Kelâmbaz

Aşk vasıta mıdır? Maksat mıdır?

Bir ebedi mahrumluk, Kalan bu hikayeden;
Git git, bir çıkmaz sokak, o varılmaz gayeden…

Üstad Necip Fazıl’ın bu mısraları ilham verdi yazıma. Acaba neden varılmaz o gayeye? Hayati hocamın güzel bir deyişi var: “Kavuşunca çok güzel şeyler olur. Çocuk olur, aile olur, saadet olur; lakin aşk olmaz.” Aşk mesafe ister, vuslat değil. Şayet varınca aşk kayboluyorsa maşuk varılamayan bir şey olmuyor mu?

Aşkın: biri süfli(aşağı, bayağı) ve mahkum, diğeri ulvi(yüce) ve mutlak; biri fani ve şehvetle irtibatlı, öteki ebedi ve bütün hasis/âdi gayelerden arınmış iki kutbu vardır. Umumiyetle aşklarda bu kutuplardan birisi baskın, bazense yegane kutuptur. Bu yazıda kutupları ayrı ayrı ele alacağım.

Süfli kutbunda aşk, şehvet gibi insanın neslini devam ettirme sevk-i tabisinden(içgüdüsünden) gelir. Bu halde ise yalnızca vasıtadır.  Ahlakın zaafa uğradığı, ruhun köreldiği medeniyetlerde aşk süflidir. Yani vasıtadır. Nitekim garp(batı) medeniyetinde vaziyet umumiyetle bu değil mi? Artık şarkın(doğunun) da pek bir farkı kalmadı. Adeta bir oyuncak, hatta insanların burnunu silip attığı bir peçete şimdilerde aşk. Boşuna  “Aşklar bomboş kuruntu, hürriyetler esaret!” dememiş üstat. Bunun sebebi zannımca kolay kavuşmak.

Muhabbet kuşu olanlar belki bilir, şöyle bir metot var kuşunuza eş alırken. Önce kuşları ayrı kafeslere koyarsınız ve birkaç gün birbirlerini arzuladıkları halde kavuşamazlar. Aşık olurlar. Daha sonra kafesler açılıp vuslat günü geldiğinde birbirlerini çok daha kolay kabullenir, eş olurlar. Lakin yanına direk salarsanız vaziyet muğlaktır, ne olur bilemezsiniz. Tabi mahluka duyulan aşk bitmeye mahkumdur. Yalnız yerini sevgi ve saygıya mı, yoksa tahammülsüzlük ve nefrete mi bırakır? Bütün mesele burada. Neye varacağınız meçhulse “yol güzel varmak değil” demenizde normaldir. Bu aşk limon gibidir. Yemeyenin ağzının suyu akar, yiyeninse ekşir.

Ulvi kutbunda aşk ilahidir. Beşerde izhar etse(görünse) bile ilahi olanın gölgesidir. İlahi olanla rabıtalıdır. Mecnun Leyla’ya kavuşunca diyor ki: “Eğer sen Leyla isen benim gönlümdeki Leyla kim?” İlahi aşk ise bir maksattır. Mahkum da değildir. Yani fani değildir. Hududsuzdur, sınırsızdır. ‘Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez’ derken hangi aşıkları kastediyordu Hazreti Yunus Emre? Hayati hocamdan yine bir iktibas yapacağım: “Aşk insana dair, dünyaya dair değildir. Hakikaten de Allah’a[Teala] dairdir. Dünyada olup biten ise onun eğitimidir; temrindir, egzersizdir. O konuda çalışılır hiç de fena bir şey değildir. Ama aşk, Allah’a mahsus ve Allah’a dairdir.” (Can Veren Pervaneler 5, sf. 15) Yani hakiki aşk Allah için olandır.

Birinci cihetle aşk bülbülünkine, ikinci cihetle pervaneninkine benzer. Bülbül feda etmeden feryat eder. Oysa pervane düşünmeden ateşe girer de gıkı çıkmaz.

