araştırma-inceleme kitabı. Dolayısıyla üniversite seviyesine hitap ediyor. Kitabı en başta akademisyenler, öğretmenler, imamlar ve daha başka çeşitli eğitim faaliyetlerinde yer alan vazifeliler okumalı. Yani kitap üniversite seviyesinde bir müracaat eseri.

Kitabın takdim, önsöz, giriş ve netice kısımları ise herkesçe okunabilecek mahiyettedir. Fakat Twenge’in kitabında dikkat edilmesi gerek bir diğer husus; araştırmalarının ABD eksenli oluşudur. İnternetin global bir dünya olması sebebiyle tespitleri Türkiye dahil bütün ülkelerdeki i-Nesli’ne uymaktadır. Ancak bazı tavsiye teklifleri Batı tipi ailelere göredir.  Dolayısıyla Twenge’in söylediklerini motamot almak değil kendi fikir harmanımızdan geçirip, yaşadığımız şartlara ve karşılaştığımız durumlara göre uygulamamız icap etmektedir. 

Çünkü kitabın en büyük eksiği reçete kısmının zayıflığıdır. Analiz ve tespitler çok sağlam ve detaylı bilgilerle donatılmış. Ancak bunlar kadar, sunulan reçete gölgede kalarak zayıf düşmüş. Bunun için de Salih Uyan’ın kitabı gibi bize göre yazılmış, daha istifadeli bir eser altyapı için okunmalıdır.

Not: Kitapta tercümeden kaynaklı bazı ifadelerin ve Türkçe’ye uymayan kelimelerin kullanılması yer yer dikkat çekiyor. Mesela “dinsel(ve tinsel)” şeklinde bir ifade kullanılmış. Bunun doğrusu, Türkçe’ye uygun şekli “dini(ve ruhi)” dir. Yine “etkinlik, bireycilik, belirti” gibi kelimelerin bazı kısımlarda sıkça kullanılması okumayı yavanlaştırıyor, manayı daraltıyor. Bunların yerine “faaliyet, ferdiyetçi-ferdi, şahsi, işaret, alamet vs.” gibi benzer kelimelerle zenginleştirme yapılması daha iyi olurdu. Maalesef bu, felsefe ve psikolojiye dair günümüzdeki tercümelerin umumi problemidir. (Bu tercüme meselesi hakkındaki detaylı yazı için bkz: Türkçe Tercüme İşkencesi

i-Nesli tercümesi çok kötü olmamakla birlikte daha iyi olabilecek, sadece bazı tashihlerin yapılabileceği, ortalama dili olan bir kitap. Hem bu tercüme probleminin umumi olduğunu bildiğimiz hem de bilgiyi hedeflediğimiz için çok fazla buna takılmadan okunabilmektedir.

Ali Tüfekçi

Ali Tüfekçi

Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Sosyal ilimlere; tarih, sosyoloji, psikoloji ve İslami ilimlere meraklı. Kelambaz ve muhtelif yayınevlerinde editör

Yorum Yaz

Bizi Takip Et!