Kelâmbaz

Ak Akçe’nin Kara Günleri: Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi

Osmanlı İmparatorluğu” dediğimizde; henüz Türk vatanı haline gelmiş 13. asır Anadolusundan, 20. yüzyıla kadar geçen çağlar boyunca varlığını korumuş ve bulunduğu coğrafyaya mührünü vurmuş bir devletten bahsediyoruz. Bugün, iktisat tarihçileri câmiasında mümtâz bir mevkîi olan Prof.Dr.Şevket Pamuk’un “Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi” isimli eserini konuşacağız. Eser bizlere 13.ncü asırdan 20.nci asıra uzanan çağlar boyunca gelişen siyasi iklimlerde, ekonomik ve iktisâdî hayâtın renkli ve dramatik tasvirlerini sunuyor.

Kitap iktisadi vaziyetin çıkmaza girdiği şartlarda, Osmanlı idârecilerinin pratik ve gerçekçi yaklaşımlarını ve mali reflekslerini anlatıyor. Bu anlatım eş zamanlı olarak Avrupa’daki paralel ve zıt gelişmelerle birlikte sistematik bir çerçevede sunulduğu için esere oldukça kıymetli bir başvuru kitabı niteliği kazandırmış. Aynı zamanda Osmanlı mâli ve ekonomik gidişâtına dâir uzun devirleri kapsayan grafikler, okuyucuya geniş bir bakış açısı sunuyor. Eser, akademik olmanın yanında, Osmanlı tarihine dair başlıca eserleri okumuş hevesli araştırmacılar için de kolay okunabilir ve akıcı bir dille yazılmış.

Giriş Kısmını müteakip kitabın ilk bölümü olan Osmanlı Devleti Kurulurken Ticaret ve Para, 13. asırda Anadolu piyasalarında dolaşan Bizans ve İlhanlı kaynaklı sikkeler ve devrin para olarak telakkî edilen madenleri altın ve gümüş üzerinedir. Altın ve gümüşün Hint’te, Anadolu’da ve Avrupa’daki kıymetlerindeki farklılık, tüccarlara bu metallerin kıtalar arası taşınması fikrini verir. Tacirlerin büyük bir kar sağladıkları bu alış-veriş ve onlarca Anadolu ve Balkan şehrinde kurulmuş darphanelerde sıkı kurallar doğrultusunda, para basım organizasyonunun yürütülmesi bu kısmın anlatımları arasında. Her ne kadar altın ve gümüş Osmanlı parası olarak geçse de, büyük ödemelerin gerçekleştiği ticaret ve ihaleler dışında içtimâi hayatta Osmanlı halkının büyük çoğunluğu için para beyaz renginden dolayı akçe denilen gümüş para idi.

 

Bir Ortaçağ Darphanesinde Sikke Kesim ve Vezin Ameliyesi

 

Osmanlı Maliyesi’nin En Önemli Silahı: Tağşiş

 

Kitabın en çarpıcı bölümlerinden “Müdahalecilik ve Tağşiş Politikası” bizim bugün hiç de yabancı olmadığımız bir târihi mefhumu irdeliyor: Enflasyon. Tağşiş, arapça perdelemek fiilinden türemiş bir kelime. Piyasaların kontrolünün nispeten kolay olduğu devirlerde, devletlerin topladığı vergiler gelir kalemini oluştururken, ordu-donanma harcamaları ve şehirlerin ihtiyaçları en önemli gider kalemi olarak beliriyordu. Bir şekilde umulduğu miktarda toplanamayan vergiler, maaşları ödemeye yetmediğinde, bütün Ortaçağ monarşilerinin başvurduğu çözüm; paranın yani akçenin içindeki gümüş içeriğini azaltıp, aynı miktar gümüş ile daha fazla akçe basma yoluna gitmek oluyordu. Gümüş miktarı azalan bu akçeler Osmanlı Hükümetleri için bir defaya mahsus büyük bir gelir oluyor, hazinenin nefes almasına imkan veriyordu. Fakat tağşişi müteakip fiyatların akçedeki değişiklik ile orantılı olarak yükselmesi enflasyonist bir unsur olarak cemiyette ve askerler arasında büyük huzursuzluklara sebep oluyordu.

“Beylerbeyi Vakası olarak bilinen 1589’daki bu olayda, yeniçeriler Osmanlı tarihinde ikinci defa bir tağşişe karşı ayaklanmışlardır. (Bir tağşişe karşı ilk ayaklanma 1444’te olmuştu; bkz. Bölüm 3, s. 60-63. Aradaki dönemde ayaklanma olmamasının temel nedeni, akçenin istikrarı ya da gümüş içeriğinin fazla değişmemesidir). Ayaklanma, para işlerinden sorumlu olan ve tashih-i sikke işlemi için gerekli kaynağı yaratmak amacıyla yeni vergiler getiren Rumeli beylerbeyi Mehmed Paşa ile Hazineden sorumlu Mahmud Efendi’nin kellelerinin alınmasıyla sonuçlandı. (Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi sayfa 155)

 

Tağşişlerin ele alındığı ilk başlık olan bu kısımda, cemiyet hayatını felce uğratan 17.nci asır felâketlerinden tam 1 asır önce; Fatih Sultan Mehmed devrinde, 3 dalga halinde uygulanmış tağşiş politikası ve bunun içtimaî-malî akisleri oldukça çarpıcı bir üslupta işleniyor.

