Kelâmbaz

Anadolu Suyu İsterim

93 Harbinden sonra (Osmanlı- Rus savaşı) 1912 yılında gerçekleşen Balkan savaşı,  Osmanlı devletinin sonunu getiren öldürücü darbelerden ikincisidir. Bu savaşla ne kaybettik? Koskoca Rumeli’yi… Bilhassa, şu son asırda ardı sıra gelen felaketlere, savaşlara, mağlubiyetlere şahit olduk. Fakat hiç birisinde millet olarak aklımızı başımıza getirip birlik olamadık. Dün olduğu gibi bugün de küresel kan emicilerin değirmenine su taşıdık. Moral bozulmasın diye mağlubiyetlerden söz edilmedi. Oysaki bunun sebeplerini konuşsaydık, belki de bugün dünya tarihinde çok farklı bir yerde olurduk. Hataları gizleyip örtmektense gelecekte tekrarlanmaması ve bizden sonraki nesile ibret olması için anlatmak en doğrusudur. Zira tarih tekrardan ibarettir. Hayatta kalmak isteyen milletler geçmişten ders almak, ona göre hal çarelerine başvurmak zorundadır. Kısaca “gaflet”in bizi de aynı girdaba düşürmemesi için uyanmalıyız.

Bunun için Fransız savaş muhabiri olan Staphen Lauzan’ın “Osmanlı’nın Bozgun Yılları” Münevver Ayaşlı’nın “Rumeli ve Muhteşem İstanbul” ve Justin McCarthy’ın “Ölüm ve Sürgün” kitaplarını okumalıdır.

Balkan harbi şiddetli bir şekilde devam ederken, halk perişan, askerim yiyecek ekmek bulamıyor, savaşmaya takati yok. Binbir macera… Bu makalede, bir Bulgar yüzbaşısının dilinden Osmanlı askerinin asalet ve gurur verici bir hatırasını okuyacaksınız.

“Ben iki yüz elli askerden ibaret olan bölüğümle ileri hatta doğu cephesinde siperlere doğru taarruz ediyordum. Bölüğümden çok da can kaybı verdim. Yedek askerin siperleri diğer askerimiz tarafından zapt edilmişti.  Benim karşımda ise nizamiye bulunuyor ve sebat ediyordu. Nihayet yan ateşe maruz kalan nizamiye, siperleri terk etmeye başladılar. Fakat birkaç kişi siperden çekilmiyor, olanca şiddetiyle bize ateş ediyordu. Bunlardan birisi birkaç ateşten sonra siperin içerisinde doğruldu. İki eliyle silahını kaldırdı ve üzerimize fırlattı. Biz ilerliyorduk. Silah sesleri azaldı, bir müddet sonra kesildi. Siperlere askerlerimle girdim. Bütün kıtamız geri çekildiği halde bu ana kadar bize ateş eden kimdi acaba?

Gerçi birçoğu ölmüştü. Fakat bize ateş edenlerin 4 asker olduğunu, bunlardan üçünün öldüğünü, birisinin ise boğazından ve elinden yaralandığını gördüm. Yarasının sarılması için sıhhiye görevlilerine emir verdim. Bu Osmanlı askeri gözlerini açtı ve dedi ki:

Siz kimsiniz?

Bulgar’ız dedim.

Bu sözü işitince eliyle bizim yardımımızı reddetti. Gözlerini kapadı. Bir saniye sonra:

Suyunuz yok mu? Su isterim dedi.

Matarayı verirken “Bu ne suyudur?” diye sordu. Tunca suyu olduğunu söyledik. Eliyle matarayı iterek beraberce öldüğü askerleri işaret ederek:

“Biz Anadolu suyu isteriz! Dedi ve ebediyen gözlerini kapadı. “

Yaralı olarak, canını vermek üzereyken bir yudum su ne demek düşüne biliyor musunuz? Şanı yüce askerimiz o korkunç su arzusuna rağmen düşmanın uzattığı suyu reddedip, son arzusuna kavuşamadan ahirete göç ediyor.

Evet… Bu savaşın sonunda çok şeyimizi kaybettik. Beş yüz yıllık yurdumuz, Rumeli elimizden çıktı. Yüz binlerce insan düşman çizmesi altında ezilmemek için evini yurdunu terk etti; muhacir olarak yollara döküldü. Bir yanda kar, tipi, bir yanda amansız soğuk ve açlık… Sonu belirsiz bir ölüm yolculuğuna çıktılar.

1 comment

  • Mehmet Can , biraz tarih bilseydiniz Rumeli nin diyar ı Rumdan vatan anlamında bir farkı olmadığını bilirdiniz .Biraz tarih biraz coğrafya bilseydiniz , Tunca nın Dicle den , çoruh tan Gediz den daha az bizim olmadığını bilirdiniz.
    O Anadolu suyu isteyen şehit bilmiyor olabilir ama siz bilmeliydiniz.
    Bilseydiniz böyle Anadolu goygoyculuğu yapmazdınız .
    Bilgiyle kalın….
    Adnan Katipoğlu

Bizi Takip Et!