Kelâmbaz

Suriye’de Doğan Fıkıh Güneşi: İbni Âbidîn

Suriye son senelerde fitnelerle, iç harpleriyle, terörle anılıyor. Hazret-i Ömer devrinde fethedilen bu memleketin en büyük şehirlerinden biri de Şâm-ı şerif’ti. Ne kadar övülse, ne kadar anlatılsa azdır. Çünkü Bilad-ı Şam yani Şam beldeleri hadis-i şeriflerle övülmüştür. Hiç şüphesiz medeniyetimizin en güzide coğrafyasıdır. Manevi yer altı zenginlikleri bakımından da dünyanın en kıymetli topraklarından biridir.

Pek çok sahabenin kabrinin beraberinde; Ömer bin Abdülaziz, İmam Zühri, İbrahim Edhem, Muhyiddin-i Arabî, Muhammed Bedahşi, Abdülganî Nablusî, İmam-ı Nevevi, Mevlana Halid-i Bağdadî, Muhammed Emin İbni Âbidîn ve daha nicesi hep buradadır. “Kaddesallahü teâlâ esrârehüm”

Şam (eski adıyla Dımeşk), tarih boyunca olduğu gibi bugün de Suriye’nin en kalabalık iki şehrinden biridir. Diğeri Haleb’dir. 4 küsür milyon nüfus’u vardı. Medrese geleneği bu iki kadim şehirde de Osmanlı’dan sonra kesintiye uğramadan devam etmiştir. Bu sebeple burada modernist- reformist cereyanlara karşı mücadele eden bir ulema sınıfı teşekkül etmiştir.

Şam ve Halep’deki ulemanın modernist ve selefi fırkalara karşı bu dik duruşunun sebebi nedir?

Bu suale uzun cevaplar verilebilir. Gayet tabii olarak sömürge dozerinin üstünden geçtiği İslam memleketlerinde madden olduğu kadar manen de Müslümanlar çok zarar görmüştür. Ancak öyle ya da böyle Suriye’de Osmanlı’dan kalma geleneklere bağlı ilmi hayat burada korunmuştur.

Bir sebebi de buradaki ehli sünnet hocaların politikaya karışmamaları, devlet-siyaset işlerinden ziyadesiyle uzak durmalarıdır. Tabi Halep artık belini doğrultamayacak hale geldi. Ancak Şam öyle değil. Fitneler, bela ve musibetler Halep kadar burada yayılmadı.

Nimetin kıymetinin bilmemek!

Zira ilim, sulh ve sukûnetin olduğu yerde yayılarak neşvünema bulur. Fitne ve savaşın olduğu yerde ilmi faaliyetler ve beraberindeki emr-i maruf olmaz. Emr-i marufun olmadığı yerde de daima bela ve musibet olur. Nitekim Allahü teala İbrahim Suresinde 7.ayetinde mealen “Nimetlerime şükrederseniz artırırım, şükretmez, nankörlük ederseniz, elinizden alır acı azab ederim” buyurmuştur. Bu azap hem bu dünyada hem de ahirette olacaktır. Tarih boyunca da bu hep tecrübe edilmiş umumi bir kaidedir.

Nimete şükretmek demek, Allahü tealanın emrettiği şekilde onu kullanmak demektir. Alimlerin kıymetini bilmek onlardan sorup öğrenmekle, kitapların kıymetini bilmek onları açıp okumakla, yiyecek-içeceklerin kıymetini bilmek elde edilen enerjiyi helal-mubah işlerde kullanmak olur.

Bir asırdan beri İslamiyetin garip olması ve son zamanlarda büsbütün uzaklaşarak, dünyanın küfür ve irtidât karanlığı ile kaplanması, hep İslam nimetlerinin kıymetlerini bilmeyip, onlara şükretmemenin, arka çevirmenin neticesidir.

Modern bir devlet olan Suriye hudutları içinde kafi miktarda emr-i maruf yapılmadığı için ve insanlar maddi sebepler yüzünden alimlere sırt çevirdikleri için Allahü teala da sulh nimetini ellerinde aldı. Sadece orada değil müslüman memleketlerin yaşadığı pek çok yerdeki problemin sebebi ilmin, alimlerin, hocaların kıymetinin bilinmemesindendir.