Acaba burada ateşe girip ölmek midir kastedilen? Elbet oda olur sevda uğruna, ama burada kastedilen ölmeden önce ölmektir. Kendi benliğini öldürmektir aşk ateşinde. Hayati hocam “Herkes ölür ama herkes gerçekten yaşamaz.” diyordu. İşte; ölmeden önce ölmek, gerçekten yaşamaktır.

Tatmadığım ikinci kutba dair yazdıklarımdan okura düşen; tatmadan anlaşılamayacağını, ölmeden tadılamayacağını anlamaktır.

Mecnunun aşkı beşerde izhar olup(görünüp) ulvi olana yönelmiştir. Gönlü süfliden ulviye yürümüştür. Mecnunun halini, en azından benzer bir hali şiirle resmetmeden bu yazıyı noktalamak istemedim hakkınızı helal edin. (Şiir bitince, “o ses bu kese[kişiye] olmaz” diyerek Mecnun’un hali olsun dedim.)

UYKUSUZ

Masum masum gözlerle,
Kalpten gelen sözlerle;
Alevlerle, közlerle,
Koydun beni uykusuz.

Bana öyle baktın ki!
Bilsen nasıl yaktın ki!
Zincirini taktın ki!
Uykusuzum uykusuz.

Aşık aşka pervane.
Bu kes başka pervane.
Deli değil divane.
Yanılır mı korkusuz?

Arıyorken hastane,
Buldum garip bir hane,
Mihman vardı bir tane,
Kovdum onu kuşkusuz.

Geldi bir özge mihman.
Mihman ki aşk-ı rahman.
Dedim ona –bırakmam-.
Kaldım yine uykusuz…

Hayati hocamdan bir başka iktibas: “Alternatifi olmayan Allah’tır. Ağyarı olmayan Allah’tır. Bu dünyada neye gönül versen, rakibi var, benzeri var, alternatifi var, zıddı var vs. Ama Allah rakibi, zıddı olmayandır. Hakiki aşkı ancak Allah’ta bulabilirsin. Diğer aşklar, o aşka ulaşmak için egzersizdir, temrindir, bir çalışmadır. Alt basamaklardır. Maksat o aşka ulaşmaktır, demeye getiriyor şairimiz.”(Can Veren Pervaneler 4, sayfa 64)

Necip Fazıl’ın “YAR O Kİ…” şiirini bu yazıdan sonra tekrar okuyun.

“Bir ufuk ki, ne mecnun varabildi, ne Ferhad;/ Bir ufuk ki, ilahi sırrı bekleyen serhad…” (N.F.K)

Aşkın bilenin sustuğu, bilmeyenin(benim gibi) konuştuğu şey olmasının sebebi; hal lisanının kal lisanına tam tercümesinin olmamasıdır. Esenlikler dilerim efendim.

Not: Bugün arkaik-eski diye adlandırılan kelimeleri kullanmam kendimi bir şey zannetmemden değil. Kelimeler kalemle ve kelamla sulanmayınca kururlar ve ölürler. Sadece ecdat yadigarı kelimelerimizin kurumasından endişeleniyor, endişemden ötürü okuyucuya belki suni-yapmacık da gelse kullanmayı tercih ediyorum. Zamanla kalemimin daha da oturması ve hem bu kelimeleri yaşatacak hem de yapmacık görünmeyecek bir üslubumun olması ümidiyle…

Ahmet Emin Odacıoğlu

Ahmet Emin Odacıoğlu

Lise 4. Sınıf talebesi.
Dertli.

1 comment

  • Tebrik ederim kardeşim. Çok hoş bir yazı olmuş. Okudukça ve yazmaya devam ettikçe yazma kabiliyetinin inkişaf ettiğini göreceksin. Bu uzun, bir o kadar da çileli yolda sana hayırlı muvaffakiyetler dilerim.

Bizi Takip Et!