Kelâmbaz

Çocukluk ve ‘Florida Projesi’

“Tema, hikâyenin beynidir.”

John Truby, Hikâyenin Anatomisi

Tema, romanlarda, hikâyelerde ve şiirlerde olduğu kadar filmografi de önemli bir rol oynar. Başarılı bir filmde bütün unsurlar tema ile ahenk içerisinde ve dahası temayı kuvvetlendirmek için çalışır. Florida Projesi ‘nin her parçasında temanın bir izine rastlamanız mümkün. Sinematografi, hikâye, kurgu, yönetim, filmin bütün parçaları, zincirleme bir şekilde, temanın başarılı bir tasviri için çabalıyor. Özellikle yönetmenin, sahne kurgusu ve kamera pozisyonu tercihlerinde  yaptığı  tercihler  temayı ön plana çıkarmak için olan çabanın en bariz delili. Bu uğraş ve tercihler Florida Projesi ‘ne nadir rastlanabilen bir derinlik kazandırıyor ve çarpıcı bir realizm hissi uyandırıyor.

Florida Projesi  çocukluk üzerine kurulu bir film. Film çocuklarda ve yetişkinlerde çocukluk mefhumunu ve çocukluğun beraberinde getirdiği meseleleri  ele alıyor. Anneleri ve babaları ne kadar müşkül, ne kadar fakir, ne kadar virane hayatlar yaşarsa yaşasın; çocuk hala çocuktur. Çocuklar bütün dünyaya, sadece çocuklara mahsus olan, o pervasız masumiyet çerçevesinden bakar; bataklıkta, çöplükte bile mutluluk bulabilirler. Dünya umurlarında olmayabilir belki, fiillerinin neticeleri onlar için bir şey ifade etmeyebilir, fakat o pervasız masumiyet çocuklukta muhafaza edilmeye layıktır. Aynı meziyet şahsın aklen ve bedenen büyümesiyle tekâmül etmelidir; yetişkinlikte mesuliyet tahakkukt eder, mesuliyet ise pervasızlık lüksüne sahip değildir. İşte bu masumiyet ve mesuliyet dikotomisi; çocukluk ve yetişkinliğin farklı kimlikleri filmin temasını teşkil ediyor ve film bu temayı küçük bir kız çocuğu ve genç bir anne ile işliyor.

Filmin ana karakteri kız çocuğu. Yönetmen Sean Baker, dünyayı çocuğun gözünden göstermek için, kelimenin tam manasıyla, kamerayı çocuğun perspektifine indiriyor. Bir çocuğun yapacağı gibi yetişkinleri arka plana itiyor. Filmdeki kamera işçiliği etkileyici; kamera çoğunlukla çocukların yüzlerini merkez alıyor. Yetişkinlerin belden yukarısı odak dışında, sesleri konuşmaları duyuluyor fakat çocuğun hareketlerinin yanında fon müziği gibi kalıyor. Film, birçok çocuk karakteri kullanarak bahsettiğimiz masumiyetin umumî olduğunu göstermek istiyor. Çocukların hepsi farklı ırk,  haslet ve geleneklere sahip ailelere mensup oldukları halde  hepsi aynı çocukluk hayatını yaşıyor. Hepsi aynı derecede pervasız ve aynı şekilde merak ve neşeyle oyun peşinde koşan insancıklar. Ne kadar karanlık çökerse çöksün çocukların gözlerinde bir ışık var, sadece bir çocuğun gözlerinde var olabilecek bir ışık. Onlar için mühim olan eğlenebildikleri kadar eğlenmek. Nihayetinde kız çocuğu karanlıkla göz göze geldiğinde bile o masumiyetin sağladığı bir çözüm yolu var; kaçmak ve arkadaşı ile birlikte olmak. Karanlığa bakmak istemiyor sadece mutlu olmak istiyor. Filmin yardımcı teması anne karakteri üzerine kurulu. Anne henüz yetişkinliğinin icabı olan mesuliyet hissiyatını taşımayan, bir çocuk vurdumduymazlığına sahip ve sürekli eğlenmek isteyen bir anne. Hikaye iki karakterin, ailenin yaşadıkları karşısındaki reaksiyonlarını anlatıyor.

Kamera çocukları takip ederken odak dışında bir ailenin çöküşü ve cemiyetin alt sınıfının hayatları işleniyor. Film, yetişkin karakterlerle fakirlik, mesuliyet, cefa ve insaniyet ile renklendirilmiş bir dünyayı gözler önüne seriyor. Herkesin hayatında farklı bir meşakkat bulunuyor, herkes hayatta kalmaya çalışıyor. Herkes, çocuğun bakmak istemediği o karanlık ile her gün yüz yüze fakat iyisiyle kötüsüyle bir insanlığa da sahip. Annesi de  kahramanımız olan kız çocuğu gibi vurdumduymaz, çocuk gibi eğlenmek isteyen bir şahsiyet. Mesuliyet sahibi fakat mesuliyetini idrak etmiş değil. Bu çocukça yapısı onu her gün bataklıkta daha derine indiriyor. En yakın arkadaşı onun kadar genç, onun kadar eğlenmek isteyen fakat aynı zamanda annelik vazifesinin verdiği yükü taşıyabilen bir karakter. Müdür karakteri belki bir anne değil lakin bir anne gibi çocukları himaye etmek için uğraşıyor ve çocuklara -ve hatta çocuk diyebileceğimiz Anne karakterine de- şefkat ile yaklaşıyor. Bütün karakterler çocukluk ve yetişkinlik yelpazesinden bir noktayı temsil ediyor. Bu karakter zenginliği filmin temasına farklı perspektiflerden bakma imkânı sunuyor.