Hakiki bir ilim adamının da vasfı siyasete-politika karışmaması ve insanları isyandan, bölücülükten, kavgadan sakındırmasıdır. Nitekim Suriye’de Said Ramazan el-Buti gibi alimler isyan edilmemesi gerektiğini, devletin dine müdahale etmediğini, isyancıların desteklenmemesini söylediler. Fakat böyle pek çok hoca zalimi desteklemekle itham edilerek tekfir edildi. Ramazan el-Buti camide ders esnasında bombalanarak şehid edildi.(21 Mart 2013)

İşte filmin koptuğu tarih de tam bu yıldır. Sonrasında geçen 6 senedir Suriye iflah olmadı. Esad’a yakın olmakla o ehl-i sünnetin ilim ve amel cihetiyle rahat etmesini sağlıyordu. Tarih boyunca bütün ilim adamları zalim de olsa devlet başkanlarıyla iyi geçinmişler, ilm-i siyaset çerçevesinde kurtarabildiklerini kurtarmanın derdinde olmuşlardır.

Suriye’de yakın zamana kadar gelen, bu ilmi geleneklere bağlı Müslümanların olmasının asıl sebebi hiç şüphesiz burada atılan sağlam temeldir. Yukarıda zikrettiğimiz isimler yüzyıllardır eserleriyle, talebeleriyle çağlara mühür vurmuş, çığır açmış kimselerdir.

Bu sağlam temellerin ana direklerinden en mühimi de Muhammed Emin İbn-i Âbidin hazretleridir. Onun sayesinde Şam’dan yayılan ilim ışığı da iki asırdır Müslümanların yollarını aydınlatmaktadır.

“İbni Âbidin okumayan biri Hanefi mezhebinde her zaman eksiktir, fetvası nâkıstır.”

Bu söz İslami ilimlerle bilhassa fıkıhla meşgul olan bütün ilim erbabınca, ittifakla kabul edilir. Osmanlı’nın son asrında yetişen en büyük fakihlerinden biri şüphesiz O’dur. En büyüğüdür dense yanlış olmaz. 1800’lü yılların başında Hanefi mezhebinin fıkıh bilgilerinde onun kadar derinleşen görülmemiştir.

Nitekim Seyyid Abdülhakim Arvasî hazretleri ilim aleminde İbni Âbidin’in ehemmiyetini şöyle ifade ediyor :

“Hanefî mezhebindeki fıkıh kitaplarının en kıymetlisi, en faidelisi İbn-i Âbidîn’dir. Her sözü delîl, her hükmü senettir.”

Seyyid Abdülhakim Arvasi 1860-1943 rahmetullahi aleyh

Bir gün Seyyid Abdülhakim Efendi’nin yardımcısı Şakir bey, “Hilmi kitap okumak istiyor. Ne okusun?” diye sorunca, Efendi Hazretleri, “İbni Âbidîn okusun!” buyurdu. “O, ağır ve ibâresi zor bir kitaptır. Daha kolay bir kitap söyleseniz?” dedi. Efendi Hazretleri tekrar, “İbni Âbidîn okusun!” buyurdular.

Peki Ama Niçin?

İbni Abidin’i zamanındaki âlimlerden ayıran vasıfları pek çoktur.

Evvela en mühim farkı fıkıh ilmiyle meşgul olmasıdır. Fıkıh ilmi hem öğrenmesi zor ve sıkıcı hem talibi az dolayısıyla erbabı da az bir sahadır. 19.asırda da İslam aleminde fıkhın itibarı maalesef çok azalmıştı. Tıpkı günümüzde olduğu gibi… Dolayısıyla ihtiyaç olan bir sahayı takviye etmiş, kuvvetlendirmiştir.

Diğer mühim hususiyeti kendinden önce yazılmış bütün Hanefi fıkıh kitaplarını derinlemesine tahkik etmesi, kendi zamanındaki hâdiseleri, muameleleri ve yeni zuhur eden meseleleri çözmesi, delilleriyle cevaplandırmasıdır. Dahası bütün bu çözdüğü meseleleri, verdiği cevapları içinde barındıracak şekilde yazmasıdır.

Mesela üç günlük yolu bir günde trenle gitme meselesi onun zamanında ortaya çıkmıştır. Şimdiki modern bankalar ve muameleleri, sigorta meselesi hep onun zamanında zuhur etmiştir. Ondan evvel bu gibi modern hayata dair altyapının hiçbiri yoktu. Eski fıkıh kitaplarında da açık cevapları yoktu.

İbni Âbidin hazretleri bütün bu ve benzeri yeni meseleleri ilmi usulden taviz vermeden çözmüş, Müslümanların işlerindeki şüpheleri gidermiştir. Böylece insanların yeni dünya düzeninde işlerini doğru şekilde İslam ahkamına uyarak yapmalarını sağlamıştır.

