Kelâmbaz

Azerbaycan’da Türk Dizilerine Dublaj!

Bilindiği üzere kardeş ülke Azerbaycan 1990 senesinde Sovyetler Birliği’nden ayrılarak bağımsız oldu. Bu tarihten itibaren de 2 ülke arasında münasebetler her geçen gün hızlandı. Özellikle 2000’li yılların başından itibaren Türk dizilerinin Azerbaycan’da çok alaka çekmesi üzerine 2007’de MTRŞ(Milli Tеlеviziyа və Rаdiо Şurаsı)  kararıyla Azerbaycan diline menfi tesir gösteriyor denerek Azerbaycan televizyonlarında Türkçe dizi film ve programlarının dublaj olarak verilmesi kararı alındı. Görülüyor ki Azeri devlet adamları da bozuk Türkçenin kullanıldığı Türk dizi ve programlarından rahatsız.*

Bu kararın niçin alındığını anlayabilmek için öncelikle Türk dilinin bu 2 lehçesinin farklılıklarına biraz değinelim.

Azerbaycan Türkçesi ve Türkiye Türkçesi

Azerbaycan Türkçesi şüphesiz Türkiye Türkçesine en yakın lehçedir. Türklerin Ortaasya’dan batıya doğru göç etmeleri ile birlikte Türk dünyası, Hazar Denizi’nin doğusu ve batısı olarak 2 parçaya bölünmüş ve bu 2 parça arasında bir kopma meydana gelmiştir. Batıda kalan Azerbaycan ve Anadolu birbirinden çok fazla kopmamıştır. Tarihi seyirde İstanbul’da basılan bir gazete Bakü’de okunduğunda rahatlıkla anlaşılmaktaydı. Günümüzde dahi Azerbaycan’a gelen bir Türk kolaylıkla Azerilerle konuşup, anlaşabilir. 2 dilde ortak kullanılan binlerce kelime vardır ve gramerleri de birbirine çok benzemektedir.  Bunun sebeplerinden birisi Azerbaycan Türkçesinin de Türkiye Türkçesi gibi Batı Türkçesine ve Oğuz dil grubuna dâhil olmasıdır. Azerbaycan’da önceleri İslam alfabesi kullanılırken, 1929’da Latin alfabesine geçilmiş, on sene sonra 1939’da ise Kiril alfabesine geçilmiş, 1991’e kadar Kiril alfabesi kullanılmış ve Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile birlikte tekrar Latin alfabesine geçilmiştir.

Bakü’de Hazar Denizi sahilindeki ParkBulvar AVM’nin asansöründeki yazı

 2 lehçe arasındaki bazı farklılıklar

-Türkiye’den farklı olarak fazladan 3 harfleri daha (ə, x, q) vardır.

– Ə ə harfi “e” ye ağırlık vererek, derinden/gırtlaktan æ sesi verir, kalın “e” denebilir.

-X x harfi  ﺥ(Hı) harfini karşılamaktadır. Boğazdan çıkan-k, -h arası bir harfdir. Misal olarak Axıska, yox, çox

-Q q harfi ﻕ  harfini karşılamaktadır. Misal olarak Qapı,

-1. tekil şahıs(Ben) -(y)am, -(y)әm ekleri ile yapılır. Misal yolçuyam, Türkəm

-2. tekil şahıs -san, -sәn ekleri ile yapılır. Misal yolçusan, Türksən

-1 çoğul şahıs -(y)ıq, -(y)ik, -(y)uq, -(y)ük ekleri ile yapılır. Misal yolçuyuq, Türkük. İstanbul Türkçesinde olmasa da Anadolunun pek çok yerinde zaten böyle konuşulur.

-3. tekil şahıs, 2. çoğul şahıs ve 3. çoğul şahıs da Türkiye Türkçesi ile aynıdır.

-Türkiye Türkçesinde bazı kelimelerde geçen -ü harfleri, Azeri türkçesinde yerini -ö harfine bırakır. Misal Dövlet, Hörmetli

-Azerbaycan’a giderseniz bazı kelimelerin Türkçede kullanıldığından çok farklı manalarda kullanıldığını görür ve hayret edersiniz. Mesela Arabayı park etmek için ‘’Saxlamaq’’ kelimesi kullanılır. Yukardan aşağı inmek için ise ‘’Düşmek’’ kelimesi. ‘’Arabayı saxladım’’ veya ‘’merdivenden düşdüm’’ ifadelerini çokça işitirsiniz.

-Azerbaycan’a gittiğiniz zaman taksici sorar ‘’neçe nefer’’ yani kaç kişisiniz.

Yukarıda görüldüğü gibi Türk dilinin bu 2 lehçesi arasında çok büyük farklar yok, 2 ülke insanı tarih boyunca birbirini anlamakta zorlanmamakta.