Film esaslı ve realist bir fakirlik tasviri sunuyor. Hollywood filmlerinde realist bir sefalet tasvirine rastlamak zordur. Sefaleti ele alanlar, ekseriyetle, fakirliği romantikleştirir ve bir fazilet olarak lanse eder veya aksine zenginliği romantikleştirip fakirliği kurtulunması gereken bir kusur olarak sunar. Hakikatte zenginlik veya fakirlik mefhumlarını kötülük veya fazilet gibi sıfatlarla tasnif edip tek bir sıfata irca etmek mümkün değildir. Bu sosyal statülerin ahlakî meziyetlere iyi veya kötü tesiri vardır elbette ki, fakat bu tesirler statünün kendisinin iyi veya kötü olduğunu göstermez. ‘ Florida Projesi ’ fakirlik veya zenginlik statülerini merkeze almıyor, fakat bu statülerin karakterlerin hayatlarında bir faktör olmadığını da iddia etmiyor. Film, karakterlerin ahlakları ve içinde bulundukları haller doğrultusunda yaptıkları tercihlere odaklanıyor. Böylece fakirlik ve zenginliğin tesirlerinin umumî değil şahsî olduğunu göstermeye çalışıyor. Filmdeki hiçbir karakterin tamamen müspet veya menfi bir şahsiyete sahip olmaması bütün bir sosyal statünün tek ve basit bir hüviyete redakte edilemeyecek kadar kompleks olduğuna dikkat çekiyor. Bu bakış filmin karakterlerinin hayatın içinden çıkıp gelmiş insan olduklarını hissettiriyor ve böylece film çok daha realist bir portre resmediyor.

Florida Projesi, temasını en müessir ve gerçekçi  şekilde sunabilmek maksadıyla teknik açılardan da ciddi bir  çaba sarf ediyor. Film, “proje” denilen iskan mahallerinden birisinde geçiyor. Bu moteller, evsiz insanların evi. Haftalık oda ücreti ödeyip yaşadıkları yerler. Film için, motel de dahil olmak üzere, Florida’daki hakiki lokasyonlar kullanılmış. Fakirlik sembolü olan ‘Proje’ mahallelerinin, zenginlik sembolü olan Disneyland ile komşu olması da trajik bir ironiyi gözler önüne seriyor. Bu zaviyeden bakıldığında, mekan tercihleri filmin mesajının derinliğini ciddi manada arttırıyor. Filmin yaz mevsiminde geçmesi de renk paletine ayrı bir sıcaklık, samimiyet ve hayat veriyor. Mevsimin sağladığı bu fırsatın, rengarenk tabiatın resme yansıtılması ile değerlendirilmesi filme ayrı bir manzara katıyor. Müziğin filme entegre edilme tarzı da ilgi çekici. Müzik, bir sahne hariç, suni bir şekilde eklenmemiş; müziğin kaynağı daima karakterlerin -bu vesileyle seyircinin- duyabileceği bir yerde bulunan bir telefon, hoparlör veya televizyon gibi eşyalar. Film, realizmden taviz vermeyerek, müziği arka plana itiyor ve ses kalitesini hakikattekine denk tutuyor. Bu teknik, seyircinin sahnedeki görsel unsurlara odaklanmasını sağlıyor böylece müziği seyirciye bir his dikte etmekten ziyâde karaktere bir his vermek veya karakterin bir hissini açığa çıkarmak için kullanıyor.

‘Florida Projesi’ neşeli, mutlu, komik ve aynı zamanda acıklı bir hikâye. Cemiyetin, filmlerde pek nadir odak noktası yapılan bir kesimini merkezine alıp herkese hitap eden bir hikâye. Son yıllarda izlediğim en realist filmlerden birisi. Sadece çekim ve prodüksiyon olarak değil hikâye ve karakter olarak da, verdiği hissiyat ile de gerçek olduğu intibası uyandıran bir film. John Truby iyi bir hikâyeyi ahlakî manaları ve tesirleri olan, daha büyük bir temayı ifade etmek için tasarlanmış bir fiiller silsilesi olarak tarif ediyor. “Florida Projesi” seyredilmeyi hak eden, çocuksu ve yetişkin, iyi bir hikâye, iyi bir film.

 

GPR*: 80

FR**: 88

*: Guilty Pleasure Rating (Sırf Eğlence Puanı)

**: Film Rating (Film Puanı)


Cemaleddin Koçak’ın diğer film incelemesi için: Soluk Yansımalar

Cemaleddin Koçak

Yorum Yaz