Sadece zahiri ilimlerle yetinmemiş kalp ilimlerinde de tahsil ve terbiye görmüştür. Mevlana Halid-i Bağdadi’nin en gözde talebesi olmuştu. Nitekim hocası cenaze namazını onun kıldırmasını istemiştir.

Eserleri

Pek çok eseri vardır. En mühim eserleri de şüphesiz fıkha dair olanlardır. Bütün din kitaplarında İbni Âbidin denince “Reddü’l- Muhtar” kitabı anlaşılır.

İsmi ve muhtevası 4 asırlık bir tecrübeyi barındırır. Şöyle ki, Allame Timutâşî’nin(ö.1595) “Tenvirü’l- Ebsâr” isimli fıkıh metnine Alaüddin Haskefi’nin(d.1612-ö.1676) yaptığı “Dürrü’l-Muhtar” isimli şerhe, İbni Âbidin hazretleri(1784-1836) “Reddü’l-Muhtar” adıyla haşiyeyi yazmıştır.

Tabi yapılan haşiye(dipnot-açıklama) öyle isabetli ve etraflıdır ki eser bu haşiyeyle bambaşka bir hüviyeti haiz olmuştur. Kitabın tam ismi “Reddü’l-Muhtâr ‘Ale’d-Dürrü’l-Muhtâr Şerhi Tenvîrü’l-Ebsâr” dır. Arabi 5 cild olan eser Türkçe’ye de tercüme edilmiştir ki fihristiyle beraber 18 cilddir. Yani Arabisi her babayiğidin üstesinden gelebileceği gibi değildir. Merhum Ahmed Davudoğlu hoca bu tercümeye senelerini verdiği halde fihristini ve son kısımlarını tercümeye ömrü vefa etmemiştir. Ve kitabın bazı cildleri ve bahisleri eksik kalmıştır.(Mesela bkz. Sigorta bahsi)

Şamil Yayınları tarafından neşredilen 18 cildlik tercüme

Tabi usul-i fıkıh bilmeyen biri otursa bu tercümeyi okusa kim bilir neresini nasıl anlar?

Klasikleşmiş bir ilim kitabı mütehassısıyla okunur. Bu kitabın mütehassısını bulamayanın yapacağı bu kitap merkez alınarak hazırlanmış usul kitaplarını, ilmihalleri okuyarak altyapı kazanmak ve sonrasında Arabi metin ile tercemeyi karşılaştırarak okumaktır. En istifadelisi böyle olur.

Menhel’in Arabi metni

İkinci en mühim eseri “ ‘Ukudü’d-dürriyye” dir. Fetvalardan oluşan bir kitaptır.

Bir diğer eseri fıkha dair eseri “Menhelü’l- Vâridîn”dir. Kadınlara mahsus hallere dair İmam-ı Birgivî’nin yazdığı “Zuhru’l Müteehhilin” risalesinin şerhidir. Muteber ilmihal kitaplarında  hayz ve nifasa dair bahisler Menhel’den alınmıştır. Bu şerh de Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

 

İbni Âbidîn hazretlerinin daha pek çok kıymetli eseri var. Bütün eserleri için müstakil bir yazı yazılması gerekiyor.

“İlk yazılan fıkıh kitapları kıymetlidir. Ancak son yazılanlar faydalıdır.”

Modern hayatta yeni zuhur eden meseleler dahil olmak üzere bütün fıkhi meseleler kitaplarında izah edilmiş, açık ve net olarak

Arısanat Yayınları tarafından yeni neşredilen Zuhru’l-Müteehhilin tercümesi, Menhelü’l-Varidin şerhiyle birlikte tercüme edilmiştir.

ortaya konmuştur. İbni Âbidin’in en bariz faydası budur.

İslam hukukunun bütün usul ve füru bilgilerini zamanın icaplarına, anlayışına göre izah etmiştir. Modernistlerin yaptığı gibi İslamiyeti zamana uydurmamış, zamanın icaplarının İslamiyet içindeki yerini, hükmünü göstermiştir. Dolayısıyla kendinden sonra yetişen ulema onun bilgileri ışığında 19.asrın sonlarında patlak veren modernist-reformist yorumlara cevaplar vermişler, ilmi metodlarla fikirlerini çürütmüşlerdir.

