Kelâmbaz

Dil Bayramı Fiyasko mu? O Söz Karamanoğlu Mehmet Bey’e mi Ait?

Bu yazıdaki bilgiler Selçuklu Tarihçisi Prof. Dr. Erdoğan Merçil’in makalesinden iktibaslarla hülasa edilmiştir. Akademik detay isteyenler linkten “Türkiye Selçukluları Devrinde Türkçe’nin Resmî Dil Olmasını Kim Kabul Etti?” başlıklı makaleye bakabilir.

Belleten, Cilt: LXIV – Sayı: 239 – Yıl: 2000 Nisan

 

Karamanoğlu Mehmed Bey’e isnad edilen bir söz var. Söz şöyle: “Bu günden sonra hiç kimse divan’da, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçe’den başka dil konuşmayacak” 13 Mayıs’ın Dil Bayramı ilan edilmesi ve Karamaoğlu Mehmed Bey’in bunu sağladığı her yıl sıklıkla dile getiriliyor. Ancak hem o devirde yazılan hiçbir kaynakta hem de sonra bu sözün Karamanoğlu’na ait olduğu yazmıyor. Bu makale 19 sene evvel yazıldığı ve hem de TTK yayını olan Belleten’de neşredildiği halde hâlâ bu yanlışta ısrar ediliyor. Bu yanlış bir hakikatmiş gibi kabul edildi. Hatta Mehmed Bey’in heykeli bile dikildi.

Erdoğan hoca davet edildiği Tv programlarında da bu husus dile getirmiş, görüşlerini müdafaa etmiştir. Youtube’da bu videolara ulaşılabilir. Bazı siteler de bunu haber olarak nakleder. Ancak hocanın ilgili makalesini okuyan pek olmamıştır. Bu sebeple makaledeki akademik detayları okumak istemeyenler için mühim noktalarını iktibas ederek hülasa etmek gerekmektedir. Tekrar vurgularsak, detaylar için yukarıdaki bağlantıdan 6 sayfalık makaleyi indirip okuyabilirsiniz.

Kim Uydurdu?

Selçuklu tarihi okuyanlar bilir ki, o devre ait kaynakların pek çoğu sınırlıdır. Pek çok eser bu kaynakların merkezinde hazırlanmıştır. Selçuklu tarihçiliği sahasında da belli isimler bu kaynaklara olan hakimiyetleri ve eser neşirleriyle otorite haline gelmiştir. Sonrasında yapılan pek çok çalışma da birbirlerinin tekrarı mahiyetindedir. Araştırmalarını derinleştiren akademisyenleri bir tarafa koyarsak, Selçuklu devrine dair pek çok çalışma birbirinden alınmadır. Dipnot ve bibliyografya takibi yapıldığında bu görülecektir. Bu sadece Selçuklu tarihi için değil bazen bütün tarihi devirlere dair bir paradoks haline gelebilir. Bir araştırmacının keşfettiği doğru yayıldığı gibi yanlışlar da böyle yayılabilmektedir. Dolayısıyla ipin ucunu ilk yazara kadar takip ettiğinizde bazen meşhur şeylerin aslında uydurma olduğu ortaya çıkar. İlk yazarın yanlışı sonraki yayınlarda da tekrar edilmiştir.

İşte Karamanoğlu Mehmed Bey’e isnad edilen ancak ona ait olmayan bu sözü ilk uyduran kişi meşhur tarihçi, ordinaryüs Prof. Fuad Köprülü’dür. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserinde, Selçuklu devrindeki Türkçe’nin durumuna dair bir bahiste kaynak belirtmeden  “Karamanoğlu Mehmed bey’in Türkçe’yi resmî lisan yapması münasebetiyle verilen tafsilâta..” bakınız diyor. Merçil şu tespiti yapıyor; “Prof. Köprülü daha sonra kaleme aldığı başka bir eserinde,” (Hicri 676)’da Karamanoğlu Mehmed Bey Konya’yı zaptettiği zaman divan işlerinde yalnız Türkçe kullanılmasını emretmiş ve bir rivayete göre eski kâtiplerden birtakımı katlettirmiştir” diyerek olayı Karamanoğlu’nun gerçekleştirdiğini açıkça kabul ettiği gibi bunun için kan da döktürmüştür.”

Katakulliye gelmeyelim

Mehmed Bey bunu niçin yapmıştır? Köprülü’nün başlattığı yanlışı İsmail Hakkı Uzunçarşılı da devam ettiriyor. Merçil, onun sözlerini şöyle naklediyor: “Köprülüden sonra Türkçe’nin resmî dil olmasıyla ilgili bilgi veren bilim adamı Ord. Prof. İ. Hakkı Uzunçarşılı’dır. Onun Anadolu Beylikleri’ adlı kitabında da olayın yaraucısı Karamanoğlu Mehmed Bey’dir, “Şemsüddin Mehmed Bey, Gıyasüddin Siyavüş’ü hükümdar ilân eyledikten sonra Farsça olan resmî muharreratı (mektuplar, yazılı kağıtlar) kaldırarak onun yerine Türkçe muharreratı koydu. Rahmetli hocam buna ilgi çekici bir sebep de bulmuş, “Bu suretle divandan çıkan yazılar ve gelecek cevapların Türkçe olması kendisi için emniyeti mûcip oluyordu” demiştir.”