Bir düğün davetiyesi

Azeriler Kur’ân-ı Kerîm’i daha kolay öğreniyor

Kur’ân-ı Kerîm’de malum 3 tane -h harfi var. Türkiye Türkçesinde 3 -h harfi de aynı harfle gösteriliyor. Azeri Türkçesinde ise  ﺥ(Hı) harfi -x ile gösteriliyor. Ve Türkiye Türkçesinde Kaf, Kef harfleri, ikisi de -k ile gösterilirken, Azeri Türkçesinde Kaf harfi -q ile, Kef harfi  -k ile gösterilmektedir. Türkiye’de Kur’an-ı Kerim öğrenen birisine Kaf harfinin ve Hı harfinin ağızdan nasıl çıkarılacağını ve benzeri olan diğer harften farkını anlatmak gerekirken, Azerbaycan’da Kaf harfi -Q, Hı harfi de -X denilerek kolayca geçilmektedir.

Uydurukça Kelimeler

 2 ülkenin dilde binlerce ortak kelimesi olmasına ve çok az diğer ülkede anlaşılmayan kelime kullanmasına rağmen son asırda 2 ülkenin insanının birbirini anlamasını zorlaştıran pekçok kelime türetilmiştir (uydurulmuştur).  Bu uydurulan kelimeler Azerbaycan’da anlaşılmamaktadır. Misal olarak Azerbaycan’da ‘’sınav, olanak, yargıç, kanıt’’ gibi Türkçede yeri olmayan sonradan uydurulan kelimeler anlaşılmamakta, onların yerine ‘’imtihan, imkan, hakim, delil’’ gibi kelimeler kullanılmaktadır. Günümüzde Azerbaycan’da kapalı bir telefonu aradığınızda şu şekilde bir ses gelmektedir ”İhâta dairesi haricindedir” günümüz Türkçesinde ise ” Kapsama alanı dışındadır”. Ülkemizde kullanılan cümlenin ne kadar ruhsuz, kuru, yavan olduğunu söylemeye gerek yoktur. Siz Azerbaycan’da olsanız böyle güzel, edebi dilinizin bozulmasını ister misiniz? 

Ülkemizde Arapça ve Farsça asıllı kelimelerin dilimizden çıkarmasının bize pek çok zararı bulunmaktadır. Çünkü dildeki bu tür değişmeler sebebiyle 30-40 yıl önce kaleme alınmış bir eseri bile anlamakta zorluk çekebiliyoruz zaman zaman. Bazı gençlerimiz bırakın dili ağır olan Divan Edebiyatında veya Servet-i Fünûn döneminde kullanılan kelimeleri, kendinden 50 yaş büyük öz dedesinin evde kullandığı kelimeleri bile bilmemekte. Oysa Filolog Gövhər Baxşəliyeva’nın dediğine göre bugün bir Azerbaycan Türkü tahminen bundan 1000 yıl önce kaleme alınmış olan Dede Korkud’u okuyup anlayabilmektedir. Bu vaziyet biraz da şundan kaynaklanıyor olabilir: Azerbaycan’da bir genç bazen bir mefhumu ifade etmek için Türkçe, Arapça, Farsça ve Rusça kökenli 4 ayrı kelimeyi kullanabilmektedir. Yani hem İslâmiyet öncesi dönemin, hem İslâmiyet sonrası dönemin, hem de Rus dilinin tesirli olduğu dönemin kelimelerini bilmektedir. Bizde ise adeta Arapça ve Farsça kökenli kelimelere düşman olunmuş; İngilizce, Fransızca gibi dillerden dilimize giren kelimelere dokunulmadan sadece Arapça ve Farsça kökenli kelimeler dilimizden çıkartılmak istenmiştir. Yerlerine ise tarihte daha önce eşi benzeri görülmemiş bir metotla dünyanın başka hiçbir ülkesinde anlaşılmayacak binlerce kelime türetilmiştir yani uydurulmuştur.

Hülasa

Şair Necip Fazıl’ın şiirinde geçen ”Ruhsal,parasal,soyut,boyut,yaşam,eğilim… Ya bunlar Türkçe değil,yahut ben Türk değilim!” dizelerinden de anlaşıldığı üzere şu an dilimizde sıkça kullandığımız pek çok kelime aslî olarak Türkçe olmamakla ve diğer kardeş Türk devletlerinde anlaşılamamakla birlikte ruhu olmayan, kuru, yavan kelimelerdir. Şuan ülkemizde okutulan ders kitaplarında geçen ”sanı, adıl, edinim, eylemsel, olgu, tümce, tümleç, paydaş, ileti, ilgeç, ulaç, varsayım” gibi binlerce uydurukça kelime gerek Azerbaycan’da gerek diğer Türk cumhuriyetlerinde okunduğunda anlaşılmayacak kelimelerdir. Biz bu kelimeleri dilimizde kullandığımız müddetçe kardeş Türk coğrafyası ile kucaklaşamayacak, aradaki dil birliğini kurmamız imkansız hale gelecektir. Burada yapmamız gereken dilimizi doğru öğrenmek, ona sahip çıkmak ve bu meselede taviz vermemektir.

  • https://az.trend.az/azerbaijan/politics/1097241.html
Ahmet Faruk Şenkaya

Ahmet Faruk Şenkaya

Yorum Yaz