Onun İslam ahkamının kolay ve isabetli tatbik edilmesini temin etmesi bir çığır açmıştır. Nitekim Mecelle’nin hazırlanışında onun eserlerinin büyük payı vardır.

Sonra gelen bütün Hanefi fukahası onu takip etmiştir. Çünkü o yalnızca eser te’lifatı ile meşgul olmamış pek çok da talebe yetiştirmiştir. Son iki asrın pek çok büyük İslam hukukçusu ondan icazet alan talebelerden oluşmaktadır. Pek çok Mecelle şârihi onun ilim silsilesinden gelmektedir. Yani onun yetiştirdiği talebelerden okuyanlarca Mecelle hazırlanmış ve şerh edilmiştir.

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, fakih bir padişah olan Sultan Vahideddin ile bir fıkhi meseleyi münazara etmek için huzura gittiğini, beraberinde de koltuğunun altında İbni Âbidîn ’i ( Reddü’l-Muhtar’ı) götürdüğünü söylüyor. Keza gerek Sabri Efendi’nin eserlerinde olsun gerekse son devirde hazırlanmış fıkhi mahiyetteki başka eserlerde İbni Abidin’e atıflar görürüz.

Yine Sultan Vahideddin, ağabeyi Sultan Hamid devrinde devlet ve siyaset işlerinde uzak duruyordu. Bu 30 yıllık devrede gençlik yıllarından  itibaren mesaisini medrese tahsiline ayırdı. Fatih Camii medresesi başta olmak üzere İstanbul’un mühim hocalarının derslerini takip etti. Bilhassa fıkıh ilminden kendini yetiştirdi. Nitekim başkatibi Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim adlı hatılarında sultanın fıkıh bilgisi hakkında anektotlar aktarır.

Bu bilgilerini, tuttuğu notlarla beraber; meşhur fıkıh kitabı Merakıyyül-Felah haşiyesini hülasa ve tercüme ederek Ni’met-i İslam adında bir ilmihal kitabı hazırlamıştır. Tahta çıktığında zayi etmemek istedi. Kendi adıyla da bastırmak istemeyip hocası ve devrin ehil alimlerinden Hacı Mehmed Zihni Efendi’nin ismiyle neşrettirdi. Sultan Vahiddedin esasında fakih bir padişah idi. Ne var ki kucağına son nefeslerini veren, komada bir hasta bırakıldı. Onun da kabri Şam’dadır.

-Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi “rahmetullahi aleyh”

İbni Âbidin Hazretlerini Kimler Tanır?

Günümüzde İslam hukuku mevzuunda hele de Hanefi mezhebine dair meselelerde İbni Âbidin okuyanla okumayan, itibar edenle etmeyen arasındaki fark barizdir. Bu hemen göze çarpar. Meseleleri ele alış ve açıklayıştan bile bu anlaşılır.

Günümüzde İbni Âbidîn ’den haberi dahi olmayan ilahiyat talebelerinin müctehid/müctehide edasıyla gezdikleri görülüyor. Hadi bunlar tamam.

Ama ehl-i sünnetten dem vuran Müslümanların İbni Âbidin hazretlerinden haberdar olmamaları, onu tanımamaları da fevkalade hayret verici.

Hele de medrese usulü ders okuyanların, 5-6 asır evvel yazılmış fıkıh kitaplarını Arapçalarıyla ezberledikleri halde yine de fıkıhta yaya kalmalarının, mesele çözememelerinin yegane sebebi İbni Âbidin’den gafil olmalarıdır.

Bu zamana kadar Müslümanların yolunu aydınlatan bu büyük zâttan Cenab-ı hak bütün İslam aleminin daha çok istifade etmesini nasib eylesin.

Kaynaklar:

İbni Âbidin, DİA maddesi

İslam Hukuku Tarihi, Ekrem Buğra Ekinci, Arısanat Yay.

Hayatı ve Hatıralarıyla Abdülhakim Arvasi, Ekrem Buğra Ekinci, Arısanat Yay.

Kadınlara Mahsus Haller Hayz-Nifas, İmam Birgivi-İbni Abidin, Arısanat Yay.

Mezhepsizlik Bid’attir, Said Ramazan el-Buti, Bedir Yay.

Redd’ül-Muhtar Tercümesi 1.cild , İbni Abidin Terc: Ahmed Davudoğlu, Şamil Yay.


Benzer diğer yazılar için:

Şerh Haşiye Geleneği ve Modernistlerin Tenkidleri

Arabi Enbiya Lisanı Farisi Evliya Lisanı

1 comment

Bizi Takip Et!