Osmanlı cemiyetinde “Kredi ve Finans” tatbikatlarının ele alındığı başlık altında, yazar titiz çalışmalar neticesinde elde ettiği, şehirlerdeki sıradan halka ve imparatorluğun yüksek kademelerine dair ilginç kredi ve ortaklık ilişkilerine değiniyor. Hanefi fıkhının zengin fetvâları ile dini endişelerini gideren Osmanlıların; Bursa, Halep, Konya gibi şehirlerde para vakıfları sayesinde büyük ticari ve endüstriyel teşebbüsler içerisinde olduğu işleniyor.

“Son yıllarda Murat Çizakça da 16. yüzyıldan 18. yüzyılın sonuna kadar Bursa’da faaliyet gösteren para vakıflan üzerine aynntılı bir çalışma yapmıştır. Bu araştırma, para vakıflanın çoğunlukla hane halklarına ve küçük iş sahiplerine küçük miktarlarda borç verdiklerini, bu fonların büyük bir bölümünün tüketim amaçlı olarak kullanıldığını göstermektedir. Çizakça’nın bulgulan para vakıflarının yaygın olarak faaliyet gösterdiğine, örneğin 18. yüzyılın herhangi bir anında, Bursa kent nüfusunun yaklaşık yüzde 10’u kadar geniş bir kesimin para vakıflarından kredi kullanmakta olduğuna işaret etmektedir.(Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi sf.89)”


Fiyat Devrimi’nin Osmanlı Ekonomisi’ne Tesirleri

16.ncı asrın sonlarında, tüm eski dünyada içtimaî hayatı sarsan bir gelişme olan fiyat devriminin tesirleri “Fiyat Devrimine Yeniden Bakış” serlevhâsı altında inceleniyor. Yazar, Osmanlı ülkesindeki iktisadî-askerî çözülmenin arkasında; izlenen politikaları ve demografik müessirleri teker teker ele alıyor. Saray mutfakları, narh defterleri ve vakıf defterleri üzerinden hazırladığı 15-18. yüzyıllar arasında seyreden fiyat endeksleri ve akçeye yönelik grafikleri sunuyor. Şüphesiz bu verilerin vardığı en çarpıcı netice, 20.nci yüzyılın son çeyreğine kadar kabul gören fiyat devriminin Osmanlı iktisadi ve endüstriyel gerilemesindeki rolünün abartılı olduğunu ortaya koyması.

 

Galata sırtlarından Haliç ve İstanbul (18.yüzyıl)

 

Akçe’ye veda, merhaba Osmanlı kuruşu

Osmanlı Devleti’nin en görkemli devri olan 16.ncı asır, Avrupa’da kimi müverrihlerce Türk asrı olarak nitelendirilirken, 17.nci asır imparatorluğun müzminleşen problemlerle boğuşup, ciddi sarsıntılar geçirdiği bir devir. “Tağşişler ve Çözülüş” ve “Yeni Osmanlı Kuruşu” başlıkları altında bu çözülmenin parasal ve ekonomik cihetleri ele alınıyor. Celali İsyanlarının kasıp kavurduğu 17.nci asrın ortalarında merkezi idarenin zayıflaması ile birlikte ayarı bozulan akçenin de itibarının yok olması ve dolaşımdan kalkması, Avrupa’dan ithal kuruşun -ki Almanca büyük manasında grochen’den gelir- Osmanlı piyasasına hâkim olması anlatılıyor. Tıpkı Bizans gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun da özelliği, büyük inhitât anlarında bünyesinden çıkardığı kahramanların, iktidar dizginlerini ele alıp işleri tekrar yoluna koyması. 18.nci asırdaki huzur ve nizâmı tesis edecek hamlelerden biri de kuruşun başarılı bir şekilde Osmanlı parası olarak kabul edilmesi oluyor.

Sultan’ul Berreyn ve Hakan’ul Bahreyn (İki Karanın-Anadolu ve Rumeli- ve İki Denizin- Akdeniz ve Karadeniz- Sultan oğlu Sultanı) yazılı hicri 1115 miladi 1703 tarihinde Konstantiniyye’de, III. Ahmed adına basılmış gümüş para

“Çift Metâlli Düzenden Topal Altın Standardına” başlığı altında yazar, Osmanlı Devleti’nin sancılar içinde geçirdiği 19.ncu yüzyılda, kâğıt para, dış borçlanma ve uzun harplerin finansmanında yeni tanıştığı bankalarla serüvenini irdeliyor. Yüzyılın ortalarında Amerika’da çıkan dev mâdenler, kısa sürede gümüşün değerini düşürünce, Avrupa piyasaları tek kıymetli maden olarak altını tanıdıklarını deklare eder.  Şevket Pamuk, bu durumun aynı zamanda kapitalist burjuva kentlinin altını ile, zirâi köylünün gümüşü arasında bir mücadelenin neticesi olduğunu vurguluyor. Osmanlı devleti de Avrupalıların baskısı ile durumu kabul etse de, ödemelerde gümüşün ağırlığını olabildiğince koruması düzene “Topal Altın Devri” ismini veriyor.

Kitabın sonunda ek halinde, Vergi, Para ve Darphaneler üzerine Osmanlı Kanunnâmelerinden seçmeler ve İstanbul Kenti için hazırlanmış 1469-1914 yılları arasında fiyat endeksi ile birlikte paranın gümüş içeriğine dair faydalı bir grafik ve anlatım sunuluyor.

Müellif, kitabın hazırlanmasında İstanbul Başbakanlık Osmanlı Arşivleri, Mühimme Defterleri, Cevdet Tasnifi- Darphane, Hatt-ı Hümayûn Tasnifi, Mâliyeden Müdevver, İbnü’l Emin Tasnifi- Darphane ve Ali Emîri Tasnifi’nden istifâde etmiş.


Debreli Hasan’ın bir önceki yazısı:  Bizans cephesinden Malazgirt Muharebesi

Yorum Yaz