Yani Karamanoğlu’nun söylediğini artık kati şekilde kabul etmişler ve bunun mantığını izah etmişler. Farsca bilmeyen Mehmed Bey herhangi bir katakulliye gelmemek için bu söylemişmiş. İbrahim Kafesoğlu da bu yanlışı tekrar edenlerden.

Karamanoğlu’nu şişirmek

Bu sözden dolayı Karamanoğlu Mehmed Bey’e aşırı bir hayranlık ve abartılı bir övgü görüyoruz. Sanki Mehmed Bey Türkçe’ye olan hayranlığı ve Türkçe aşkı sebebiyle bu kararı vermiş gibi bir hava oluşturuluyor. Bunun maksatlı bir algı olduğu tespitini Erdoğan Merçil şöyle ifade ediyor: “Yukarda belirttiğimiz araştırmacıların verdikleri bilgilere bakarsak 1277’deki Türkçe’yle ilgili kararın baş mimarı Karamanoğlu Bey olduğu anlaşılmakta ve Selçuklu divanı hiç söz konusu edilmemektedir. Araştırmacılar bu olayda Karamanoğlu Mehmed Bey’i nedense aşırı derecede önemsemiş ve ön plâna çıkarmışlardır.”

Burada bir takım aklı evvellerin Osmanlı padişahlarına alternatif olarak Mehmed Bey’i ön planda tuttukları görülüyor. Halbuki pek çok Osmanlı padişahının Türkçe Divanı vardır. 6 asır boyunca yapılan Türkçe neşriyat da ortadadır. Her ne kadar medreselerde Arapça ve Farsca’nın hakim olması, yine edebiyatta bu iki dilden pek çok kelime ve kalıbın kullanılması suç gibi lanse edilse de Karamanoğlu’na isnad edilen sözdeki kelimelerin çoğunun Farsça olduğunu düşünmek lazımdır. Ayrıca gerek o devirde gerekse Osmanlı çağında dil konusunda herhangi bir ırkçı bakış bulunmaması bir kusur olamaz. Günümüzdeki bakışla geçmişi yargılamak, anlamaya çalışmak anakronizm olur.

Osmanlı’da siyakat yazısı denilen herkesin okuyamayacağı ve değiştirme yapamayacağı hususi bir yazı stili vardır. Bu maliye kayıtları için tutulurdu ve yolsuzlukların önüne geçilirdi. Selçuklu devletindeki resmi yazışmaların da Farsca olmasının bir sebebi budur. Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar mali kayıtlar Uygurca tutulmaktaydı. Sultan Fatih’in de Uygur alfabesi okuyabildiğini bilinmektedir. Sonra zaman içinde Farsça siyakata geçilmiştir. Yani Osmanlılar padişahlar dahil Uygur yazısını kullanmış ve muhafaza etmiştir. Zaman içinde rağbet azalmıştır. Burada bir kasıt aramak manasızdır. Tarihteki pek çok şeyin kendi tabii seyrinde yaşandığını unutmamak gerekiyor.

Karamanoğlu şehri işgal etti

Yanlışın bir kısmını veya tamamını tekrar edenler olduğu gibi doğrusunu nakleden pek çok kaynak da mevcut. Her ne kadar Yazıcızade’nin Selçuknâme’sini kaynak olarak verilse de ondan daha kuvvetli ve farklı kaynaklarda, pek çok detay olduğu halde bu bilgi geçmediği gibi aksine bilgiler görülmektedir. Ayrıca Karamanoğlu Mehmed Bey’in Konya’yı zorla işgal ettiğini de cümle aralarında okuyoruz. Merçil hadiseyi şöyle hülasa ediyor:

Peki Türkçe’yle ilgili bu durum nereden ortaya çıkmaktadır? Bunu anlayabilmek için her hâlde Selçuklu devrinin kaynaklarını gözden geçirmek gerekiyor. Türkiye Selçukluları devrini yaşamış müelliflerden biri Kerimüddiıı Mahmud b. Muhammed Aksarayî’dir. Aksarayî Selçuklu Devleti’nin hizmetinde bulunmuş ve eseri Müsmueretül-Ahbâr ve Musayeretül-Ahyar’ı h. 723/m. 1323’de yazmıştır. Aksarayî’nin konumuzla ilgili olarak yazdıkları şöyledir:

“Cimri taraftarları Konya’da saltanat sarayının bütün mal ve hâzinesini yağmaladılar. Selçuk Devleti’nin bu eski başşehri şimdi de Cimri’nin saltanatına boyun eğdi. Alçak bir şeytan Süleyman tahtına oturdu. Cimri’nin adına hutbe okundu ve para kesildi. Beraberinde getirdiği çapulcular her tarafta talana ve yağmacılığa koyuldular..” Aksarayî’nin verdiği bilgilerde ne Türkçe olayı ne de Karamanoğlu Mehmed Bey’in ismi geçmektedir.
Türkiye Selçukluları ile ilgili kaynaklardan biri de Farsça Anonim Selçuk-nâme adıyla bilinen eserdir. Hicri 765/m. 1363-1364 yılına kadar olayları ihtiva eden bu Selçıık-nâmeye göre, “..Ansızın bir şahıs (Cimri) ortaya çıkarak ben Izzeddîn Keykavus’un oğlu şehzade Mes’ud’un dedi… Türkler baş kaldırdı… derken bu şahsı buldular. Onu bahane ederek Konya’nın üstüne askerle yürüdüler. Karaman, Eşref, Menteşe Türkleri’nden 10 bine yakın bir ordu Konya’ya geldi… Türkler kale kapılarım ateşe verdiler, şehri ele geçirdiler 8 Zilhicce 677/22 Nisan 127922. O şahıs tahta oturdu, adına hutbe okuttular. Karaman’ın en büyük oğlunu kendine vezir edindi.” Bu kaynağımızda da Türkçe konusunda ve Karamanoğlu’nun ismi hakkında herhangi bir bilgi yoktur.
Karamanoğulları’na ait Şikârı Tarihi de, “Sultan Alâeddîn, Cimri namında bir haramiyi habs eylemişti; Karamanoğlu hapisden çıkarub, Konya’ya hâkim eyledi.” şeklindeki haberle konumuz hakkında suskun kalıyor. Ayrıca Türkiye Selçukluları tarihiyle ilgili bilgi veren bazı müelliflerin eserlerinde de bu hususta bir habere rastlayamıyoruz.”

Netice

1970’te Prof. Dr. Faruk Sümer, Mehmed beğ vezir oldu deyip, Türkçe’nin resmî dil olmasının kararının divanda alındığını söyleyerek doğruyu belirtenler arasındadır. Erdoğan Merçil bu hususdaki en tafsilatlı ve kuvvetli kaynaktaki bilgileri naklederek neticeyi verir:

Devrin ve daha sonraki tarihçilerin pek haber vermediği bu konuyla ilgili elimizde tek bir kaynak mevcuttur. Bu İbn Bibî‘nin eseri El-Evamirü’l-Alâ’iye fi’l-Umur il-Alâ’iye’dir. İbn Bibi Türkiye Selçuklu devrinin canlı şahitleri arasındadır ve eserini 679 yılı sonlarında 1281’de yazmıştır. Bu yazım yılı, Türkçe’yle ilgili kararın alındığı tarihten 3-4 yıl sonraya düşmektedir. İbn Bibi bu hususta ne diyor: “Cimri’yi şehre getirdiler, Devlethanede sultanların makamına oturttular… Ertesi gün Cimri’yi büyük bir ihtişam ve debdebe içinde çok sayıda komutan (serheng), sayısız cevgandar, süslü candarlar, silahdar ve camedarlarla birlikte ata bindirip şehrin etrafında gezmeye çıktılar. Dönünce divan kurdular. Her tarafa, makam sahibi kimseleri ve taraftarlarını (eshab-ı manasıb ve taraftaran-ı memalik) çağırmak için fermanlar çıkardılar, “Bu günden sonra hiç kimse divan’da, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçe’den başka dil konuşmayacak” diye karar aldılar (karar çünan nihadend). Birkaç gün işleri yolunda gitti. Vezirlik Karamanoğlu Mehmed Beğ’e verildi”.
İbn Bibi’nin verdiği bu bilgiye baktığımızda alınan kararla ilgili olarak Karamanoğlu Mehmed Beğ’in ismi geçmemektedir. Ayrıca divandaki bu olayın haberini, müellif karar aldılar diye noktalamaktadır. Yani bu kararı tek bir kişi değil, bu sırada divanı oluşturan kişiler almıştır. Belki o divana Karamanoğlu Mehmed Beğ de dahildir, ancak kaynakta açık ve seçik bir şekilde kararda etkili olduğu hususunda bir bilgi yoktur. Diğer taraftan Karamanoğlu bazılarının iddia ettiği gibi, bu divan toplantısından önce değil, birkaç gün sonra vezir olmuştur.
Netice, bundan böyle bu yanlış yorumu düzeltmenin zamanı gelmiştir. Türkçe hususundaki kararın Karamanoğlu Mehmed Beğ’in fermanı ve yasağıyla değil, Selçuklu Divanı tarafından alındığım ifade etmek daha doğru olacaktır kanaatindeyim”

Yorum Yaz